Kadir Gecesi
Bu gece, kulluk idrakiyle camiye
gidiyoruz,
Bin aydan hayırlı sırra erip, feyze dalıyoruz,
imama uyarak, cemaatle namaz kılıyoruz,
Kat kat sevabından mahrum etme, Allah’ım.
Bu gece, melekler saf saf semadan inermiş,
Gafil olmayanların üzerine rahmet saçarmış,
Bütün Müslümanlar, gönlünü Rabbe açarmış,
Sen Tevvabsın, tövbemizi kabul et, Allah’ım.
Daha ruhlar âleminde iken, Sana söz verdik,
Bir hiçken, “ahsen-i takvîm” üzere yaratıldık,
Bu dünyada kalıcı değiliz, imtihan için geldik,
Bu gece, rızana erenlerden eyle bizi, Allah’ım.
Varsın ve birsin amenna, yoluna baş koyduk,
indirdiğin Kuran-ı Kerime ve Resulüne uyduk,
Suçumuz ziyade, Sana layık bir kul olamadık,
Rahmetin gazabını geçmiştir, medet Allah’ım!
Şükrünü eda etmek üzere, gufranını diliyoruz,
Bu gece, uyumuyoruz, hamd ü sena ediyoruz,
Bize yakışmayan günahtan arınmak istiyoruz!
Habibin hürmetine, mü’minleri affet Allah’ım.
Rahmet kapısını, sonuna kadar açık bıraktın,
Emanetini koruyamasak da, darda koymadın,
Rahman’sın, bizi daima dalâletten esirgedin,
Bu gecenin nurundan nasibimizi ver, Allah’ım.
Tefekküre dalalım, meleklerle selamlaşalım,
Ebedi rahmet deryanda, sırılsıklam ıslanalım,
Leyle-i Kadir Gecesi, gönül huzuruna erelim!
Cennet-i alada nur cemalini görelim Allah’ım.
(Celle Celalü-Hü)
Ölünün Odası
Bir oda, yerde bir mum, perdeler
indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek, korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda, çivilerin gölgesi;
Artık ne bir çıtırtı, ne de bir ayak sesi...
Yatıyor yatağında, dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarsafla örtülü.
Bezin üstünde, ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam, mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir ân kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir ân;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm…
Ağlamak
Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere
Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre
Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlıyabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli
Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli-gülmeli.
Sevin ağlıyabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.
Yoruldum
Ya yollarım dikleşti, ya dermanım
kalmadı
Bacaklarım isyanda, anladım ki duruldum
Ya bu kullar zıtlaştı, ya yordamım
kalmadı
Vefa dost kurşununda, yüreğimden
vuruldum..
Karaçalı misali, kör baht düştü
peşime
Her mehtaplı gecede, duman çöktü
düşüme
Buz kestim Ağustosta, kök söktürdü
üşüme
Dondu gülün yaprağı, bir fiskeyle
kırıldım..
Her akşam mor tepede kızıl gruba
hayran
Gönlüme bağdaş kuran, kader
kısmete kurban
Şifa sanıp içtiğim zehir oldu
her çorbam
Bir eser bırakmadan, bu hayattan
sıyrıldım..
Yalanmış hep dostluklar,
dost aradı gözlerim
Dost acı söylese de dostadır
tüm sözlerim
Uçurumdan düşerken, dostu
arar ellerim
Sardı sukutu hayal, dost
olana darıldım..
Önce bende ben vardım,
şimdi yine ben varım
Yanımda dost var ise,
düşmanımla yaşarım
Sırtım dosta döndükçe,
sağ kaldıkça şaşarım
Her denize düştükçe,
yılanlara sarıldım..
Aman vermez gönlüme
anlaşılmaz tezatlar
Dostun dosta attığı
gülden iner
tokatlar,
Ya çok katı ya cıvık, ayar tutmaz hamurlar
Hayat denen ustanın
ellerinde karıldım..
Ömür bir deniz
ise, dosttur
onun kıyısı
En zor gününde
çıkar gerçek
dostun sayısı
Dostu tahlil
etmekle geçti
ömrün yarısı
Gönülde mecal bitti anladım ki yoruldum..
|