|
Lanetlenmesi ve Cennetten Kovulması
Hz.Adem'e (a.s) secde emrine
kadar hissiyatına dokunan bir teklif yapılmamış
ve imtihan olunmamıştı. Onun bu ana kadar,
Allah'ın emirlerine göre mi, yoksa öz nefsinin
isteklerine göremi hareket ettiği bilinmiyordu.
Emir hissiyatına ters düştü ve emri yerine
getirmekten kaçındı. Gerekçesi, kendisinin
ateşten, Adem'in ise topraktan yaratılmış
olmasıydı. Böylece o, ateşin topraktan üstünlüğü
gibi iki madde arasında, aslında olmayan bir
farklılık görmüştü. Her iki maddenin
yaratıcısının da Allah olduğunu itiraf etmesine
rağmen Adem'in yeryüzünde Allah'ın halifesi
olması, Allah'tan bir ruh taşıması gibi asıl
üstünlüklerini bilmezden gelmişti. Adem'de
toprak toprak, kendisinde ateşten başka bir
mahiyet görmemiş; ölüden diri, diriden ölü
yaratan ve bütün meziyetleri bahşeden Allah'ı
maddeye mahkum sanmıştı.
Bu anlayış, Şeytan'a Allah huzurundan kovulma,
rahmetinden ümit kesme ve kıyamete kadar O'nun
lanetini haketme dışında hiçbirşey kazandırmadı.
Çünkü o dar görüşlüydü, maddenin ötesini
görememişti. Maddeyi tek ve gerçek ölçü sanmakla
şeytanca bir yanılgıya düşmüştü.
Şeytanın bu itirazı, büyüklük taslamaya ve
neticede kendisini inkara götüren bir isyana
dönüştü. Çünkü o, neticede sahibini alçaltacak
olan bir büyüklük anlayışına sahipti.
Yücelik sıfatları kendisine ait olan Yüce Allah,
bu emirle onu bulunduğu makamdan derhal azledip
indirdi. Kibirine karşılık küçüklüğe ve hakarete
mahkum etti. Aslının ateş olmasına güvenerek,
hayırlılık ve fazileti kendisinde aslından
intikal eden bir miras, elinden alınmaz bir
kişisel özellik gibi varsayarak bu imtihan
zamanına kadar bulunduğu o mutluluk makamından
düşmeyeceğini zanneden ve bu zannıyla:
Yaratıcı'nın emrini eleştirmeğe kalkışan İblis'e
bu ilâhî emir, eşyanın bütün özelliklerinin
sadece bir Allah vergisi olduğunu, bu şekilde
bir defada fiilen anlatıverdi.
(Elmalı Tefsiri, Araf Suresi) Cenab-ı Hak
buyuruyor:
Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada
büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık!
Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi.
(Araf, 13)
|