islami sohbet, islami chat, islamisohbet, dini sohbet, dini chat islami sohbet, islami chat, islamisohbet, dini sohbet, dini chat
Sunucu KuRaLLaRi
Dunya imtahan Yeridir
Gunun Siiri
Hz.Muhammed
Peygamberler
Son Peygamber
Abdest & Gusul
Hadis-i & SerifLer
iSlamin Şartlari
imanin Şartlari
KiYaMet GüNü
Dini BiLgiLer
Dini Hükümler
Dinimiz isLam
Dini Tabirler
Dini Yasaklar
Bereat KanDiLi
MiRac KanDiLi
MevLid KanDiLi
KaDir Gecesi
ReGaib KanDiLi
Mahrem Konular
Merakli Konular
iSLamda Evlilik
Dini Hikayeler
Dini Fikralar
Cennet & Cehennem
Vesvese ve Careleri
Kurban Ve Bayram
Oruc Ve Ramazan
Hanim Sahabiler
itikadi Konular
Kaza ve Kader
Kabir Hayati
Ruya TabirLeri
Esma-ul Husna
GuzeL SozLer
Ruh Nedir
MeLekLer
Mektubat
Dualar
Hac
Olum Ve Ahiret
Namaz
Seytan Nedir
Sihir Ve Buyu
Zekat
Sağlik
Tevhid
Tasavvuf
Tevekkul
BayBurt
Kozmik Bilim
iSlamiYet
iSLamYoLuM
HaberLer
HemZiyaret HemTicaret
Tekrdag Sohbet
Mini Sozluk
 
iSLami Sohbet, iSLami Chat, Sohbet, Chat, Sitesine Hoş Geldiniz.... iyı SohbetLer Dileriz
   Sohbet Girisi
Rumuz
Sifre
mirc
PeyGamBerLer
1. Hz. Âdem

Hz. Adem , yeryüzünde ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanlarin babasi'dir. Cesitli memleketlerden getirilen topraklari melekler su ile camur yapip, insan sekline koydular. Mekke ile Taif arasinda 40 yil yatip salsal oldu. Yani pismis gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselamin nuru alnina kondu. Sonra Muharrem'in onuncu Cuma günü ruh verildi. Her seyin ismi ve faydasi kendisine bildirildi. Boyu ve yasi kesin olarak bildirilmedi. Allahü tealanin emri ile bütün melekler, Adem'e secde etti, ama Iblis (seytan) kibirlenip, bu emre karsi geldi ve secde etmedi : « Hani biz meleklere (ve cinlere): Adem'e secde edin , demistik. Iblis haric hepsi secde ettiler. O yüz cevirdi ve büyüklük tasladi, böylece kafirlerden oldu »(Bakara, 34) . Hz. Adem 40 yasinda Firdevs adindaki Cennet'e götürüldü. Cennet'de yahut daha önce Mekke disinda uyurken, sol kaburga kemiginden Hz. Havva yaratildi. Allahü teala onlari birbirine nikah etti. Yasak edilen agactan unutarak ve Iblis'in oyununa gelerek önce Havva, sonra Adem aleyhisselam yedikleri icin Cennetten cikarildilar. Adem aleyhisselam Hindistan'da Seylan (Ceylon) adasina, Havva ise Cidde'ye indirildi. 200 sene aglayip yalvardiktan sonra , tövbe ve dualari kabul olup, hacca gitmesi emr olundu: «Sonra Rabbi onu seckin kildi; tevbesini kabul etti ve dogru yola yöneltti »(Ta'ha, 122) . Arafat ovasinda Havva ile bulustu. Kabe'yi insaa etti. Hz. Adem her sene hac yapardi. Arafat meydaninda veya baska meydanda , kiyamete kadar gelecek cocuklari belinden zerreler halinde cikarildi. «Ben sizin Rabbiniz degil miyim ?» diye soruldu. Hepsi «Evet » dedi. Sonra hepsi zerreler haline gelip, beline girdiler. Yahud belinden yalniz kendi cocuklari cikti. Sonra Sam'a geldiler. Burada cocuklari oldu. Neslinden 40.000 kisiyi gördü. 1500 yasinda iken cocuklarina peygamber oldu. Cocuklari cesitli dillerde konustu. Cebrail aleyhisselam 12 kere geldi. Oruc, her gün bir vakit namaz ve gusül abdesti emredildi. Kendisine kitap verilip, fizik, kimya, tip, eczacilik, matematik bilgileri ögretildi. Süryani, Ibrani ve Arabi diller ile kerpic üstüne cok kitap yazildi. Bir rivayete göre 2000 yasinda iken Cuma günü vefat etti. Hz.Havva 40 sene sonra vefat etti. Kabirlerinin Kudüs'de veya Mina da Mescid-i Hif'de veya Arafat'da oldugu rivayetleri vardir. Habil ile Kabil Habil ile Kabil Hz.Adem'in ogullarindan ikisidir. Habil'in Allah'a yaptigi kurban'in kabul edildigi ve kendi kurbanin Allah tarafindan kabul edilmedigi icin Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma makamina mazhar olur. Sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altina gömdü. Allahü teala Kur'an-i Kerimde mealen buyuruyor ki : « Allah nezdinde Isa'nin durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yaratti. Sonra ona «OL !» dedi ve oluverdi »(Al-i Imran, 59) . Burada deginilen durum, Hz.Isa'nin ve Hz. Adem'in babasiz dünyaya gelmeleridir (M.K.). Peygamberimiz Muhammed (S.A.V.) Hz. Adem hakkinda : « Allahü teala Adem'i (aleyhisselam) yeryüzünün her tarafindan aldirdigi topraktan yaratti. Bu sebeple zürriyetinden siyah, beyaz, esmer, kirmizi renkte olanlar oldugu gibi, bazilari da bu renklerin arasindadir. Bazisi yumusak, bazisi sert, bazisi halis ve temiz oldu » (Hadis-i serif, Müsned-i Ahmed bin Hanbel) buyurmustur. Hz. Adem 5 seyi ile bahtiyar olmustur: 1) Hatasini itiraf etmek 2) Pismanlik duymak 3) Nefsini kötülemek 4) Tevbeye devam etmek 5) Rahmetten ümidini kesmemek Iblis de 5 seyden bedbaht olmustur: 1) Günahini ikrar (saklamadan söylemek) etmemek 2) Pismanlik duymamak 3) Kendini kötülememek 4) Kendini kötülemeyip azginligini Allahü Teala'ya nisbet etmek 5) Rahmetten ümidini kesmek ________________ oOo _________________ Faydalandigim Eserler: Kur'an-i Kerim ve aciklamali Türkce Meali, Kral Fahd Matbaasi, Medine-Münevvere, 1992

2. Hz. Sit

1.Sit aleyhisselam hakkinda genel bilgiler Sit aleyhisselam Adem aleyhisselam'dan sonra gönderilen - ikinci - peygamberdir. Adem aleyhisselam'in oglu'dur. Babasi vefat edince kendisine peygamberlik ve ayrica 50 suhuf kitap verildi. Sit ismi Ibranice olup Arapca'da Allah'in hibesi (hediyesi) manasindadir. Sit yerine Sis de denilmistir. 2.Sit aleyhisselam'in hayati Adem aleyhisselamin ogullarindan Kabil'in Habil'i sehid etmesinden 5 veya 30 sene sonra dünyaya gelen Sit aleyhisselamin alnina son peygamber Muhammed (S.A.V.)'in nuru intikal etti ve onun alninda parladi. Hz. Adem bu oglunu diger cocuklarindan cok severdi. Bütün evladi üzerine onu reis yaptigi gibi, vefat edecegi zaman bütün yeryüzünün halifeligi icin onu tayin etti. Sit aleyhisselam babasi Hz. Adem ile veya kardesleriyle beraber Kabe'yi balcik camuru kullanarak tastan yapti. Adem alehisselamin vefatindan sonra, Sit aleyhisselama peygamber oldugu bildirilip vahiy geldi. Allahü Teala Sit aleyhisselama 50 suhuf (sayfa) kitap gönderdi. Hz. Sit'e nazil olan suhuf'da; hikmet ve riyaziye (matematik) ilimleri, kimya, simya ilmi ve cesitli sanatlar, ayrica daha bir cok seyler bildirildi. Sit aleyhisselam dininin esaslari, Adem aleyhisselam'in bildirdigi dinin esaslarina uygun idi. Sit aleyhisselam 1000 sehir kurup sinirlarini tesbit etti. Her sehrin kapisinda : « La ilahe illallah, Adem Safvetullah, Muhammed Habibullah » yazili idi. Sit aleyhisselamin cocuklari ve torunlari kurduklari sehirlerde huzurlu ve mesud yasadilar. Sam'dan Yemen'e de giden Sit aleyhisselam, Habil'i sehit ettikten sonra Yemen'e gidip azginlasan Kabil'in cocuklarina ve torunlarina Allah'in yasaklarini ve emirlerini anlatti. Bu kavim Hz. Sit'in davetini kabul etmeyip azginlik gösterdiler. Hz. Sit onlar ile cihad etti. Bu savasta kilic kullandi. Sit aleyhisselam vefat etmeden önce yerine oglu Enus'u halife tayin etti. Sit aleyhisselam vefat ettikten sonra kuvvetli rivayete göre Mina'daki mescidin minaresi dibinde medfün olan Adem aleyhisselam'in yanina defn edildi. Adem aleyhisselam vefat edecegi zaman oglu Sit aleyhisselama: "Yavrum ! Bu alninda parlayan nur, son peygamber olan MUHAMMED (S.A.V.)'in nurudur. Bu nuru mü'min, temiz ve iffetli hanimlara teslim et ve ogluna da böyle vasiyette bulun" buyurdu. Ebu Zer Gifari radiyallahu anh söyle rivayet etti: "Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem'e: «Ya Resulallah ! Allahü Teala kac kitap gönderdi ? » diye sordum. « 104 kitap gönderdi. Sit'e 50 sahife indirdi...» buyurdu." Sit aleyhisselam hakkinda bilgimiz azdir, cünkü hakkinda herhangi bir ayet inmemistir

3. Hz. Idris

Hz. Idris, Hz. Sit aleyhisselamin torunlarindan bir peygamberdir. Kendisine 30 suhuf kitap verildi. Asil adi Ahnuh' (Hanuh) dur. Kur'an-i Kerimde, cok kitap okudugu icin ona Idris lakabi verilmistir. Ayrica, kendisine peygamberlik, hikmet ve sultanlik verildigi icin « müselles bin ni'me » (kendisine 3 nimet verilen ) de denilmistir. Idris aleyhisselam'in Babil veya Misir'da Münif'de dogup yasadigi rivayet edilmistir. Babasinin ismi Yerd'dir. Annesinin ismi Berre veya Esvet'tir. Kendisi Adem aleyhisselamin altinci göbekten torunudur. Adem (a.s) kadar olan nesebi söyledir: Idris (a.s) - Yerd - Mehlail - Kinan - Enus - Sit (a.s) - Adem (a.s). Idris aleyhisselamin pek cok evladi olmustur. Bunlardan en meshuru Metüselah'dir, cünkü Resulullah efendimizin nuru Idris aleyhisselamdan sonra ona gecmistir. Adem aleyhisselam'in oglu Kabil'in evladindan olan bir topluma peygamber gönderilmistir. Cebrail aleyhisselam 4 defa gelip ona Allah'in emir ve yasaklarini bildirmistir. Idris aleyhisselamin bunlari insanlara 105 veya 120 sene bildirdigi rivayet edilmistir. Kendisine verilen bircok mucizelerden bazilari, agaclarda ne kadar yaprak oldugunu bilmesi, havadaki bulutlara cekilmeleri icin emir verebilmesi ve kendisinden sonra gelecek olan peygamberleri haber vermesi idi. Insanlara peygamberimizin vasiflarini ve kendisinden sonra vukuu bulacak olan Nuh tufanini anlatmistir. Ama ne yazik ki kendisine cok az kisi itaat etmistir. Idris aleyhisselam 72 dil konusurdu ve her kavmi hak dine kendi dili ile davet etmistir. Kendisi 100 sehir kurmustur. Insanlara cok ilimler ögretmistir. Bunlardan bazilari fen, tip, astronomi ve daha nice ince ve derin ilimleri anlatti. Kendisi kalem ile yazan ve igne ile diken (bunun icin ona terzilerin piri de denilmistir) ilk insandir. Bunlar tabiiki Allah'in ona bir ihsanidir. Yeryüzünün meskun (yerlesilmis) yerlerini 4 bölgeye ayirip her birisine bir vekil tayin etmistir. Bir müddet sonra Asure gününde göge kaldirildi: « Kitapta Idris'i de an. Hakikaten o, pek dogru bir insan, bir peygamberdi .Onu üstün bir makama yücelttik » (El-Meryem, 56-57) . Bir rivayete göre eski Yunanlilar ve daha sonra gelen feylozoflar, fizik, kimya, ve tip ilimlerini Idris aleyhisselamin kitaplarindan almistir. Idris aleyhisselam hakkinda 4 ayet (Meryem; 56-57/Enbiya 85-86) inmistir. Allahü Teala mübarek Kur'an-i Kerim'de: « Ismail'i, Idris'i ve Zülkif'i de (yadet). Hepsi de sabreden kimselerdendi. Onlari rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi » (El-Enbiya, 85-86) buyurmustur. (yadet'mek: anmak, adini anmak, hatira getirmek, hatirlamak, M.K.). Peygamberimiz Muhammed sallallahu (a.s.) de bir hadis-i serifinde: « Ben (Mirac gecesinde) dördüncü kat semada (gökte) Idris (peygamber) ile karsilastim. Cibril bana:" Bu gördügün Idris'dir. Ona selam ver" dedi. Ben de ona selam verdim. O da benim selamima cevap verdi. Sonra bana:" Merhaba salih kardes, salih peygamber" dedi » buyurmustur.

4. Hz. Nuh

1.Hz. Nuh hakkinda genel bilgiler Nuh aleyhisselam, Idris aleyhisselam'dan sonra gelen peygamberdir. Peygamberlerin büyükleri olan ve kendilerine « Ülü'l-azm » (azm edilen) denilen alti peygamberden ikincisidir (Bu alti büyük peygamber sunlardir: Hz. Adem, Hz. Nuh, Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.), M.K.) . Bunun nedeni kavminin Nuh tufani diye adlandirilan gazap ile cezalandirilmalarindandir. 2.Hz. Nuh'un hayati Hz. Nuh, Idris aleyhisselamin göge cikarildiktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi. Insanlar putlara tapmaya basladi. Cenab-i Hak bunun icin Nuh aleyhisselami peygamber olarak gönderdi. O zaman 50 yasinda idi. Yillarca insanlari dine davet etti, putlara tapinmaktan sakindirdi ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi. Ama Nuh aleyhisselama kendi oglu Yam yani Ken'an bile iman etmedi, hatta alaya alip iskence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elci olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabindan korkuyorum » (A'raf, 59) . Nuh aleyhisselam insanlarin davetine icabet etmedikleri icin onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak saskinliklarini artir » (Nuh, 24) . Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam gemi yapmasini emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarinca gemiyi yap ve zulmedenler hakkinda bana (bir sey) söyleme ! Onlar mutlaka bogulacaklardir ! » (Hud, 37) . Gemi bitince tufan oldu (denizler tasti ve her taraf su oldu). Nuh aleyhisselam sayisi 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katli olan gemiye bindi. Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer cift aldi. Oglu Ken'an'i da gemiye almak istedi, ama o "Beni sudan koruyacak bir daga siginacagim" dedi, gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alip bogdu. Allah Teala da Nuh aleyhisselamin bu oglu hakkinda af dilemesine karsilik: « (...) Ey Nuh ! O asla senin ailenden degildir. Cünkü onun yaptigi kötü bir istir. O halde hakkinda bilgin olmayan bir seyi benden isteme.(...) » (Hud, 46) buyurdu. Sular daglari asti, insanlar ve hayvanlar telef oldu. 150 gün gectikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu cek; göge: ey gök sen de yagmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yagmur durdu, sular cekildi. Gemi Irak'taki Cudi dagina oturdu. Hz. Nuh'a inanip kurtulan insanlar ac olduklari ve dagda yiyecek olmadigi icin Nuh aleyhisselamin emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birlestirdiler ve böylece ilk defa Asure yemegini yaptilar. Insanlar Nuh aleyhisselamin 3 oglu Sam, Ham ve Yafes'ten türedigi icin Hz. Nuh'a ikinci Adem de denir. Nuh aleyhisselamin 1000 yasinda vefat ettigi söyleniyor, ama Kur'an-i Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yildan 50 yil eksik bir süre yanlarinda kaldi.(...) » (El-Ankebut, 14) geciyor. . Hz. Nuh gemicilerin ve marangozlarin piri sayilir, cünki bu isleri Allah'in ihsaniyla ilk defa o yapmistir. 3. Nuh suresi Nuh suresi Mekke'de nazil olup 28 ayettir. Hatt-i Osman'a göre 71. suredir. Nuh aleyhisselamin kavmine gönderilisini ve Nuh tufanini anlattigi icin sureye bu ad verilmistir. Peygamberimiz (s.a.v)'de Hz. Nuh hakkinda: « Nuh (aleyhisselam) 'Bismillah' ve 'Elhamdülillah' demeden büyük olsun, kücük olsun herhangi bir is yapmazdi. Bu sebeple Allahü Teala onu 'Cok sükredici bir kul' olarak isimlendirdi » (Taberani; Ibn-i Cebir) buyurdu. Bediüzzaman Said Nursi de Nuh tufani hakkinda sunlari yazmistir: « Padisah-i bimisal, kavm-i Nuh'un mahvi icin semavat ve arza emir vermis. Vazifelerini yaptiktan sonra ferman ediyor: " Ey arz! Suyunu yut. Ey sema! Dur, isin bitti. Su cekildi. Dagin basinda me'mur-u Ilahinin cadir vazifesini gören gemisi kuruldu. Zalimler cezalarini buldular." Iste su uslubun ulviyetine bak. " Zemin ve gök iki muti' asker gibi emir dinler, itaat ederler " diyor. Iste su uslub isaret eder ki, insanin isyanindan kainat kiziyor. Semâvat ve arz hiddete geliyorlar. Ve su isaretle der ki: " Yer ve gök iki muti asker gibi emirlerine bakar bir Zata isyan edilmez, edilmemeli..." » 4.Hz. Nuh'un evladlarina vasiyeti « Bunlardan (ilk) ikisini birakmayiniz, ikisini de hazer ediniz (yapmayiniz) 1. La ilahe illallah 2. Subhanallah vebi hamdihiy'dir 3. Gavurluktan (sakinin) 4. Kibir ('den sizi nehyederim) »

5. Hz. Hud

Hz. Hud Yemen'de bulunan Ad kavmine gönderilen peygamberdir: «Ad kavmine de kardesleri Hud'u (gönderdik). (...) » . Nuh aleyhisselamin oglu Sam'in neslindendir. Bir ismi de Abir olup, lakabi Nebiyyullahtir. Hz.Hud'un ismi (veya nesebi) hakkinda 2 rivayet vardir: Hud bin Abdullah bin Riyah (veya Ribah) bin Él-Halud bin Ad bin Avs bin Irem bin Sam bin Nuh Hud ibni Salih ibni Erfahd ibni Sam ibni Nuh ibni Ebi Ad'dir. Yemen'de Aden ile Umman (Oman) arasinda bulunan Ahkaf diyarinda Hz. Hud dogup büyüdü. Cocukluktan itibaren Allah'a ibadet ederdi. Ara sira ticaret yapan Hz. Hud gayet sefkatli ve cok cömert idi. Kavmi (Ad) bolluk ve bereket icinde ve gösterisli binalar yaparak azmistir. Bütün nimetleri kendilerine veren Allah'i unutan Ad kavmi putlara tapmaya basladi. Hud aleyhisselam bu kavme peygamber olarak gönderildi ve Hz. Hud Nuh aleyhisselamin bildirdigi dinin esaslarini Ad kavmine bildirdi: «(...) O dedi ki: " Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. Hala sakinmiyacak misiniz ? » . Allah'a itaat edip, Ona ibadet etmelerini söyledi. Allah "onlara putlara tapmaktan, zulüm etmekten vazgecmeleri, insanlara merhametli olup onlara eziyet etmemeleri, insanlari sasirtmak maksadiyla yollara aldatici isaretler ( Ad kavmi, yolculari sasirtmak ve onlarin cölde kaybolup gitmelerine gülmek (alay etmek) icin yollara yanlis isaretler koyarlardi, M.K.) koymamalari, insanlarla alay etmemeleri, onlari öldürüp mallarini soymamalarini ve bütün varligi yaratan bir olan Allah'a ibadet etmeleri icin nasihatte bulunmak " üzere Hud aleyhisselami Ad kavmine yolladi. Ne yazik ki bircok kabileler gibi Ad kavmi de peygamberine karsi geldi: « Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik icinde görüyoruz ve gercekten seni yalancilardan saniyoruz » . Hud aleyhisselam onlari Allah'in azabi ile korkuttu ise de pek az kisi iman etti. Ama Hud aleyhisselam yelmedi ve imana davet etmeye devam etti: « Ey kavmim ! Rabbinizden bagis dileyin; sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize gögü (yagmuru) bol bol göndersin ve kuvvetinize kuvvet katsin. Günah isleyerek (Allah'tan) yüz cevirmeyin » . Kavmi ise ona hakaret etti, hatta kendinden gecinceye kadar onu dövdü. Bu - alcakca - dövme olayi da Sadad isimli Ad kavminin en zengini ve böylece bunlarin basinin (emir): " Ey Hud ! Bu söylenenleri duymadin mi ? Iste ben Avc'i kendime vekil tayin sectim. Benim namima senin Allah'ina cenk (savas, harp; M.K.) edecek, hadi sür senin Allah'ini " söylemesinden sonra vukuu buldu. Hud aleyhisselam da bunun üzerine kavmine biraz da aciyarak: « Ey Yüce Rabbim ! Sen bana en büyük isyani göstermis olan bu Ad kavmine karsi artik acimasiz davran. Onlari cezalarinin en büyügü ile cezalandir. Senden bunu diliyorum » diye beddua etti. Hz. Hud kavminin islah olmayacagini anlayinca: « Ya Rabbi ! Sen her seyi biliyorsun. Ben onlara peygamberligimi bildirdim. Ey Rabbim ! Onlara ders almalarina vesile olacak bir musibet ver » diye beddua etti. Hud aleyhisselamin duasini kabul eden Allahü Teala Ad kavmine önce kuraklik, kitlik musibetini verdi: 3 sene müddetce hic yagmur yagmadi. Akan pinarlar kuruyup, agaclar , meyveler sararip soldu. Hayvanlar susuzluktan telef (ölecek kadar zayifladi; M.K.) oldu. Bikmayan Hud aleyhisselam onlari imana davetini devam etti ise de onlar git gide azginlasti, Hud aleyhisselama daha cok eziyet ettiler. Hz. Hud mucizeler gösterdi ise de yine hidayete ermediler. Allahü Teala Ad kavmi üzerine azab yüklü bulutu göndererek buluttan esen bir rüzgarla onlari helak etti: « Ad kavmi (Peygamberleri Hud'u) yalanladi da azabim ve tehdidim nasilmis (gördüler). Biz onlarin üstüne, ugursuzlugu devamli bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik » . Bu bulutun ismi « sarsar » idi ve 7 gece, 8 gün devametti: « Ad kavmi ise, ugultulu, kasip kavuran bir firtina ile mahvedildiler. Allah onu, ardarda 7 gece, 8 gün onlarin üzerine musallat etti. Öyle ki (eger orada olsaydin), o kavmi, ici bos hurma kütükleri gibi oracikta yere sarilmis halde görürdün » . Ad kavmi üzerine gelen rüzgar, Hud aleyhisselama ve ona iman edenlerin yüzlerine gayet serinletici ve tatli olarak esti: « Emrimiz gelince; Hud'u ve onunla beraber iman edenleri tarafimizdan bir rahmetle kurtardik, onlari agir bir azaptan kurtulusa erdirdik » Hud aleyhisselam, kavmi helak olduktan sonra kendine inananlarla birlikte Mekke-i Mükerremeye gitti. Kabe-i Muazzamanin bulundugu yerde ibadet ve taatla mesgul oldu ve orada vefat etti. Kabrinin Harem-i Serif'de (Kabe-i Mazzamanin etrafindaki Mescit) Hicr (bkz. Hicr suresi) denilen yerde bulundugu rivayet edilmektedir. Allahü Teala yüce Kur'an-i Kerim'de buyuruyor ki: « Onlar hem bu dünyada hem de kiyamet gününde lanete tabi tutuldular. Biliniz ki; Ad (kavmi) Rablerini inkar ettiler. (Sunu da) bilin ki Hud'un kavmi Ad, Allah'in rahmetinden uzak kilindi » ; (Onlar: Ad kavmi; M.K.)

6. Hz. Sâlih

Sâlih Peygamber Semud kavmine gönderilen peygamber olup Nuh aleyhisselamin ogullarindan Sam'in neslinden olup Hz.Âdem'in 19. kusaktan torunudur. Âd kavmi helâk olduktan sonra felaketten kurtulanlardan Semud, Sam ile Hicaz arasindaki Hicr denilen yere yerlesti. Semud'un torunlari Ad'in helâk oldugu yere gidip yerlestiler.Reisleri de Cenda bin Amr isminde birisi idi. Zamanla bolluga kavusup Ad kavmi gibi azdilar. Taslardan yaptiklari putlara taptilar. Iste bu diyarda Hz. Sâlih dogup büyüdü. Kücük yastan itibaren putlara tapmazdi, ve ileride kendisinin Semûd'e lâzim olabilecegi icin ona kimse birsey diyemezdi. Azginliklarindan dolayi Allahü Teâlâ onlara Sâlih aleyhisselami peygamber olarak gönderdi : « Biz Semûd kavmine kardesleri Salih'i (gönderdik) » . Hz.Sâlih onlari putlara tapmaktan men'edip azginliklarindan sakindirdi. Onlari imâna davet edip Hz. Nuh'un dinini teblig etti. Bircok kavim gibi Semud'un cogu Sâlih peygambere isyan, azi imân etti : «Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmis birisin! Sen de ancak bizim gibi bir insansin » . Bütün hakaretlere ragmen Hz.Sâlih onlari tatli dille imâna cagirdi ise de Semud peygamberini büyülenmis yalanci ve büyüklenen diye itham etmeyi birakmadi. Yüce Allah taskinliklarindan dolayi Semud'un kadinlarini kisir birakti. Agaclar kuruyup meyve vermedi, hayvanlar yavrulamaz oldu. Bu durum karsisinda Sâlih âleyhisselama hâkâret edip onu ölümle tehdit ettiler. Peygamberliginin kaniti icin ondan bir mucize isteyip, mucize gösterdigi takdirce ona inanacaklarina söz verdiler. Kayadan bir deve meydana gelmesini istediler. Deve olmasini istedikleri kaya büyüyüp gebe bir deve sekline döndü. Deve'nin yavrulamasi üzerine bazilari imân etti. Devenin memesinden akan sütten Semudlular kaplarini doldurdular. Sâlih aleyhisselam devenin kayadan cikmasi üzerine kavmine: « Ey kâvmim, Allah'a kulluk ediniz! O Allah ki, sizin icin O'ndan baska ibâdet edecek hic bir ilâh yoktur. Onu kendi hâline birakiniz! Sakin ona bir fenalik etmeyiniz! Sonra sizi cok elemli bir azap yakalar. Iste su deve peygamberligimin dogruluguna bir delildir. Bu kuyunun suyunu nöbetle muayyen bir gün devenin icme hakki vardir. Muayyen bir gün de sizin icme hakkiniz vardir. Sakin bu deveye fenâlik dokundurmayiniz! Sonra sizi büyük bir günün azâbi yakalar » . Ama Semudlular bunu dinlemeyip devenin ayaklarini kesip öldürdüler: «Buna ragmen onlar deveyi kestiler; ama pisman da oldular» . Bu - igrenc - isi baslarinin Kudar bin Sâlif isimli 9 kisilik bir grup yapti . Hz.Sâlih ile alay edip:'Eger hakikaten peygamber isen bize vâd ettigin azâbi getir' dediler : « Büyüklük taslayanlar dediler ki: 'Biz de sizin inandiginizi inkar edenlerdeniz. Derken o disi deveyi ayaklarini keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden disari ciktilar da: Ey Sâlih! Eger sen gercekten peygamberdensen bizi tehditettigin azabi bize getir, dediler» . Devenin bastigi yerden kan fiskirdigini, agaclarin yapraklarinin kizardigini, kuyulardaki suyun kan kirmizisi, yüzlerinin sapsari oldugunu gördüler ve birbirlerine haber verdiler. Allahü Teâlâ Sâlih âleyhisselama o beldeyi terk etmelerini ve bir siddetli azabin gelecegini vahyetmesi üzerine Hz.Sâlih ve kendisine imân eden 4000 kisi ile birlikte orayi terk ettiler. Semudlularin yüzleri ise kana boyanmis gibi kipkirmizi, daha sonra da simsiyah oldu. Cebrail aleyhisselam onlari bir sabah vakti sayha ile azablandirdi. Semud'un muhkem binalari bile kendilerini kurtarmadi ve onlar sayhanin siddetinden hepsinin ödleri patlayarak helâk oldu: «(Bu azginlara) azabim ve uyarilarim nasil oldu! Biz onlarin üzerlerine korkunc bir ses gönderdik. Hemen hayvan agilina konan kuru ot gibi oldular » . Ancak birisi sayha'dan kurtulmustu. Bunun ismi Ebû Rigâl isminde birisi idi. Ebû Rigâl Semûd'un helâk oldugu sirada Mekke-i Mükerremede Harem-Serif'de idi. Bu sebepten dolayi ona musibetten bir sey isâbet etmedi. Günlerden bir gün Harem'den ciktiginda gökten bir tas düsüp onu öldürdü. Resulallah Hicr'e ugradigi vakit buyurdu ki: « Mucize istemeyiniz. Muhakkak ki Sâlih'in kavmi mucize istedi de, Allahü Teâlâ onlara deve gönderdi. Deve bu yoldan suya gider, su taraftan giderdi. Sonra onlar, Rablerinin emrinden (hak sözden) dönüp haddi astilar. Allah'in hareminde olan bir kisi disinda (ve imân edenler müstesna) Semûd kavminden herkesi helâk eden bir sayha onlari yakalayiverdi» Bunun kim oldugu sorusuna:« Ebû Rigâl'dir. Harem'den ciktiginda isâbet eden azâb ona da isâbet etti» dedi. Sâlih peygamber bundan sonra imân edenlerle birlikte Mekke veya Sam taraflarina gitti (Elmaliya göre ise Filistine gitti) , Remle'de yerlesti. Mekke'de vefat edip Kâbe-i Muazzama yaninda defn edildi. Hz. Sâlih'in deve mucizesinden hâric baska mucizeleri sunlardi: -Sâlih peygamberin duasi üzerine- meyvesiz agaclarin meyve vermesi, tastan su cikmasi ve bir Semûd'lunun Hz.Sâlih'in cadirini yakmasi üzerine onun yanmamasi.

7. Hz. Ibrahim

1. Hz. Ibrahim hakkinda genel bilgiler Hz. Îbrahim Kur'an-i Kerim'de bildirilen peygamberlerdendir : « Kitap'ta Ibrahim'i an. Zira o, sidki bütün bir peygamberdi » . Ülül'azm denilen peygamberlerin ücüncüsü olup Mezopotamya'daki Keldâni kavmine gönderilmistir. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)'dan sonra Allah katinda insanlarin en üstünüdür, cünkü ileride görecegimiz gibi Allahü Teâlânin varligini kendi akil ve mantigiyla bulmustur. Allah ona Halil'im (dostum) diye buyurdu. Onun icin «Hâlilürrahman» olarak zikredilir. Kendisine on suhuf (forma) verildi. Ogullari, Ismail ve Ishak aleyhisselam'dan ziyade soyundan daha bircok peygamber geldigi icin «Ebü'l enbiya» (peygamberler babasi) da denilmistir. Beni Israil oglu olan Hz. Ishak, Arap kavmi ise diger oglu Hz.Ismail'den türemistir. Babasinin Âzer'in mi, Târuh'un mu olup olmasi hakkinda ihtilaf vardir (genis bilgi ileride, 2.2 noktada verilecektir) . Bir rivayete göre annesinin ismi Emile'dir . Hz.Ibrahim peygamberimizin dedelerindendir . 2. Hz. Ibrahimin hayati 2.1. Hz. Ibrahim'in yasadigi zaman ve mekan Ibrahim aleyhisselamin nesebi Nuh aleyhisselamin oglu Sam'a dayanir. Hz. Nuh'un vefati ile Hz. Ibrahim arasinda iki peygamber (Hz.Hud & Hz. Sâlih) vardir. Bu fâsila (rivayete göre, M.K.) 1143 senedir. Hz. Hud ile Hz. Ibrahim arasinda da 630 yillik bir fâsila oldugu bildirilmistir. Dogum yeri Bâbil kentidir . 2.2. Ibrahim aleyhisselamin babasi Allahü Teâlâ Kur'an-i Kerim'de : «Ibrahim, babasi Âzer'e...» buyurmaktadir. Bu âyetten anlasilacagi gibi Hz. Ibrahim'in babasi Âzer isminde idi. Ama, bazilarina göre Ibrahim aleyhisselamin babasi -Kur'anda bildirilen- putperest Âzer degil, mü'min olan Târuh idi. Bu görüsü destekleyenler arasinda meshurlari Abdülhakim Arvâsi, Kadi Beydâvi ve Senâullah Dehlevi vardir, ama Sii'ler de bunu söylemektedirler . Bir rivâyete göre Âzer Hz. Ibrahim'in - amcasi olup - Târuh'un ölmesiyle Emile ile evlenip, Hz. Ibrahim'in üvey babasi oldu. Tefsir yönünden bunu böyle aciklamaktadirlar : En'am suresinin manasi : «Ibrahim, Âzer olan babasina dedigi zaman» anlamindadir. Böyle olmasaydi Kur'an-i Kerim'de «Babasi Âzer'e dedigi zaman» demeyip, "Âzer'e dedigi zaman" veya "Babasina dedigi zaman" demek yetisirdi . Âzer, kendi babasi olsaydi "Babasi" kelimesi fazla olurdu demektedirler. Bir kanit olarak Sua'ra suresinin 219. ayetini göstermektedirler. Bu surede Allah « Secde edenler arasinda dolasmani da görüyor » denilmektedir. Buna göre Peygamberimizin sülâlesinde hicbir putperest yokturdur. Bu görüse rededenler ise, ki bunlar arasindaTaberi, Ebu Hayyan ve Elmalili Muhammed Hamdi Yazir vardir, acik olan âyete (En'am, 74) bir mâna verilmek istenmistir demektedirler. Mealine göre manalar degistigi icin anlamlar da degisir teorisini ileri sürmektedirler. Konuya objektif bir yönle bakmak gerekirse, Âzer'in Ibrahim aleyhisselamin babasi olmamasi biraz daha mantiklidir. Sunu da belirtmek lâzim ki, bir ücüncü fikir vardir. O da, Ibrahim aleyhisselamin babasinin asil isminin Tarih veya Taruh olup sonradan - bir putun ismi olan - Âzer ismine degistirmesi. Bu da Nemrud'un onu puthanesi'nin nâziri olarak tayin etmesinden sonra gerceklesmistir . Ama kaynaklar bu düsünce hakkinda bilgi vermiyorlar, onun icin fazla dikkat etmemek gerekir. Biz burda ilmi gercekleri tartismiyacagimiz icin bunu burda noktalamak gerekir. Bu ihtilaf'in cözümünü ancak Rahman, Rahim, Evvel, Âhir, Kebir, Aziz, Saafii, Mâlik, Gafur, Nur, Adl, Hak, Hakem, Rauf, Sehid, Veli, Kerim, Bari, Cebbar olan ALLAH bilir. Âzer ayrica put yapardi ve Nemrud'un yakininda bulunurdu. Onun bir dedigini, iki etmezdi. 2.2. Hz. Ibrahim'in dogumundan peygamberligine kadar olan hayati 2.2.1. Hz. Ibrahim'in dogumuna kadar vukuu bulan olaylar Nemrud (2.3.2.2. no'lu noktaya bakiniz) ve ona tâbi olanlar azginlik ve Allah'a isyan icinde yasamakta idiler. Bir gün Nemrud bir rüya gördü. Bir rivayete göre, rüyasinda gökyüzünde bir nurun parladigini, günesin, ayin ve yildizlarin bu nurun isiginda kayboldugunu gördü. Diger bir rivayete göre ise, rüyasinsda bir kimsenin gelip tahtindan kaldirip kendini yere vurdugunu gördü. Müneccimlere gördügü rüyayi anlatip tâbir ettirdi. Bunlar "Yeni bir peygamber ve din gelecek, senin saltanatini temelinden yikacak ! Ona göre tedbir almalisin" diye tâbir ettiler. Nemrud bu isin tedbiri kolaydir deyip, " Bundan sonra kimse cocuk sâhibi olmayacak. Hanimlardan uzak durulacak. Dogan cocuklar, erkekse öldürülecek, kizsa birakilacak" emrini verdi. Bu suretle 100.000 mâsum bebegi öldürüldügü nakledilmistir . 2.2.2. Dogumundan sonra Bu sirada Hz. Ibrahim'in annesi hâmile idi. Âzer'in durumunu bildigi icin, onu doguma yaklasinca kendisinden uzaklastirdi ve gizlice bir magaraya gitti ve orda Hz. Ibrahim'i dünyaya getirdi. Dogduktan sonra annesi onu emzirdi ve magarayi kapatip geri sehre döndü. Âzer'e ," Cocuk cok zayif dogdu ve hemen öldü" dedi. Bundan sonra magaraya - gizlice -gelip Ibrahim aleyhisselami emzirip geri eve dönerdi. Rivâyetlere göre, Hz. Ibrahim magarada 7, 13, 16 veya 17 yasina kadar kaldi . 2.3. Hz.Ibrahim'in tebligi 2.3.1. Hz. Ibrahim'in Allah'i aramasi 2.3.1.1. Hz. Ibrahim'in Allah'i aramasindan önceki durumu Hz. Ibrahim'in imâni durumunu hakkinda Kur'an-i Kerim bilgi vermektedir :«Andolsun biz Ibrahim'e daha önce rüsdünü vermistik. Biz onu iyi tanirdik » . Burdaki rüsdünü vermek peygamberlik, yahut Ibrahim aleyhisselamin risâletten önce sahip oldugu hidayet ve dogruluk manasina geldigi tefsirlerde bildirilmistir. Bu da gösteriyor ki, peygamberlik Hz. Ibrahim'e genc yasta verilmis idi. 2.3.1.2. Ibrahim aleyhisselamin tefekkür ile tevhid'i bulmasi Ibrahim aleyhisselam hakkinda Allahü Teâlâ « Halil'im » demistir. Bu da onun Allahi arayip bulmasindandir. Bunun icin Kur'an-i Kerim'de sunlar buyrulmustur : «Böylece biz, kesin iman edenler olmasi icin Ibrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. Gecenin karanligi onu kaplayinca bir yildiz gördü, Rabbim budur, dedi. Yildiz batinca, batanlari sevmem, dedi. Ay'i dogarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batinca, Rabbim bana dogru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum,dedi. Günesi dogarken görünce de, Rabbim budur, zira daha büyük, dedi. O da batinca, dedi ki : Ey kavmim ! Ben sizin (Allah'a) ortak kostugunuz seylerden uzagim » . Bu olay resmi olarak bakilirsa Hz. Ibrahim'in peygamberlik baslangicidir. Bundan sonra Hz.Ibrahim Bâbil kavmine Allah'in emirlerini teblig etmeye basladi ve bircok delil gösterdi. 2.3.1.3. Ibrahim aleyhisselamin putlari kirmasi Babil halki Allah'in yolundan saptigi icin her sene putlar icin âyin düzenlerdi. Bu âyin'de bir yere toplanir bayram yapar ve sonra puthaneye gider, putlara secde eder, sonra da evlerine dönerlerdi. Böyle bir bayram günü, Ibrahim aleyhisselam puthaneye girip, bir balta ile bütün kücük putlari kirdi. Baltayi da, en büyük putun boynuna asdi ve oradan uzaklasti. Keldâniler puthâneye girince bütün putlarin kirildigini gördüler ve bunu yapani yakalayarak cezâlandirmak istediler. Hz. Ibrahimi getirip, bu isi sen mi yaptin dediler. Ibrahim aleyhisselam « Kendisi dururken kücük putlara tapinilmasi istemedigi icin, boynunda asili olan büyük put yapmistir. Inanmazsaniz kendisine sorunuz » buyurdu. Onlar 'Putlar konusamaz ki, sen onlara sor diyorsun' dediler. Bunun üzerine Ibrahim aleyhisselam « O halde konusamayan ve kendilerini kirilmaktan kurtaramayan putlara neden ibadet edersiniz ? Size ve tapdiginiz putlara yaziklar olsun » dedi , ama bu hic bir fayda vermedi, cünkü onlar : «Dediler ki. Biz, babalarimizi bunlara tapar kimseler bulduk ». 2.3.2. Ibrahim aleyhisselamin atese atilmasi Ibrahim aleyhisselam putlari kirinca putperestler bu isin onun yaptigini anladilar ve ceza vermek üzere hapsettiler. Durumu Nemrd'a bildirdiler. 2.3.2.1 Hz. Ibrahim ve Nemrud Rivayete göre Nemrud Hz. Ibrahim'in yaptigini duyunca onu yanina cagirdi. O zaman insanlar Nemrud'a secde ederlerdi. Ibrahim aleyhisselam secde etmeyince Nemrud " Nicin secde etmedin" diye sordu. Hz. Ibrahim de: « Ben beni yaratan Allahü Teâla'dan ziyade secde etmem » buyurdu. Nemrud " Seni yaratan kim ? " diye sorunca, Ibrahim aleyhisselam: « Benim Rabbim, dirilten ve öldüren Allah'dir » diye cevap verdi. Nemrud, " ben de diriltirim" diyerek zindandan iki kisi getirtti. Birini serbest birakip, birini öldürdü. Güya böylece diriltmis ve öldürmüs oldu. Hz. Ibrahim bunun karsisinda : « Benim Rabbim günesi dogudan getirir, dogurtur. Eger gücün yetiyorsa sen de bati'dan dogdur » buyurunca Nemrud sasirip, âciz kaldi. Bu husus Bakara suresinin 258. âyetinde bildirilmistir . Bu münazaranin vukuu buldugu zaman hakkinda iki rivayet vardir. Birincisi, Ibrahim aleyhisselam putlari kirinca onu yakalayip hapsettiler. Sonra atese atmak icin hapisten cikarip , Nemrud'un yanina götürdüklerinde gerceklesmistir. Diger rivayete göre insanlar arasinda büyük bir kitlik cikmisti. Bundan dolayi insanlar yiyecek almak icin Nemrud'a giderlerdi. Nemrud her gelene, "Senin Rabbin kim ? " diye sorar ve "Benim Rabbim sensin" diyenlere gida maddeleri verirdi. Hz. Ibrahim yiyecek almaya gelip Nemrud ona bu soruyu sorunca Ibrahim aleyhisselam : « Benim Rabbim dirilten, hayat veren ve öldürendir » dedi ve böylece bu münazara vukuu buldu . Bu olay'dan sonra Keldâniler Halilallah'i ceza verek istediler ve onu ilk önce hapise attilar. Sonra Nemrud onu atese atmaya karar verdi. Rivayete göre bu fikri Nemrud'un aklina Hênun adinda biri getirdi ve Allah onu sonra yerin dibine batirdi. 2.3.2.2. Nemrud hakkinda bilgiler Burada Nemrud hakkinda bazi bilgilere deginmek istiyorum. Cünkü bir müslüman icin önemli olan düsmanlarini iyi bilmesi. Nemrud da vahsi bir düsmandir. Nemrud gaddar ve zâlim bir hükümdardi. Bir rivayete göre Nemrud onun hakiki ismi degil, - firavun - gibi bir ünvandi. Nemrud cocukken burnuna bir yilan yavrusu kacmis, bu yüzden son derece cirkinlesmisti. Babasi bile tahammül edememis ve öldürmege karar vermis. Fakat annesinin yalvarmasi üzerine, onu bir cobana teslim etmis , coban da, onun cirkin yüzüne bakmaga dayanamadigindan, onu dag basinda birakmis, dagda Nemrud isminde bir disi kaplan, cocugu emzirerek, onun yasamasina sebeb olmustur. Ismi (Nemrud) bu kaplandan gelmektedir. Babasi öldükten sonra hükümdarliga gecen Nemrud, kendisini ilah zannediyor ve bütün halkin kendisine tapmasini istiyordu . 2.3.2.3. Ates'in Halilallah'i yakmamasi Ibrahim aleyhisselam'in atese atilmasi kararlastirildiktan sonra odun toplaniyor ve kocaman bir ates yakiliyor. Problem Halilallah'i atese atmakta. Rivayete göre Iblis insan sekline girip Nemrud'a mancinik kullanmasini tavsiye ediyor . Kur'an'da : « Onun (Ibrahim) icin bir bina yapin ve derhal onu atese atin ! dediler » buyurulmustur. Bir bina (mancinik) yapilip oradan Ibrahim aleyhisselam atese atilinca, ates bir gül bahcesi oluyor. Diger bir rivayete göre ici balik dolu bir havuz oluyor ates. Ve böylece ates Halilürrahman'i yakmiyor. Bu kurtarma olayi Kur'an-i Kerim'in Enbiya suresinde bildirilmistir : « Ey ates ! Ibrahim icin serinlik ve esenlik ol» dedik. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler, fakat biz onlari, daha cok hüsrana ugrayanlar durumuna soktuk » . Bugün S.Urfa'da « Ayn-i Zelika » veya « Halilürrahman » isminde 50x30 m boylarinda bir havuz vardir. Buranin Hz. Ibrahim'in atese atildigi yer oldugu, baliklarin odunlardan meydana geldigi iddia olunmakta ve kimse bu baliklara dokunmamaktadir . Tevrat'ta bu ates olayi hakkinda -Ibrahim peygamberin yahudilerin soyunun babalari kabul edildigi halde - bir bilgi yokturdur. 2.4. Ibrahim peygamberin Bâbil'i terketmesi Kur'an-i Kerim'de buyuruluyor ki : « (Oradan kurtulan Ibrahim :) Ben Rabbime gidiyorum. O bana dogru yolu gösterecek » . Böylece Hz. Ibrahim küfür diyarindan hicret ederek Sam'a gidiyor . Hicret ederken de, « Ey Rabbimiz, ancak sana tevekkül ettik ve (taatle) sana yöneldik ve ahirette de dönüsümüz ancak sanadir » diye dua ettikleri Mümtehine suresinin 4. ayetinde bildirilmistir . Baska bir rivayete göre Harran'a (Filistin) gittigi rivayet edilir . 2.5. Ibrahim aleyhisselam Misir'da Ibrahim aleyhisselam ordan sonra zevcesi Hz. Sâre ile birlikte Misir'a gitti. Rivayete göre o siralarda 38 yasinda idi. O zamanin Firavunu cok zâlim ve cebbâr, Sinan bin Ulvân isimli, Dahhâk'in kardesi olan pek kibirli birisiydi. Firavun güzel kadinlardan cok hoslanirdi ve güzel bir kadin gördü mü hemen onu ne pahasina olursa olsun Haremine alirdi. Kadinin kocasi varsa onu öldürürdü. Hz. Sâre cok güzel bir kadin oldugu icin, Firavun veya Melik Ibrahim aleyhisselama zevcesinin kim oldugu hakkinda sorunca Ibrahim aleyhisselam Firavun'un Hz. Sâre'ye musallat olmasini engellemek icin din bakimindan kardesi olduguna niyet ederek : « Kiz kardesimdir » dedi. Pek zâlim olan bu hükümdar, Sâre hatunu almak isteyip sarayina cagirtti. Fakat musallat olmak isteyince nefesi kesilip, elleri, ayaklari tutmaz oldu. Yere yikilarak debelenmeye basladi. Allahü Teâlâ Hz. Sâre'yi Firavun'un serrinden koruyup musallat olmasini engelledi. Hükümdar bu durum karsisinda korkusundan Hz. Ibrahim'in zevcesini ona geri yolladi . Hz. Sâre'ye yaklasinca onu cin zannettiginden, yanina bir de Hâcer isimli bir câriye verdi. Böylece bundan kurtulacagini zannetti . Bu olay Ebu Hureyre'nin bildirdigi Hadis ile bildirilmistir (bkz. Buhari, Müslim). Tevratta da bu olayin böyle - kücük modifikasyonlarla - gerceklestigi yazmaktadir . Bundan sonra Halilürrahman Misir'i terkedip geri Filistine dönüp Sebu' isimli yere yerlesiyor . 2.6. Hz.Ismail Ibrahim aleyhisselam'in Hz. Sâre'den cocuklari olmuyordu. Yaslari da gittikce ilerliyordu. Ibrahim aleyhisselam Bâbil'den ayrilirken: «Rabbim ! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi » diye niyazda bulundu. Hz. Sâre'de bunu cok istiyordu, ama cocugu olmuyordu. Firavun'un kendisine verdigi câriyesi Hz. Hâcer'i azad edip Ibrahim aleyhisselama evlenmesi icin verdi ve Hz.Ibahim Hz. Hâcer ile evlendi. Bu evlilikten Hz. Ismail dogdu. Muhammed aleyhisselamin (s.a.v.) nuru Hz. Ismail'in alninda intikal etti. Ibrahim aleyhisselam onu cok sever ve yanindan ayirmazdi. Hz. Sâre nurun kendisine intikal edecegini umuyordu. Bu sebeple Hz. Hâcer'e karsi kalbi gayret hâsil oldu. Ve birgün Ibrahim aleyhisselam'dan Hz. Hâcer ile Hz. Ismail'i baska bir yere götürüp birakmasini istedi. Allah'in emriyle Halilallah bu istegi yerine getirdi ve Hacer hatun ile Ismail aleyhisselami (s.a.v.) alip Mekke'ye götürdü ve onlari orada birakti . Ilerisini Hz. Ismail'in hayatinda anlatacagim. 2.7. Misafir melekler 2.7.1. Meleklerin müjdesi Ibrahim peygamber yasi gittikce ilerliyordu. Bu sirada melekler gelip Ibrahim aleyhisselama bir oglunun dogacagini müjdelediler : « Hem o kullara, Ibrahim'in misafirlerinden haber ver. Hani melekler, Ibrahim'in yanina girdikleri zaman, "selam" demisler, Ibrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demisti. Melekler: "Korkma ! Gercekten biz sana bilgin bir ogul müjdeliyoruz" dediler » . Rivayete o sirada Hz. Ibrahim 120 ve Hz. Sâre de 99 yasinda idi. Müjdeyi vermek üzere gelen melekler gayet güler yüzlü birer´genc suretinde Ibrahim aleyhisselamin karsisina ciktilar. Bunlarin Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) ve Israfil (a.s.) oldugu Ibn-i Abbas'dan rivayet edilmistir. Cebrail aleyhisselam ile birlikte 7 veya 9, veya 10 bir yahut da 12 melegin bulundugu rivayet edilmistir. Melekler bu müjdeyi verdikten sonra Lut kavmini helak etmeye gittiler (genis malumat icin bkz. «Hz.Lut»). Melekler, "Selamunaleyke" deyince Ibrahim aleyhisselam "Aleyküm selam" diyerek mukabelede bulundu. Onlari evinde en iyi yere oturttuktan sonra ikram etmek üzere hemen bir buzagi getirdi. Misafirlerine ikram etti ise de onlar yemedi. Bundan dolayi Hz. Ibrahim'in kalbine biraz süphe düstü. O zamanin âdetine göre bir eve misafir gelip, ikram edilenden bir sey yerse ondan emin olunurdu; misafir bir sey yemezse onun zarar vermek icin geldigi hükmedilirdi. Ibrahim aleyhisselam tekrar melekleri davet edince, onlar "Biz yemegin ücretini vermeden yemeyiz" dediler. Hz. Ibrahim "Bedelini verin de yiyin. Bu yemegin bir ücreti var diye karsilik verdi. Melekler bu ücreti sorunca, Hz.Ibrahim: « Bismillah ,demek. Sonunda da Elhamdülillah, demektir » dedi. Bunun üzerine Hz. Cebrail, Mikail aleyhisselam bakarak : « Bu zât, Allahü Teâlânin dost edinmesine lâyik bir kimsedir » buyurdu. Bu sirada Hz. Sâre perde arkasinda duruyordu. Meleklerin müjdesi üzerine: «(Ibrahim'in karisi:) Olacak sey degil ! Ben bir kocakari, bu kocam da bir ihtiyar iken cocuk mu doguracagim ? Bu gercekten sasilacak sey ! dedi » dedi. Âyet-i kerimede onun icin « Dâhiket » buyrulmustur. Bu kelime hem gülmek, hem de hayz oldu manasina gelmektedir. Cumhur'a göre gülme manasinda kullanilirsa da Ikrime ve Mücahit'e göre hayz oldu anlamindadir bu kelime. Ayrica gülmesi hakkinda da degisik rivayetler vardir. Meleklerin korkma demesi üzerine Ibrahim aleyhisselamin korkusunun gitmesi icin gülmüstür. Bir baska rivayete göre Ishak aleyhisselamin müjde verilmesi hakkinda ellerini yüzüne kapayip gülmüstür. Cünkü kendisi cok yaslanmisti ve bir cocuk dogurmanin ihtimali sifirdi o yasta. Hz. Ibrahim de yukarida belirttigimiz gibi 120 yasina gelmisti. Diger bir rivayete göre, ellerini yüzüne kapamasi, yasliliginda hayz görmesinden ve bunun farkina varmayip hâyasi sebebiyle utanmasindan ileri geldigi bildirilmistir. Hz. Sâre'nin bu sözlerine karsilik melekler " Sen Allahü Teâlânin emrine mi, takdirine mi sasiyorsun" dediler ve Ibrahim aleyhisselamin cikip Lut kavmi'nin ikamet ettigi yere gittiler . Yahudiler Ibrahim aleyhisselamin misafirleri hakkinda baska bir beyânat vermektedirler. Onlara göre Hz. Ibrahim'e melekler degil, bizzat - tövbe hâsaa - Allah gelmistir. Yanina da bazi melekler almis, güya . Ve onlara göre misafirler Hz. Ibrahim ile beraber yemek yemisler. 2.7.2. Ishak aleyhisselamin dogumu Meleklerin haberinden 1 sene sonra Hz. Ishak dogdu . Ileride Hz. Ishak hakkinda mâlumat verecegim. 2.8. Hz. Ibrahim'in Mekke'ye yolculugu 2.8.1. Ibrahim aleyhisselam Mekke'de Ismail aleyhisselam büyüyüp genclik cagina girmisti. Cürhümilerden Arapca ögrenmis ve onlar arasinda yüksek makama erismisti. O Cürhümilerden bir kiz ile evlendi. Bu sirada ise Hâcer aleyhisselam vefat etmisti. O sirada Hâcer hatun 99 yasinda idi ve Kâbe'nin bitisiginde bir yer olan ve Hicr denilen yere defn edildi . Ibrahim aleyhisselam bir gün oglunu ziyaret etmek üzere Sam'dan Mekke'ye dogru yola cikti. Hz. Ismail'in evine varinca oglu yiyecek temin etmek icin evde yoktu. Ibrahim aleyhisselam Hz. Ismail'in hanimindan mali durumlarini sorunca, hanimi hallerinden sikâyetci oldu. Giderken de ogluna söylemesi icin tenbihte bulundu: " Kocan geldiginde benden selam söyle, kapisinin esigini degistirsin" ve oradan ayrildi ve evine geri döndü. Ismail alehisselam eve gelip bunu duyunca, olayi anladi ve hanimindan ayrildi. Baska bir kadinla evlendi. Ibrahim aleyhisselam bir müddet sonra Mekke'ye yine gidince oglu yine evde bulunmuyordu. Bu sefer Hz. Ismail'in hanimina ayni soruyu sordu. O da cevaben: " Biz hayir ve saadet icindeyiz " dedi. Ne yiyip ictiklerini sorunca da, "Et yiyip, zemzem iciyoruz" dedi. Bunun üzerine Halilallah: " Yâ Rabbi ! Bunlarin etlerini ve sularini mübarek kil, bereket ihsân eyle " diye dua etti ve oradan geri Sam'a döndü. Ibn-i Abbas'in rivayet ettigi bir hadiste Pegamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki:«Ibrahim (a.s.) zamaninda Mekke civarinda hububat bilinmiyordu. Av etiyle gidalanilirdi. Eger o zaman hububat mâlum olsaydi, Ibrahim (a.s.) hububat hakkinda dua ederdi » . Ibn-i Abbas bu Hadis hakkinda buyurdu ki: " Ibrahim aleyhisselamin bu duasinin bereketiyle Mekke sicak olmasina ragmen, et ile su, burada diger yerlere nazaran insanlara daha faydalidir " . 2.8.2. Kâbe'nin insasi Günlerden bir günde Allahü Teâlâ haliline Kâbe-i Muazzamayi yapmasini emreyledi. Kâbe'nin insasi hakkinda iki rivayet vardir : Melekler Allah-i Zisanin emriyle binâ ettiler; Adem aleyhisselam melekler ile birlikte insa etti. Bunun üzerine Ibrahim aleyhisselam yeniden Mekke'ye dogru yola cikti. Mekke'de oglu Ismail aleyhisselami zemzem kuyusu basinda buldu. Allah'in emrini ona da söyledi ve Ismail aleyhisselam ona yardim edecegini ekledi. Kâbe'nin nereye yapacagini bilmedigi icin, bir rivayete göre Cebrail aleyhisselam Kâbe'nin su andaki yerini gösterdi. Ilkönce temeli kazmaya basladilar ve Adem aleyhisselam zamanindaki temeli buldular. Ayni temel üzerine Kâbe'yi insa ettiler. Hz. Ibrahim oglunun getirdigi taslarla, Cebrail aleyhisselamin târifine uyarak Kâbe'yi yapiyordu. Nihayet Kâbe'nin duvarlari yükseldi ve yukariya tas yetisemez oldu. Bundan dolayi büyük bir tas getirdiler ve Ibrahim aleyhisselam bu tasa basarak duvar örmeye basladi. Mübarek ayaginin izi cikan bu tasa da Makâm-i Ibrahim denilir. Kâbe de tavaf namazi bu tasin bulundugu yer olan Makâm-i Ibrahim'de kilinir . Kâbe tamamlaninca Ibrahim aleyhisselam ogluna: " Ey Ismail ! Iyi bir tas getir ki, hacilara isaret olsun" buyurdu. Ismail aleyhisselam bir tas getirdi ise de Hz. Ibrahim daha iyi bir tas istedi. Bunun üzerine, Ebu Kubeys dagindan: " Cebrail aleyhisselam tûfanda bana bir tas emanet etti. Gel onu al ! " diye bir ses isitti. Hemen Ebu Kubeys dagindan Hacer-ül-esved tasi alinip, Kâbe'deki yerine kondu . Kâbe insa edildikten sonra Ibrahim aleyhisselam, Allah'in: « Insanlar arasinda hacci ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argin develer üzerinde (...) tavaf icin Kâbe'ye gelsinler » emriyle, yüzünü Yemen tarafina cevirip: " Ey insanlar ! Allahü Teâlâ bir ev bina ettirdi ve bu evi ziyaret etminizi emreyledi. Geliniz, Kâbe'yi ziyaret ediniz " diye seslendi. Allahü Teâlâ da sesini bütün dünyaya duyurdu. Insanlar bu sesi duyunca: « Lebbeyk Allahümme Lebbeyk " diye cevap verdiler. O zaman, ana rahminde ve baba sulbünde olan ne kadar hacca gidecek varsa « Lebbeyk » dediler. Bir defa gidecek olan bir kere, iki defa gidecek olan iki kere ve daha fazla gidecek miktarina göre cevap verdiler . Kâbe'nin insasindan sonra Ibrahim aleyhisselam Sam'a dönüyor ve bütün aile efradini alip Hac ediyor. 2.8.3. Kâbe hakkinda bilgiler Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Haram'in ortasinda, dört köse tastan bir oda olup, 17 m yüksekliktedir. Kuzey duvari 8,8 m, güney duvari 7 m, dogu duvari 11,9 m, bati duvari da 12,8 m genisliktedir. Dogu ve güney duvarlari arasindaki kösede Hâcer-ül-esved tasi bulunmaktadir. Kâbe'nin dogu duvarinda bir kapi vardir. Kapi yerden 1,7 m yükseklikte, eni 1,7 m ve boyu 2,7 m'dir. Kâbe'nin dört kösesine Rükn denir. Sam'a dogru olana Rükn-i Sâmi, Bagdat'a olana Rükn-i Irâki, Yemen tarafina olana Rükn-i Yemâni ve dördüncü köseye de Rükn-i Hacer-ül-esved denir . 2.9. Hz. Ibrahim aleyhisselamin duasi 2.9.1. Ibrahim aleyhisselamin iki dualari 2.9.1.1. Halilallah'in Kur'andaki duasi Kâbe'yi tamamladiktan sonra Ibrahim aleyhisselamin dua ettigi Kur'an-i Kerim'de zikredilmektedir :«Hatirla ki Ibrahim söyle demisti: Rabbim ! Bu sehri (Mekke'yi) emniyetli kil, beni ve ogullarini putlara tapmaktan uzak tut. Cünkü onlar (putlar) insanlarin bircogunun sapmasina sebep oldular, Rabbim. Simdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karsi gelirse, artik sen gercekten cok bagislayan, pek esirgeyensin . Ey Rabbimiz! Ey sâhibimiz! Namazi dosdogru kilmalari icin ben, neslimden bir kismini senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yaninda, ziraat yapilmayan bir vâdiye yerlestirdim. Artik sen de insanlardan bir kisminin gönüllerini olara meyledici kil ve meyvelerden bunlara rizik ver! Umulur ki bu nimetlere sükrederler. Ey Rabbimiz! Süphesiz ki sen bizim gizleyecegimizi de aciklayacagimizi da bilirsin. Cünkü ne yerde ne de gökte hicbir sey Allah'a gizli kalmaz. Ihtiyar halimde bana Ismail'i ve Ishak'i lutfeden Allah'a hamdolsun! Süphesiz Rabbim duayi isitendir. Ey Rabbim! Beni soyumdan gelecekleri namazi devamli kilanlardan eyle; ey Rabbimiz! duami kabul et! Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacagi gün beni, ana-babami ve müminleri bagisla ! » . 2.9.1.2. Hz.Ibrahim'in ikinci duasi Ibrahim aleyhisselamin diger duasi hakkinda da Imam-i Gâzâli mâlumat veriyor: " Ibrahim aleyhisselam sabahladigi vakit söyle buyuruyordu: « Ey Allah'im. Bu gün yepeyeni bir yaratilistir. Binâenaleyh bugünü tâatinle benim icin ac, magfiret ve rizanla kapat! Bugün de bana nezdinde kabul olunacak haseneyi ihsan eyle. O haseneyi gelistir ve benim icin onu kat kat artir. Ve bugünde islemis oldugum günahlari benim icin affeyle. Cünkü bolca affeden ve her nimeti kullarina ihsanda bulunan, kullarini siddetle seven, daha istemeden evvel onlarin isteklerini bilip takdir eden sensi » . Râvi diyor ki: Bir kimse Hz. Ibrahim'in duâsiyla sabahladigi takdirde o günün sükrünü edâ etmis sayilir . 2.9.2. Ibrahim aleyhiselamin babasi icin duasi Kur'an-i Kerim'den bize nakledildigine göre Ibrahim peygamber babasi icin Allah tarafindan istigfâr dilemistir. Mucizât-i Kur'an-iyenin Tevbe suresinin -113. âyetin mukabili olarak - 114. âyetinde: «Ibrahim'in babasi icin af dilemesi, sadece ona verdigi sözden dolayi idi. Ne var ki, onun Allah'in düsmani oldugu kendisine belli olunca, ondan uzaklasti. Süphesiz ki Ibrahim cok yumusak huylu ve pek sabirli idi» . Ibrahim aleyhisselam babasina kendisinin affi icin Allah'a dua edecegine dair söz vermis ve onun Allah tarafindan affini dilemisti. Fakat babasinin Allah düsmani oldugunu anlayinca dua etmeyi birakti . Peygamberimiz (S.A.V.) de amcasi Ebu Tâlip icin Allah'tan magfiret dilemek istemis, bunun üzerine Tevbe sure-i serif'in 113. âyeti inmisti. 3. Halilallah'in vefati Hz. Sâre yasinda ölmüstü. Allah'in dostu da Kudüs'de ikâmet etmekteydi. Bir gün evden gelince evinde birisinin oldugunu gördü. Bu misafir Azrail aleyhisselam idi. Ibrahim aleyhisselam :'Seni iceriye kim birakti' dedi. O da:'Buranin sahibi' diye cevap verince, Halilallah:'Buranin sâhibi benim ve ben seni iceriye birakmadim' dedi. Azrail aleyhisselamin: 'Beni buraya buranin ve her seyin sahibi birakti' demesi üzerine Ibrahim aleyhisselam bu misafirin bir melek oldugunu anladi. Kimsin diye sordu ve Azrâil aleyhisselamin oldugunu ögrendi. Ibrahim aleyhisselam ona: "Ziyârete mi geldin ? Ruhumu almaya mi ?" buyurdu."Eger izin verirsen ruhunu almaya!" diye cevap verdi. Hz. Ibrahim de : "Dost dostun canini alir mi ?" deyince, "Yâ Ibrahim bunu Allah'a sorayim" buyurdu. Azrâil aleyhisselam hemen gidip geldi ve Allahü Teâlâ: " Dost dosta kavusmak istemez mi ?" buyurdu dedi. Halilallah bunu isitince: "Cabuk gel kardesim, hemen canimi cânâna kavustur, benim icin bundan daha büyük bir müjde olamaz" buyurdu ve ruhunu teslim etti . Ibrahim aleyhisselam Kudüs civarinda Habrun kasabasinda bir magaraya defn edildi. Bu kasaba Halilürrahman olarak bilinmektedir . En meshur camisi de « Halilürrahaman » camisidir. Su anda Israilogullarinin elinde bulunup Hebron olarak bilinmektedir .

8. Hz. Lut

1. Hz. Lut hakkinda genel bilgiler Kur'an-i Kerimde bildirilen peygamberlerden olan Hz. Lut, Ibrahim aleyhisselamin kardesi Hârân'in ogludur. Halilallahla birlikte Nemrud'un memleketinden hicret edip Sam'a geldikten sonra (bkz. Hz.Ibrahim), Lut gölü yakinindaki Sedum sehri halkina peygamber olarak gönderildi. Insanlara Ibrahim aleyhisselamin dinini teblig etti . 2. Hz. Lut'un hikâyesi Hz. Lut ailesini toplayip Ibrahim aleyhisselamla Sam'a hicret ettikten sonra Allah tarafindan Lut gölünün güney-bati tarafinda bulunan Sedum sehrinin halkina peygamber olarak gönderiliyor. Bu kavim cok azgindi ve erkeklerle münâsebeti âdet haline getirerek livata fiilini isliyordu. Bu is icin de bilhassa genc delikanlilar üzerinde kötü emel besliyorlardi. Hz. Lut kavmine teblige basladi: « (Allah'a karsi gelmekten) sakinmaz misiniz ? Bilin ki ben size gönderilmis güvenilir bir elciyim. Artik Allah'a karsi cikmaktan sakinin ve bana itaat edin. Rabbinizin sizler icin yarattigi eslerinizi birakip da, insanlar icinden erkeklere mi yaklasiyorsunuz ? Dogrusu siz siniri asmis (sapik) bir kavimsiniz » . Fakat onlar dinlemediler ve « Ey Lut ! (bu davadan) vazgecmezsen, iyi bil ki, sürgün edilmislerden olacaksin ! » dediler. Lut aleyhisselam onlari azaptan korkuttugu halde onlar inanmadilar ve sapikliklarina devam ettiler ve böylece Allah'in azabini hak ettiler. Allah'in elcileri Cibril, Mikail ve Israfil Ibrahim aleyhisselama müjde (bkz. Hz. Ibrahim) ile geldiler ve ona Lut kavmini helak edeceklerini bildirdiler. Onun da Lut aleyhisselamdan korkmasina karsilik " Her halde onu ve ehlini kurtaracagiz. Ancak karisi öteki zalimler zümresinden " diye cevap verdiler. Hz Ibrahim'den ayrildiktan sonra genc delikanli oalark Lut aleyhisselam misafir oldular. Hz. Lut onlari evine aldi. Kavmi güzel ve genc delikanlilari görünce pis olan hisleri hortladi ve Lut peygamberin kapisina dayandilar ve ondan kendilerine bu delikanlilari teslim etmelerini istediler: «Lut'un kavmi, kosarak yanina geldiler. Daha önce de kötü isleri yapmaktaydilar. (Lut):" Ey kavmim ! Iste sunlar kizlarimdir (onlarla evlenin); sizin icin onlar daha temizdir. Allah'tan korkun ve misafirlerimin önünde beni rezil etmeyin ! Icinizde akli basinda bir adam yok mu ! " dedi » . Fakat onlar dinlemediler ve « Dediler ki: Senin kizlarinda bizim bir hakkimz olmadigini biliyorsun. Ve sen bizim ne istedigimiz elbette bilirsin » . Lut aleyhisselamin gücsüzlügüne yavunmasi üzerine«(Melekler) dediler ki: Ey Lut! Biz Rabbinin elcileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Sen gecenin bir kisminda ailenle (yola cikip) yürü. Karindan baska hicbiri geride kalmasin. Cünkü onlara gelecek olan (azap) süphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helak) zamani, sabah vaktidir » . Sedum kavminin helaki sabah vakti geldigi zaman gerceklesti. O sehir'in alti üstüne gecirildi ve üzerlerine taslar yagdirildi. Lut aleyhisselamla olanlar kurtarildi, karisi ise belasini buldu. Hz. Lut daha sonra Hicaz havalisine gitmekle emrolundu ve vefatina kadar orada kaldi . Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmustur ki: « On sey vardir ki, Lut kavmi onlari yapmis ve o yüzden helak edilmistir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar. Bunlar livata, findik gibi taslari sapanla atmak, güvercinle (kumar) oynamak, def calmak, icki icmek, (özürsüz) sakal kesmek, (emr edilenden fazla) biyik uzatmak, islik calmak, el cirpmak, (erkekler icin) ipek gömlek giymek, bir tane de ümmetim ilâve eder ki; o da kadin kadina münâsebette bulunmaktir » ( Râmuz). Baska bir hadis-i serifinde de iki cihan serveri peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyurmustur ki: « Benden sonra en korkutugum sey ümmetimin Lut kavminin yaptigini yapmalaridir » (Tirmizi, Ibn-i Mâce). Kitab-i Mukaddes'teki cok ve pis yalanlarla dolu Lut aleyhisselamin hikayesi Tesniye bölümünün 13. bâbinin 1-13 noktalarinda ve 19. bâbinda okunabilinir.

9. Hz. Ismail

Kur'an-? Kerîm'de ad? zikredilen peygamberlerden. Kendisine "Allah'?n kurban?" anlam?na "Zebihatullah" da denir. Hz. ?brahim'in Hacer'den olan büyük o?ludur. Kur'an'da on iki yerde ismi zikredilmekte ve ayn? zamanda kendisine vahiy indi?i bildirilmektedir (el-Bakara, 2/136; Âlu ?mran, 3/84; en-Nisa, 4/163). Hz. ?smail (a.s)'?n bir Resul ve Nebi oldu?u, ümmetine Allah'?n emirlerinden olan namaz, zekât gibi emirleri bildirdi?i anlat?lmaktad?r. Ayn? ?ekilde Hz. ?brahim ve Hz. ?shak ile birlikte Hz. Ya'kub (a.s)'?n ecdad?ndan birisi oldu?u (el-Bakara, 2/133) ve ?smail (a.s)'?n babas? ?brahim (a.s) ile birlikte Kâbe'nin temelini yükselten ve O'nun temizli?inden sorumlu kimseler olarak anlat?ld??? görülmektedir (el-Bakara, 2/125 ve 127). Hz. ?smail Mekke'ye yerle?en Cürhümîlerin çocuklar? ile büyümü? ve onlardan ok at?c?l???n? ö?renmi?tir. Eslem kâbilesinden bir grup, yar?? için ok at???rken, Hz. Peygamber (s.a.s) onlara ?öyle demi?tir: "Ey ?smail o?ullar?! Ok at?n?z, sizin atan?z da mahir bir ok at?c? idi" (Buhâri, Enbiyâ, 12). Hz. ?smail iyi bir at?c? ve avc?yd?. Mekke'nin harem bölgesinin d???na ç?karak avlan?r ve avlanmay?, ata binmeyi, yabani atlar? ehlile?tirip binmeyi çok severdi. Peygamber (s.a.s) "At edininiz! Onu miras olarak al?n ve miras olarak b?rak?n?z! Çünkü bu size baban?z ?smail'in miras?d?r" (Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-Nihâye, I, 192) buyurmu?tur. Hz. ?smail Arap dilini çok güzel konu?an fasih bir insand?. Hz. ?brahim Allah Teâlâ'n?n emriyle han?m? Hâcer ve o?lu ?smail'i Filistin'den al?p Hicaz'a götürdü. Hz. ?smail henüz sütte idi. Kâbe'nin daha sonra in?a edildi?i yere yak?n bir yerde büyük bir a?ac?n yan?na b?rakt?. Yanlar?na bir da?arc?k hurma ve biraz su koydu. O zamanlar henüz Mekke ?ehri kurulmam??t?, her taraf ?ss?zd?. Hatta su da yoktu. Hz. ?brahim dönüp giderken Hacer, "Ey ?brahim, bizi bu ?ss?z ve kimsesiz vadide b?rak?p da nereye gidiyorsun?" dedi. Hacer tekrar, "Ey ?brahim! Bizi burada b?rakman? sana Allah m?, emretti?" diye seslendi. Hz. ?brahim, "Evet Allah emretti" deyince, Hacer, "Öyleyse Allah bize yeter, bizi o korur" diyerek Allah'a tevekkül etti. ?brahim Seniye mevkiine gelince Kâbe'nin bulundu?u tarafa yönelerek ?öyle dua etmi?tir: "Ey Rabbimiz, ben zürriyetimden bir k?sm?n? senin mukaddes olan evinin yan?nda ekin bitmez bir vadiye yerle?tirdim. ?unun için ki, Rabbimiz (orada) namaz (lar?n)'? dosdo?ru k?ls?nlar. Art?k sen insanlardan bir k?sm?n?n gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini baz? meyvelerle r?z?kland?r ki (verdi?in nimete) ?ükretsinler" (?brahim, 14/37). Aradan günler geçti. Yanlar?ndaki su ve hurma bitti. Etrafta kimseler yoktu, çocuk susuzluktan a?l?yordu. Hacer su aramaya ba?lad?. Safa tepesine ç?kt?, etrafa bakt? kimseyi göremedi. ?ndi; ko?arak Merve'ye geldi; etraf?na bak?nd?, kimseyi görmedi. Bir yudum su bulmak için Safa ile Merve aras?ndaki bu gidi? geli?i yedi defa tekrar etti. Yedinci defa Merve'ye ç?kt???nda ?imdiki Zemzem kuyusunun bulundu?u yerde bir melek gördü. Aya??n?n ökçesiyle yeri e?iyordu. Oradan su ç?km??t?. Di?er bir rivayete göre çocuk aya?? ile (veya eli ile) kumlar? e?elemeye ba?lam?? ve oradan bir su ç?km??t?r. Hacer gelip kana kana içti, çocu?una da içirdi. Hz. Hacer su bo?a akmas?n diye gölet yap?p suyu muhafaza etmeye çal???yor, bir yandan da avuçlar?yla k?rbas?n? dolduruyordu. Hz. Peygamber (s.a.s) bunu ?öyle anlatm??t?r: "Allah ?smail'in annesi Hacer'e rahmet eylesin! E?er o Zemzem'i kendi haline b?raksayd? da, soyu avuçlamasayd?, muhakkak ki Zemzem akar bir kaynak olurdu" (Buhârî, Enbiyâ, 9). Hz. Hacer'in suyu bulmas?ndan sonra Mekke vadisinden geçen Cürhümîlerden bir grup vadinin üstünde bir ku? gördüler. Bu ku?un su olan yerde uçtu?unu bilen Cürhümîler daha önce bu vadide bir su kayna?? yoktu. Acaba, yeni bir su kayna?? m? bulundu diye içlerinden birisini kontrol için gönderdiler. Suyu haber al?nca, gelip su ba??na yerle?mek için Hz. Hacer'den izin istediler. Suda bir hak iddia etmemek ?art?yla Hz. Hacer onlara izin verdi. Hz. ?smail fasih arapçay? bunlardan ö?rendi, gençlik ya??na gelince Cürhümîler içlerinden bir k?zla Hz. ?smail'i evlendirdiler. Bu evlilikten sonra Hz. Hacer vefat etti. Hz. ?brahim o?lunun durumunu kontrol için Mekke'ye geldi. Hz. ?smail'in evine geldi?inde onu evde bulamad?. Hz. ?smail'in han?m? ile aralar?nda ?u konu?ma geçti: "?smail nerede?" diye sordu. Hz. ?smail'in han?m?; "R?z?k temin etmek için ava gitti" dedi. "Geçiminiz nas?l?" diye sordu. "Darl?k içindeyiz, durumumuz kötü" diye cevaplad?. Hz. ?brahim; "Kocan geldi?inde selâm söyle, kap?s?n?n e?i?ini de?i?tirsin" dedi ve gitti. smail avdan dönünce han?m?yla aralar?nda ?u konu?ma geçti. ?smail (a.s): "Evimize gelen oldu mu?" "Evet, yasl? bir adam geldi, seni sordu, cevap verdim. Geçimimizi sordu "darl?k içindeyiz" dedim". Hz. ?smail, "sana bir ?ey tenbih etti mi?" dedi. Kad?n, "Sana selâm söylememi istedi ve "kap?n?n e?i?ini de?i?tirsin" diye tenbih etti" dedi. ?smail (a.s) durumu anlad? ve: "O gelen ihtiyar babamd?. Senden ayr?lmam? istiyor, art?k evine dön dedi." Böylece ?smail ilk e?inden bo?and?. Bir müddet sonra Cürhümîlerden ba?ka bir k?zla evlendi. ?brahim (a.s) Mekke'ye geldi. Yine ?smail (a.s) ava gitmi?ti. Han?m?yla aralar?nda yukar?dakine benzer ?ekilde bir konu?ma geçti. Ancak kad?n geçimlerinin ve kocas?n?n iyi oldu?unu söyledi. Daha sonra ?brahim: "Kocan geldi?inde ona selâm söyle, kap?s?n?n e?i?ini güzel tutsun" dedi. ?smail avdan gelince han?m? olanlar? anlatt?. ?smail: "O babamd?. Sen de evimin e?i?isin. Seni ho? tutmam? emrediyor" (Buhârî, Enbiyâ, 9) dedi. Hz. ?brahim zaman zaman ?am'dan gelip o?lunu ve han?m? Hacer'i ziyaret ederdi. Bir defa rüyas?nda o?lu ?smail'i kurban etti?ini görmü?tü. Rüya üç gece aynen tekerrür edince Hz. ?brahim durumunu o?luna aç?p: "Ey o?ulcu?um, rüyamda seni kurban etti?imi gördüm, buna ne dersin? dedi. Hz. ?smail; "Babac???m, emrolundu?un ?eyi yap, in?allah beni sabredenlerden bulacaks?n, diye cevap verdi" (es-Saffat, 37/102). Hz. ?brahim ve ?smail'in bu teslimiyetini Allah mükafatland?rd?. ?smail'in yerine büyük bir kurbanl?k verdi (es-Saffat, 37/107). Ancak Yahudiler Hz. ?brahim (a.s)'?n kurban etti?i o?lunun Hz. ?smail de?il Hz. ?shak oldu?unu iddia ederler (bk. Ali el-Muttekî el-Hindî, Kenzu'l Ummâl, XI, 490). Bu konuda baz? zay?f rivayetler varsa da Yahudilerin bu iddialar?n?n as?l sebebi k?skançl?klar?d?r. Halife Hz. Ömer b. Abdülaziz müslüman olan bir Yahudi alimine "Hz. ?brahim'in hangi o?lunu kurban etmesi emrolundu?" diye sormu?tu. Bu zat ?öyle dedi: "Vallahi, Allah ?smail'in kesilmesini emretmi?ti. Bunu Yahudiler de bilirler. Ancak Yahudiler Araplar? k?skan?rlar. Baban?z ?smail'in kurban edilmesi hakk?ndaki ilahi emre boyun e?i?i ve sabr?n?n Allah taraf?ndan övülmesini çekemezler de bu fazileti kendi atalar? olan ?shak (a.s)'a vermek isterler" (Taberî, Tarih, I, 138,139). Hz. ?brahim'in Mekke'ye yapt??? bir sefer s?ras?nda Allah taraf?ndan Kâbe'yi yapmas? emredilmi?ti. O?lu ?smail ile birlikte Kâbe'yi yapt?lar (el-Bakara, 2/127; el-Hacc, 22/26-27). ?s mail (a.s) tas getiriyor, ?brahim (a.s) duvar örüyordu. Babas?n?n vefat?ndan sonra Hz. ?smail, Hicaz halk?na peygamber oldu. Bu husus Kur'an-? Kerîm'de: "Kitap (Kur'an) da ?smail (a.s)'? de an ki 0, va'dinde sad?k rasûl ve nebî idi. O ehli (kavmi)ne namaz ve zekatla emrederdi ve O Rabbi Teâlâ'n?n yan?nda (söz ve hareketleriyle) makbul idi" (Meryem, 19/55-56) buyurulur. Nakledildi?ine göre Hz. ?smail babas?n?n vefat?ndan k?rk y?l sonra 137 ya??nda vefat etmi? ve Hacer'in Hicr'deki kabrinin yan?na defnedilmi?tir. Araplar?n el-Musta'rebe grubu Hz. ?smail (a.s)'in o?ullar?ndan ço?alm?? olup, bunlar?n kökü Adnan'a dayan?r. Hz. ?smail'in kabri Harem'deki Hicr denilen yerdedir (Ali el-Muttekî el-Hindi, Kenzu'l-Ummâl, XI, 490).

10. Hz. Ishak

Ibrahim (a.s)'in Hz. Sâre'den dogan ikinci oglu. Hz. Sâre'nin çocugu olmadigi için kocasina cariyesi Hacer'i hediye etmistir. Hz. Hacer Hz. ismail'i dogurunca, Hz. Sâre üzülmüstür. Hz. ibrahim yüz yirmi yasinda Hz. Sâre doksan yasinda iken Allah'in bir lutfu ve mucizesi olarak ishâk (a.s) dogmustur (bk. Hâkim, Müstedrek, 11, 556). Kur'an-i Kerim'de bu olay söyle anlatilir: "And olsun ki, elçilerimiz ibrahim'e müjde ile gelip; "Selâm", dediler. O da "Selâm" dedi ve eglenmeden gidip kizartilmis bir buzagi getirdi. Onlarin ellerinin buna uzanmadigini görünce hoslanmadi ve kalbine bir korku geldi. Onlar "korkma biz lût kavmine gönderildik" dediler. ibrahim'in ayakta duran zevcesi güldü. Biz de ona ishak'i ardindan da torunu Yâkub'u müjdeledik. Kadin "vay, kendim koca bir kari, su zevcimde bir ihtiyar iken ben mi doguracakmisim? Bu dogrusu pek sasilacak bir is" dedi. Melekler "ey evin hanimi. Allah'in rahmeti ve bereketleri üzerinize olmusken, nasil Allah'in isine sasacaksin. O Hamid ve Meciddir" dediler (Hûd, 11 /73). Ishâk (a.s)'in tarih kitaplarinda anlatilari semâili söyledir. Uzun boylu, kara gözlü, bugday benizli, yüzü güzel, konusmasi düzgün, saçi, sakali bembeyazdi. Siret ve sureti babasi ibrahim (a.s)'a benzerdi (Hâkim, Müstedrek, 11, 557). Hz. ishâk'in Yakub ve 'Ays adinda iki oglu olmustur. Yakub (a.s) daha güzel yüzlü, daha düzgün konusmali ve zarafet ve güzelligi daha çok olandi. Ays, Rumlarin yasadigi bölgede ikamet etmisti (Hâkim, Müstedrek, l l, 557). Ishâk (a.s) Kur'an-i Kerim'de de övülmüstür: "Ey Muhammed; güçlü ve anlayisli olan kullarimiz ibrahim, ishâk ve Yakub'u da an! Biz onlari âhiret yurdunu düsünen samimi kimseler kildik. Dogrusu onlar bizim yanimizda seçkin, iyi kimselerdir" (Sâd, 38/45-47). ishâk (a.s) babasinin ölümünden sonra Sam bölgesine peygamber olarak vazifelendirilmis, Allah'u Teâlâ onu seçkin ve hayirli bir insan eylemistir. "Ibrahim'e salihlerden bir peygamber olmak üzere de ishâk'i müjdeledik. Hem ona hem de ishâk'a feyz ve bereketler verdik. Her ikisinin neslinden iyi hareket edeni de vardir, nefsine apaçik zulmedeni de vardir" (es-Sâffât, 37/112, 113). Hz. Ishak rivayete göre yüzaltmis yaslarinda bu günkü Filistin'in bulundugu bölgede Kudüs yakinlarinda vefat etmis, babasi ibrahim (a.s)'in Mezradaki kabrinin yanina defnedilmistir (ibnu'l-Esîr el-Kâmil fi't- Tarih, 1, 127).

11. Hz. Yakub

Kur'ân'da adi geçen peygamberlerden biri. Ya'kûb (a.s)'in soyu, ishâk (a.s) vasitasiyle ibrahim (a.s)'a dayanmaktadir. O, ishak (a.s)'in ve ishak (a.s) da ibrahim (a.s)'in ogludur. Annesinin adi Refaka'dir. Kardesi Ays ile beraber, ikiz olarak dogmustur. Kardesinin ardindan dogdugu için ona Ya'kûb denmistir. Ya'kûb (a.s)'in diger bir adi da israil'dir. Kardesi Ays'tan kaçarak dayisinin yanina giderken gündüzleri saklanmis ve geceleri yürümüstür. Bundan dolayi kendisine isrâil denmistir. Kelime olarak isrâil geceleyin (Allah'a) yürüyen demektir (et-Taberî, Tarih, Misir 1326, I,162 vd.). Ya'kûb (a.s)'in dogumu ve peygamberligi daha önceden müjdelenmisti. Onun bu durumu Kur'ân'da söyle haber verilmistir: Biz ona (ibrahim (a.s)'in hanimina) ishâk'i müjdeledik. ishâk'in ardindan da (torunu) Yaküb'u"(Hûd, 11/71). Bu âyette ayni zamanda, Yakûb (a.s)'in yukarida sunulan soyu da dile getirilmistir. Ya'kûb (a.s), önce dayisi Lebân'in büyük kizi Leyya ile ve ondan sonra ad küçük kizi Râhil ile evlenmistir. Leyya'dan Rabil, Yehuza, sem'ûn ve Lavi adindaki ogullari dogmustur. Râhil'den de Yûsuf ve Bünyamin dünyaya gelmistir. Ya'kflb (a.s)'in diger iki hanimindan alti oglu daha vardi. Toplam on iki erkek evlada sahipti (ibn Kuteybe, Kilabu'l-Meârif, Beyrut 1970,19; ibn Haldun, Tarih, Beyrut, 1971, I, 39). Kur'ân'in birçok yerinde Ya'kûb (a.s)'in peygamberliginden ve çesitli faziletlerinden bahsedilmektedir. Onun peygamberligini dile getiren bazi âyetlerin meâli söyledir: Nihayet (ibrahim) onlardan ve Allah'in disinda taptiklari seylerden uzaklasip bir tarafa çekildigi zaman, biz ona ishâk'i ve Ya'kub'u bagisladik ve her birini peygamber yaptik. Onlara rahmetimizden bagista bulunduk ve kendilerine güzel ve üstün bir san, söhret nasip ettik" (Meryem, 19/49, 50). "Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettigimiz gibi, sona da vahyettik. Nitekim ibrahim'e, ismail'e, ishak'a, Yakub'a, torunlarina, isâ'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a, Harun'a, Süleyman'a da vahyetmis ve Davud'a da Zebur'u vermistik" (en-Nisâ, 4/163). Ya'kub (a.s)'in kuvvetli, basiretli ve halis (samimi) bir kisilige sahip oldugunu anlatan bazi âyetlerin meâli de söyledir: Kuvvetli ve basiretli kullarimiz ibrahim'i, ishâk'i ve Ya'kûb'u da an. Biz onlari ahiret yurdunu düsünme özeligiyle temizleyip, kendimize hâlis kul yaptik" (Sâd, 38/45, 46). O, diger peygamberler gibi Allah'in hidâyetine erdirilen ve güzel davranan yüce bir kisi idi. Kur'ân'da bu hususta söyle buyurulmaktadir: "Biz ona (ibrahîm'e) ishâk'i ve ishâk'in oglu Ya'kûb'u da hediye ettik. Hepsine de dogru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh'a ve onun soyundan Dâvud'a, Süleyman'a, Eyyûb'e Yûsuf â Musa'ya ve Harûnâda yol göstermistik. Biz güzel davrananlara böyle karsilik veririz" (el-En'âm, 6/84) Bir de Ya'kub (a.s) rüya tabir etmeyi de bilirdi. Yüce Allah Kur'ân-i Kerîm'de bu hususu söyle haber vermistir: "Hani bir zaman Yûsuf babasina: Babacigim, ben (rüy'a) on bir yildiz, günesi ve ayi gördüm. Bunlari hepsinin bana secde ettiklerini gördüm, demisti. (Babasi Ya'kub ona söyle demsti): Yavrum, rü'yani kardeslerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü seytan, insana apaçik bir düsmandir! Böylece Rabb'in seni seçecek ve sana rü'yada görülen olaylarin yorumunu (veya Allah'in kitabinin ve peygamberlerin sünnetlerinin inceliklerini) ögretecek. Sana ve Ya'kûb soyuna nimetini tamlayacaktir. Nasil ki atalarin ibrahim'e, ve ishâk'a da nimetini tamamlamisti. süphesiz Rabb'in bilendir, hikmet sahibidir" (Yûsuf, 12/4, 5, 6). Ya'kûb (a.s) bitmeyen tükenmeyen güzel bir sabra sahipti. O, sabriyla ve ümidiyle örnek bir peygamberdi. Kendisi, evlad acisi ve evlad ihanetiyle imtihan edildi. Kur'ân'da, onun hayati, Yûsuf (a.s)'in hayati ile iç içe anlatilmistir. Ya'kûb (a.s)'in gözlerinin kaybolmasina, saçlarinin agarmasina ve belinin bükülmesine sebep olan bu evlad imtihani ve onun örnek sabri, Kur'ân'da söyle haber verilmistir: "(Ya'kûb kendisine hiyanet eden çocuklarina söyle dedi): Herhalde, nefisleriniz size bu isi süsleyerek sizi ona sürükledi. Artik bana güzelce sabretmek kaliyor. Belki de Allah, onlarin hepsini bana getirir. Çünkü O, bilendir, herseyi hikmetle (yerli yerince) yapandir. Ve yüzünü onlardan çevirdi de: "Ey Yûsuf üzerindeki tasam (gel, gel tam senin gelme zamanindir)! " dedi ve tasadan gözlerine ak düstü. (Acisini) yutkunuyor (açiga vurmamaya çalisiyordu). Dediler ki: "Vallahi sen, Yûsuf'u ana ana hasta olacaksin, yahut öleceksin!" (Ya'kûb aleyhisselâm onlara): "Ben üzüntü ve tasami yalniz Allah'a sikayet ederim ve Allah tan sizin bilmediginiz seyleri bilirim" dedi. (Ondan sonra söyle devam etti): "Ey ogullarim, gidin, Yûsuf'u ve kardesini arastirin. Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin. Zira, kafir kavimden baskasi Allah'in rahmetinden ümit kesmez!" (Ya'kûb'un ogullari tekrar Misir'a Yûsuf'un yanina döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarimiza darlik dokundu, degersiz bir bir sermaye ile geldik. Ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle. Çünkü Allah, tasadduk edenleri mükafatlandirir." (Yûsuf) dedi: "Sizler cahil iken, Yûsuf'a ve kardesine yaptiginiz(in kötülügünü) bildiniz mi (bundan tevbe ettiniz mi)?" "A, yoksa sen, sen Yûsuf' musun?" dediler. "Ben Yusuf'um, bu da kardesindir" dedi (ve söyle devam etti): "Allah bize lütfetti. (Bizi korudu, yüceltti). Kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse, süphesiz Allah, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez" "Vallahi, Allah seni bizden üstün kildi. Dogrusu biz suç islemistik! dediler (Yûsuf onlara): "Bu gün sizi kinama yok. Allah sizi bagislar. O, merhametlilerin merhametlisidir. simdi su gömlegimi götürün, babamin yüzüne koyun da gözü açilsin. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin" dedi. Kervan (Misir'dan) ayrilip yola koyulunca, babalari, (yaninda bulunanlara): "Eger bana bunak demezseniz, (inanin ki) ben Yûsuf'un kokusunu duyuyorum"dedi. "Vallahi sen hâlâ eski saskinligin içindesin" dediler. Müjdeci gelip de (Yûsuf'un gömlegini) (Ya'kûb)'un yüzüne koyunca, derhal (gözü açildi), görür oldu. "Size demedim mi ben, Allah'tan sizin bilmediginiz seyleri bilirim?" dedi. (Ogullari): "Ey babamiz, bizim için günahlarimizin bagislanmasini dile. Gerçekten biz günah isledik"dediler. (Ya'kub onlara): "Sizin için Rabb'ime istigfar edecegim. süphesiz O, bagislayan, esirgeyendir"dedi. (Hep beraber Misir'a hareket ettiler.) Nihâyet Yûsuf'un yanina vardiklarinda, (Yûsuf) ana-babasini kendisine çekip kucakladi ve: Âllah'in dilegiyle, güven içinde Misir'a girin!"dedi. Anasini babasini tahti üstüne çikardi ve hepsi onun için secdeye kapandilar (ona kavustuklari için Allah â sükür secdesi yaptilar veya onun önünde saygi ile egildiler. Yûsuf: "Babacigim, iste bu, önceden (gördügüm) rüyanin yorumudur. Rabb'im onu gerçek yapti. Bana iyilik etti. Zîra seytan, benimle kardeslerim arasina fitne soktuktan sonra, O, beni zindandan çikardi. Sizi de çölden getirdi. Gerçekten Rabb'im, diledigi seyi çok ince düzenler. O (her tedbiri) bilen, her seyi yerli yerince yapandir" dedi. "(Yûsuf, 12/83-100). Bu âyetlerde de ifade edildigi gibi, Ya'kûb (a.s)'in çocuklari, neticede yaptiklarina pisman oldular. Babalarindan ve kardesleri Yûsuf (a.s)'dan özür dilediler. Babalari Ya'kûb (a.s) ve kardesleri Yusuf (a.s) onlari bagisladilar ve onlar için Allah'a yalvarip dua ettiler. Cebrâil (a.s), Ya'kûb (a.s)'a gelerek, çocuklari için yaptigi duasinin kabul edildigini ve çocuklarinin Allah tarafindan bagislandiklarini müjdeledi (es-Salebî, el-Arais, Misir 1951,140 vd.). Yak'ub (a.s) da diger peygamberler gibi insanlari Allah'a inanmaya ve O'na ibadet etmeye çagirdi. Kendisi bu yolda fevkalade örnek bir hayat yasadi. Kur'ân-i Kerîm'de bildirildigi gibi, Yakub (a.s), ibrâhim (a.s)'in yaptigi gibi, ruhunu teslim etmeden önce, çocuklarina vasiyette bulundu: "O zaman (Yâ'kûb), ogullarina; "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" demisti. (Onlar da): "Senin Rabb'in ve atalarin ibrâhim, ismâil ve ishâk'in Rabb'i olan tek Allah'a kulluk edecegiz. Biz O'na teslim olanlariz" dediler" (el-Bakara, 2/133).

12. Hz. Yusuf

Kur'an'da ismi geçen Beni israil peygamberlerinden biri. Hz. Yûsuf Kurân'da adi geçen peygamberlerden birisi olup, Yakub Peygamber'in ogludur. Nesebi Hz. ibrahim'e kadar varir (Kamil Miras, Tecrid Tercemesi, IX, 139). Kur'ân-i Kerîm'de kendi adini tasiyan bir sûre vardir. Tamami 111 âyet olan bu sûrenin 98 âyeti (4-101) Hz. Yûsuf'tan bahseder. Bu âyetlerde anlatildigina göre Hz. Yûsuf'un hayat hikâyesi özetle söyledir: Hz. Yûsuf'un on bir tane erkek kardesi vardi. Yûsuf fevkalâde güzel ve son derece zekî idi. Babalari Hz. Yakub en çok Yûsuf'u seviyordu. Bu sevgiyi agabeyleri kiskaniyorlardi. Yûsuf (a.s) bir gece rüyasinda on bir yildizin, günes ve ayin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyayi babasina anlatti. Babasi rüyanin, Hz. Yûsuf'un büyük bir adam olacagina isaret oldugunu anladi ve Yûsuf'a rüyasini agabeylerine anlatmamasini tembihledi. Ancak, agabeyleri bundan haberdar oldular ve Yûsuf'u öldürüp bir yere atmayi planladilar. Babalarindan izin alarak, gezip eglenmek bahanesiyle Yûsuf'u alip kirlara,götürdüler. Onu bir kuyuya attilar, gömlegini da kana bulayarak, "Yûsuf'u kurt kapti" diye babalarina yalan söylediler. Kuyunun yanindan geçmekten olan bir kafile Yûsuf'u buldu ve köle olarak satmak üzere alip, Misir'a götürdüler. Orada az bir fiyatla onu Azîz (maliye bakani)'e sattilar. Azz'in hanimi Yûsuf'a göz koydu. Onu kendisiyle beraber olmaya çagirdi. Yûsuf (a.s) bunu kabul etmeyince, ona iftira edip kocasina sikayet etti ve hapse attirdi. Hz. Yûsuf senelerce hapiste kaldi. Orada hükümdarin serbetçisi ve asçisi ile tanisti. Onlarin gördükleri dünyalarin yorumunu yapti. Birisinin, kurtulup efendisinin hizmetine devam edecegini, digerinin ise öldürecegini söyledi. Sonunda dedigi çikti. Hz. Yûsuf, kurtulana, kendisini efendisinin yaninda anmasini istedi. Hükümdar bir gece rüyasinda yedi zayif inegin yedi semiz inegi yedigini ve yedi yesil basakla yedi kuru basak gördü. Bu rüyanin yorumunu yaptirmak istedi. Hz. Yûsuf'un rüya yorumu yaptigini ögrendi ve onu hapisten çikarip, rüyasini anlatti. Hz. Yûsuf, yedi sene bolluk olacagini, pesinden gelen yedi senenin ise kitlikla geçecegini söyledi. Bunun üzerine hükümdar, Hz. Yûsuf'u maliye bakanligina getirdi. Yûsuf (a.s) bolluk yillarinda bütün ambarlari zahire ile doldurttu; kitlik yillari gelince bu zahireyi halka dagitmaya basladi. Ayni kitlik, Hz. Yûsuf un babasinin memleketi olan Ken'an diyarinda da yasandi. Yûsuf (a.s)'un kardesleri de zahire almak için iki kez Ken'an ilinden Misir'a geldi. Sonunda Yûsuf (a.s) kardeslerine kendini tanitti ve onlari affettigini belirterek, "Bugün azarlanacak degilsiniz, Allah sizi bagislar, o merhametlilerin merhametlisidir" (Yûsuf, 92) dedi. Yûsuf (a.s), babasi, annesi ve kardeslerinin tamamini Misir'a davet etti. Ailesi Misir'a vardiginda Yûsuf (a.s) anne ve babasini tahta oturttu; diger onbir kardesi ise Hz. Yûsuf'un önünde egildiler. O zaman Yûsuf (a.s); "Babacigim, iste bu vaktiyle gördügüm rüyanin çikisidir; Rabbim onu gerçeklestirdi. seytan benimle kardeslerimin arasini bozduktan sonra, beni hapisten çikaran, sizi çölden getiren Rabbim, bana pek çok iyiliklerde bulundu. Dogrusu Rabbim, dilegine lütufkardir. O süphesiz, bilendir, hâkimdir" (Yûsuf,100) dedi. Bu sekilde israil ogullari, Filistin'den Misir'a gelip yerlesmis oldu. Bir süre sonra Yakub (a.s) vefat etti. Yûsuf (a.s), Allah Teâlâ'ya söyle münacatta bulundu: "Rabbim, bana hükümdarlik verdin, rüyalarin yorumunu ögrettin. Ey göklerin ve yerin yaratani! Dünya ve âhirette koruyanim sensin! Benim canimi, Müslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!" (Yûsuf, 101). Yûsuf (a.s)'un hayat hikayesi Kur'ân-i Kerîm'de "Ahsenü'l-Kasas, Kissalarin en güzeli" ünvanini aldi. Pek çok olaylari içeren bu hayat hikâyesi için Allah Teâlâ söyle buyurdu: Ândolsun ki, Yûsuf ve kardeslerinin olayinda, soranlara nice ibretler vardir" (Yûsuf, 7). Yûsuf (a.s)'un defnedildigi yer, rivâyetlere göre, Ibrahim (a.s)'in medfun bulundugu Kudüs yakinlarinda Halilü'r-Rahman kasabasindadir

13. Hz. Eyyub

Hz. Ibrahim soyundan gelen bir peygamber. Eyyûb (a.s.)'dan Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabir örnegi olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En'âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat'ta da "Eyûb" adiyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb'un kissasina tahsis edilmistir. Islâm kaynaklarina göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup, sayisiz mali-mülkü, birçok oglu kizi bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmistir. Sabah-aksam ümmeti ve Allah'a ibâdetle mesgul olan Hz. Eyyûb, Rabbinin bir imtihânina mârûz kalmis, bütün servetini, çocuklarini kaybettigi gibi seytanin kendisine musallat olmasi neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çibanlar çikmis, iltihapli yaralar açilmis, yaralarina kurtlar dolmus ve vücudu bozulup kokmaya baslamisti. Bu durumda kocasina hizmete sebât eden esi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanina yanasmadigindan cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmis, fakat hiçbir zaman sabrini ve Cenâb-i Hakk'a bagliligini kaybetmemistir. Farkli rivâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sikintili dönemden sonra sabriyla imtihâni kazanan Eyyûb (a.s.) Cenâb-i Hakk'in lütfu ve emriyle ayagini yere vurmus, fiskiran su kaynagindan yikanip içerek eski sihhati ve güzelligine kavusmustur. Ayrica kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmistir. Genellikle kabul edildigine göre bu imtihana ugradigi sirada yetmis yasinda olan Hz. Eyyûb, sifâ bulduktan sonra yirmi yil daha yasamis, diger bazi rivâyetlere göre ise hastaligindan önceki kadar daha ömür sürmüstür. Kendisinden sonra Bisr adindaki bir oglu, kavmine peygamberlik yapmistir.

14. Hz. Suayb

Kur'an'da adi geçen peygamberlerden. Medyen ve Eyke halkina peygamber olarak gönderildi. Bu iki ülkede ayri ayri mücadelede bulundu. Bu iki toplumla yaptigi mücadelesi, çesitli ayetlerde geçmektedir. Medyen ve Eyke, daglik ve ormanlik olan iki ülke idi. Medyen topraklari, Hicaz'in kuzey batisinda, oradan Kizildeniz'in dogu sahiline, güney Filistin'e, Akabe Körfezi'ne ve Sina Yarimadasi'nin bir bölümüne kadar uzanan bölgelerde yer alir. Kur'an'in Medyen halki hakkinda anlattiklarinin önemini kavramak için, bu insanlarin, Hz. ibrahim'in üçüncü hanimi Katurah'tan olma oglu Midyan'in soyundan geldikleri iddialarina dikkat edilmelidir. Dogrudan dogruya onun neslinden gelmemis olduklari halde, tümü onun soyundan olduklarini iddia etmislerdir. Çünkü eski bir gelenege göre, büyük bir zata bagli olan herkes, daha sonra yavas yavas onun torunlari arasinda sayilmaya baslanirdi. Nitekim Hz. ismail'in (a.s) soyundan gelmemesine ragmen bütün Araplara "ismailogullari" denmistir. Hz. Yakub (a.s)'in soyu (israilogullari) için de durum aynidir. Ayni sekilde, Hz. ibrahim (a.s)'in çocuklarindan biri olan Midyan'in etkisi altina giren tüm bölge halkina Bena Medyen (Medyenogullari) ve onlarin oturdugu yerlere de, Medyen bölgesi dendi (ez-Zirikl, Kâmûsû'l-A'Iâm, VI, 4244; Yakut el-Hamev, Mu'cemü'l-Büldan, Beyrut 1956, V, 77). Suayb (a.s), Hz. ibrahim'in torunlarindan Mikâil'in ogludur. Annesi ise Hz. Lut'un kizidir (et-Taber, Tarih, Misir 1326,I, 167; es-Sa'leb, el-Arâis, Misir 1951, s. 164; M. Asim Köksal, Peygamberler Tarihi, Ankara 1990, I, 327). Yüce Allah'tan Suayb (a.s)'a kitab veya sahife gönderilmedi. O, Âdem, sit, idris, Nuh ve ibrahim'e indirilen sahifeleri okudu ve onlarla tebligde bulundu (Ibn Asakir, Tarih, Beyrut 1979, VI, 322). Suayb (a.s) büyük bir hatipti. insanlari güzel söz ve nasihatlarla aydinlatmaya çalisti. Dolayisiyla ona peygamberler hatibi denilmistir (ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire 1977, II, 118). Suayb (a.s) ayni zamanda Musa (a.s)'in kayinpederi idi. Kizi Safura'yi Musa (a.s) ile evlendirmisti (ibnü'lEsir, el-Kâmil, Beyrut 1965, 177). Suayb (a.s)'in Peygamber olarak Medyen'e gönderilmesi ve Medyenlilerle mücadelesi, Kur'an'da söyle bildirilir: "Medyen'e de kardesleri suayb'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska ilahiniz yoktur. Size Rabbinizden açik bir delil geldi. Ölçüyü ve tartiyi tam yapin, insanlarin esyalarini eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayin. Eger inanan (insan)lar iseniz böylesi sizin için daha iyidir!... Ve her yolun basina oturup da tehdit ederek insanlari Allah yolundan çevirmege ve O (Allah yolu)nu egriltmeye çalismayin. Düsünün siz az idiniz, O sizi çogaltti ve bakin bozguncularin sonu nasil oldu!... Eger içinizden bir kismi benimle gönderilene inanmis, bir kismi da inanmamis ise, Allah aramizda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir" (el-A'raf, 7/85,86,87). Görülüyor ki Suayb (a.s) onlari Allah'a kulluk etmeye, insan haklarina saygili olmaya, her türlü bozgunculuktan uzak durmaya ve bu yolda sabirla hareket etmeye davet ediyordu. Fakat Medyen halki Suayb (a.s)'in nasihatlarini dinlemediler ve kötü hareketlerinde daha ileri gittiler. Onlarin bu isyan ve sapkinliklari, Kur'an'da söyle haber verilir. "Dediler ki: Ey Suayb, senin söylediklerinden çogunu anlamiyoruz, biz seni içimizde zayif görüyoruz. Kabilen olmasaydi, seni mutlaka taslarla(öldürür)dük! Senin bize karsi hiç bir üstünlügün yoktur!" (Hd 11/91). Suayb (a.s) onlarin bu taskinliklarina karsi nasihat ediyor ve onlari büyük bir azap ile kokutuyordu: (Suayb onlara de ki): Ey kavmim, size göre kabilem Allah'tan daha mi üstün ki, O'nu arkaniza atip unuttunuz? süphesiz Rabbim, yaptiklarinizi kusaticidir. (Ondan bir sey gizli kalmaz.) Ey kavmim, oldugunuz yerde (yaptiginizi) yapin, ben de yapiyorum. Yakinda kime azabin gelip kendisini rezil edecegini ve kimin yalanci oldugunu bileceksiniz. Gözetin, ben de sizinle beraber gözetmekteyim."(Hd, 11/92-93) Her türlü mücadelede, teblig ve nasihate ragmen, Allah'in emirlerini dinlemeyen, zulüm, taskinlik ve kötülükte israr eden Medyen halki, azabi hak etmisti: Derken o (müthis) sarsinti onlari yakalayiverdi, yurtlarinda diz üstü çöke kaldilar. suayb'i yalanlayanlar, sanki yurtlarinda hiç oturmamis gibi oldular. suayb'i yalanlayanlar... iste ziyana ugrayanlar, onlar oldular" (el-A'raf, 7/91-92). Medyen halki, kfirlerin kaçinilmaz sonu olan azaba maruz kaldiktan sonra Suayb (a.s) onlara acimisti. Bu durum, Ku'an'da söyle bildirilir: (Suayb), onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim, ben size Rabbimin gönderdigi gerçekleri duyurdum ve size ögüt verdim. Artik kâfir bir kavme nasil acirim!.." (el-A'raf, 7/93) Buna göre, Allah'in emirlerini dinlememede israr eden ve bunun neticesinde Allah'in azabi ile cezalandirilanlara acimamak gerekir. Çünkü bu cezayi hak etmis oluyorlar. Suayb (a.s) Medyenlilerle beraber, Eyke halkina da peygamber olarak gönderilmisti. Onlarla da önemli mücadelelerde bulundu. Onlarla olan mücadelesi ve onlarin isyankârligi, Kur'an'da söyle özetlenmektedir. Gerçekten Eyke halki da zalim kimselerdi" (el-Hasr, 15/78). Eyke halki da gönderilen elçileri yalanladi. Suayb, onlara demisti ki: (Allah'in azabindan) korunmaz misiniz? Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim. Artik Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karsi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalniz alemlerin rabbine aittir. Ölçüyü tam yapin, eksiltenlerden olmayin. Dogru terazi ile tartin. insanlarin haklarini kismayin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karisiklik çikarmayin, Sizi ve önceki nesilleri yaratan(Allah)tan korkun" (es-suar, 26/176,177,178,179,180,181,182,183,184). Eykeliler, Suayb (a.s)'in telkinlerine karsi ters hareket ettiler. Söz dinlemeyip isyanda bulundular. Hatta, Suayb (a.s)'a hakaret ettiler. Onlarin bu isyani, Kur'an'da söyle dile getirilir: "Dediler: Sen iyice büyülenmislerdensin. Sen de bizim gibi bir insansin, biz seni mutlaka yalancilardan saniyoruz" (es-suarâ, 26/185, 186) . Eykeliler bununla bile yetinmediler. Azab isteyecek kadar, ileri gittiler: "Eger dogrulardansan, o halde üzerimize gökten parçalar düsür" (es-suarâ, 26/187) diyerek Suayb (a.s)'a meydan okudular. Suayb (a.s) onlara söyle cevap verdi: "Rabbim, yaptiginizi daha iyi bilir" (es-suara, 26/188). Yüce Allah da, onlara verilen azabi, söyle haber veriyor: "O'nu yalanladilar. Nihâyet o gölge gününün azabi, kendilerini yakaladi. Gerçekten o, büyük bir günün azabi idi. Muhakkak ki, bunda bir ibret vardir. Ama yine çoklari inanmazlar" (es-suarâ, 26/189, 190). Ayette söz konusu olan "gölge gününün azabi" hakkinda, müfessirler söyle bir açiklamada bulunuyorlar: Eykeliler azab isteyince, günes yedi gün müthis bir sicakligi yaydi. O sirada gökyüzünde bir bulut belirdi ve serin bir rüzgar esti. Eyke'liler bulutun gölgesinde toplandilar. Birden o buluttan bir ates indi ve Eyke halki yeryüzünden silindi (el-Beydav, Envaru't-Tenzl, Misir 1955, II, 84). Medyen ve Eyke halki Hz. suayb'i dinlemediler ve bunun neticesinde, yukarida sunulan âyetlerde ifâde edildigi gibi helâk oldular. Allah'i dinlememenin, peygambere uymamanin ve yanlis yollara sapmanin cezasini buldular. Suayb (a.s), kendisine uyanlarla birlikte Mekke'ye gidip yerlesti. Orta boylu, bugday benizli biri olan Suayb (a.s), hayatinin sonuna dogru gözlerini kaybetmisti, amâ olarak yasiyordu. Mekke'de vefât etti. Türbesinin, Kâbe'nin batisinda, Darünnedve ile Benu Semh kapisinin arasinda oldugu rivâyet edilir (et-Taberî, Tarih, Misir 1326, I, 167; Ibn Kuteybe, Kitabü'l-Maârif, Beyrut 1970, s. 19: Ibn Asakir, Tarih, Beyrut, 1979, VI, 322).

15. Hz. Musa

Allah Teâlâ'nin, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'i verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip, hakim kilmasi için gönderdigi Ulu'l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. ibrahim (a.s)'in soyundan olup, israilogullarinin akidelerini islah etmek ve onlari Allah Teâlâ'nin diledigi nizama kavusturmakla görevlendirilmisti. Küfürle mücadelesi Kur'ân-i Kerim'de uzun uzun anlatilmaktadir. Hz. Adem (a.s)'den, Rasulullah (s.a.s)'e kadar pek çok peygamber gelmistir. Bu peygamberler, gönderildikleri kavimleri, Allah Teâlâ'ya iman etmeye çagirmislar; bu yolda kâfirlerle savasmislar, yasadiklari diyarlardan çikarilmislar; ezilmisler, hor görülmüsler ve hatta öldürülmüslerdir. Mûsa (a.s) da, Allah Teâlâ tarafindan israilogullari'na gönderilmis bir rasul idi. O da tipki kendisinden önce gönderilmis olan peygamberler gibi kavmini Allah'a iman etmeye çagirdi. Kavmine zulmeden ve ilâhlik iddiasinda bulunan Firavun'a karsi tevhid yolunda mücahede etti. Bu ugurda, bütün peygamberlerin karsisina çikan güçlükler, onun da karsisina çikti. Dogup büyüdügü diyardan çikarildi, kâfirler tarafindan öldürülmek gayesiyle kovalandi. Allah Teâla Kur'ân-i Kerim'de bir ayette Hz. Mûsa (a.s)'dan söyle bahsediyor: "Kur'ân'da Musa'yi da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israilogullari'na gönderilmis bir peygamber idi"(Meryem, 19/51). Hz. Musa (a.s)'nin Firavun ile olan kissasi, Kur'an'in bazi sûrelerinde çesitli üslûplarda ve teferruatli olarak anlatilmistir. Firavun ve ordusunun Kizildeniz'de bogulmalari olayindan sonra, israilogullari ile ilgili kissasina da genisçe yer verilmistir. Musa (a.s)'nin Firavun ile olan mücadelesi, bir sahsin bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret degildir. Bilâkis bu hak ile bâtil'in çatismasi, Rahman'in ordusu ile seytanin ordusunun kaçinilmaz savasidir. Aslinda hak ile bâtil arasindaki bu savas, insanoglunun yaratilisindan, insanlari islah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çikmasindan beri devam edegelmektedir. Sapiklik ve bâtil, daima iblis ve onun ordusu tarafindan temsil edilmis, imana, tevhide, peygamberlige, kisaca Hakka sürekli meydan okumustur. Fakat kazanan daima Hak olmustur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: "Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatinda, hem de meleklerin sahid olacagi günde muzaffer kilacagiz" (el-Mü'min, 40/51). Hz. Musa (a.s)'da gönderildigi kavmi cehalet ve sapiklik içerisinde buldu. Onlari Hakka davet etti, yurdundan çikarildi, savasti ve sonunda Allah Teâlâ'nin izniyle kazandi. Hz. Musa (a.s)'nin Nesebi, Dogumu ve Hayati Musa (a.s)'nin babasi, imran'dir Onun babasi Yahser, onun da babasi Kahes'dir. Nesebi Yakub (a.s)'a ulasir; ki, onun babasi Hz. ishak (a.s), onun da babasi Hz. ibrahim (a.s)'dir. Musa (a.s)'nin yaninda gördügümüz Harun (a.s) onun kardesidir. Allah Teâla, Musa (a.s)'yi Firavun'a, imana davet için gönderdiginde, Hz. Harun (a.s)'u da ona yardimci olarak seçmis ve görevlendirmisti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâla'ya söyle dua ederek, kardesi Harun (a.s)'u kendisine yardimci yapmasini istemisti: "Bir de bana ehlimden bir vezir, (yardimci) ver. Kardesim Harun'u (ver)" (Tâhâ, 20/29-30). Hz. Musa (a.s), Misir'in çok zor günler yasadigi bir dönemde dogdu. Bu sirada, ilâhlik iddialarinda bulunarak haddi asan Firavun, israilogullari halkina dayanilamayacak eziyetlerde bulunuyor, bu insanlari zulümle kasip kavuruyordu. israilogullari, Kipt kavminin muamelelerinden ve krallarinin agir baskilarindan bikmislardi. Misir'da yasamanin bir tadi kalmadigini biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardi. Ama onlardan her isinde istifade eden Firavun, yakalarini bir türlü birakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanini yapti. Nitekim Kur'ân-i Kerim'de; "Biz sana Musa ve Firavun'un mühim haberlerinden, iman edecek bir kavim için, gerçek olarak okuyacagiz. Çünkü Firavun o yerde (Misir'da) baskaldirmis ve ahalisini parçalara bölüp, kendisine baglamisti" (el-Kasas, 28/3-4) buyuruluyor. Firavun, saltanati sirasinda israilogullarina çok kötü eziyetlerde bulundu; onlari köle yapti, en çirkin ve adî islerde çalistirdi. Allah Teâlâ, israilogullarini bu sikintidan, azgin Firavun'un serrinden, zulüm ve taskinliklarindan kurtarmak için Hz. Musa (a.s)'yi gönderdi. Sa'lebî, Kisas-i Enbiya'sinda imam Suddî'den; Firavun'un bir rüya gördügünü, korkup kederlendigini naklediyor. Rüyasinda Kudüs tarafindan gelen bir ates gördü. Bu ates, Misir'a kadar uzanip, Firavun'un evlerini yakti. Fakat sadece Kipti'lere zarar verdi, israilogullari ise kurtuldular. Uyaninca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayi tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; "israilogullari içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Misirlilarin helâkina ve senin kralliginin yok olmasina sebep olacak. Dogacagi zaman da iyice yaklasti." Bu haber üzerine telaslanan Firavun, israilogullarin'dan dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesini emretti. Kur'ân-i Kerim'de bu olay söyle anlatiliyor: "Firavun, memleketin basina geçti ve halki firkalara ayirdi. içlerinden bir toplulugu güçsüz bularak onlarin ogullarini bogazliyor, kadinlari sag birakiyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi" (el-Kasas 28/4). israilogullari arasinda is yapabilecek insanlarin azalmasi üzerine Kiptîlerin ileri gelenleri Firavun'a giderek, "Eger böyle öldürmeye devam ederseniz, ileride bizim islerimizi yapacak kimse bulamayacagiz" dediler. Firavun da erkek çocuklarin bir sene öldürülmesini, bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocuklarin öldürülmedigi sene Harun (a.s) dogdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)... Musa (a.s) dogunca, annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasini, üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlik verdi. Bu, Kur'an'da söyle anlatiliyor: "Musa'nin annesine: "Çocugu emzir, basina geleceklerden korktugun zaman onu suya (Nil'e) birak. Korkma, üzülme. Biz süphesiz onu sana döndürecegiz ve peygamber yapacagiz" diye bildirmistik" (el-Kasas, 28/7). Musa (a.s)'nin annesi de ilham edileni yapti ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya birakti. Ablasina da, "Onu izle" dedi. Musa (a.s)'yi tasiyan sandik, Allah'in izniyle dalgalarla sürüklenerek, Firavun'un sarayina ulasti. Yikanmakta olan cariyeler, sandigi bulup Firavun'un karisina götürdüler. Allah Teâlâ, Firavun'un karisi Asiye'nin kalbine bu çocugun sevgisini koydu. Firavun çocugu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye, çocugu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocuklari olmuyordu. Kur'an-i Kerim, bunu söyle anlatiyor: "Firavun'un karisi: Benim de senin de gözün aydin olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydali olur, yahut onu ogul ediniriz" dedi. Aslinda isin farkinda degillerdi" (el-Kasas, 28/9). Hz. Musa (a.s) acikinca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ, bunu söyle zikrediyor: "Önceden, süt annelerinin memesini kabul etmemesini sagladik. Musa'nin ablasi; "size, sizin adiniza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkini tavsiye edeyim mi?" dedi. Böylece onu, annesinin gözü aydin olsun diye, ona geri çevirdik. Fakat çogu bilmezler" (el-Kasas, 28/12-13). Musa (a.s) böylece annesine dönmüs oldu. Üstelik Firavun'un sarayinda büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandi. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: "Musa erginlik çagina gelip olgunlasinca ona hikmet ve ilim verdik. iyi davrananlari böyle mükâfatlandiririz" (el-Kasas, 28/14). Yetisip delikanlilik çagina gelen Musa (a.s) bir gün sehre indi. Ögle üzeriydi. Dükkanlar kapaliydi ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kur'ân-i Kerim'de, sehirde geçen hadise söyle anlatiliyor; "Musa, halkinin haberi olmadigi bir zamanda sehre idi. Biri kendi adamlarindan, digeri de düsmani olan iki adami dövüsür buldu. Kendi tarafindan olan kimse, düsmanina karsi ondan yardim istedi. Musa, onun düsmanina bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu. "Bu seytanin isidir; çünkü o apaçik saptiran bir düsmandir" dedi. Musa, "Rabbim! dogrusu kendime yazik ettim, beni bagisla" dedi. Allah da onu bagisladi. O, süphesiz bagislayandir, merhamet edendir. Musa; "Rabbim! Bana verdigin nimete and olsun ki, suçlulara asla yardimci olmayacagim " dedi. sehirde, korku içinde, etrafi gözeterek sabahladi. Dün kendisinden yardim isteyen kimse, bagirarak ondan yine yardim istiyordu. Musa ona: "Dogrusu sen besbelli bir azginsin " dedi. Musa, ikisinin de düsmani olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi bana da mi kiymak istiyorsun? Sen islah edenlerden degil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun"dedi" (el-Kasas, 28/15-19). israillinin, olayi agzindan kaçirmasi üzerine, bütün halk Musa (a.s)'nin Misirliyi öldürmüs oldugunu ögrendi. Daha sonra bir adam kosarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi. "Musa korku ipinde çevresini gözetleyerek oradan çikti. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar" dedi. Medyen e dogru yöneldiginde: "Rabbimin bana dogru yolu gösterecegini umarim ", dedi" (el-Kasas; 28/21-22). Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklasti. Yanina yiyecek hiç bir sey de almamisti. Tam sekiz günlük yolu, agaç yapraklari yiyerek asti. Misir ile Medyen arasi sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlâ'nin bu seçkin kulu, aç ve bitap düsmüs olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyen'e ulasti. Kur'ân-i Kerim'de kissa söyle devam ediyor: "Medyen suyuna geldiginde, davarlarini sulayan bir insan toplulugu buldu. Onlardan baska, hayvanlarini sudan alikoyan iki kadin gördü. Onlara: "Derdiniz nedir?"dedi. "Çobanlar ayrilana kadar biz sulamayiz. Babamiz çok yaslidir (onun için bu isi biz yapiyoruz) " dediler. Musa onlarin davarlarini suladi. Sonra gölgeye çekildi: "Rabbim! Dogrusu bana indirecegin hayra muhtacim" dedi" (el-Kasas, 28/23-24). Ibn-i Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye'de bu olayi söyle anlatiyor: "Medyen suyunda çobanlar koyunlari suladiktan sonra, kuyunun agzina büyük bir kaya koyarlardi. Bu iki kadin da artan sularla koyunlarini sulamaya çalisirlardi. Musa (a.s), kayayi kuyunun agzindan tek basina kaldirdi, su çekti ve kadinlarin koyunlarini suladi. Sonra tekrar kayayi yerine koydu. Bu kayayi ancak on kisi kaldirabilirdi. Musa (a.s) ise, on kisinin halledebilecegi bu isleri tek basina halletmisti. Kizlar babalarina gidip Hz. Musa'yi ve yaptigi iyiligi anlattilar. Kur'an-i Kerim'de kissa söyle devam ediyor: "O sirada, kadinlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: "Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çagiriyor dedi. Musa ona gelince, basindan geçeni anlatti. O: "Korkma! Artik zâlim milletten kurtuldun"dedi. iki kadindan biri: "Babacigim, onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarinin en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdir, dedi. Kadinlarin babasi bana sekiz yil çalismana karsilik bu iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan, o senden bir lütuf olur. Ama sana agirlik vermek islemem. insallah beni iyi kimselerden bulacaksin" dedi. Musa: "Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim, bir kötülüge ugramayacagim. Söylediklerimize Allah vekildir" dedi" (el-Kasas, 28/25-28). Ibn-i Kesir söyle diyor: "Kizlarin babasinin kim oldugu hakkinda görüs ayriligi vardir. Bunun Suayb (a.s), oldugu hususunda kanaatler vardir. Ulemanin çogunlugu da bu görüstedir. Hasan Basri, Malik b. Enes'den naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Suayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yasamis, tâ ki Musa (a.s)'a ulasmis ve kizini ona nikâhlamistir. Hz. Suayb (a.s)'in kiziyla nikâhlandiktan sonra Musa (a.s), Medyen'de kalip, haniminin mehri olmak üzere on yil koyun güttü. Bir rivayete göre, Peygamberimize tam olarak ne kadar çalistigi sorulmus; o da on sene oldugunu buyurmustur. Buradan anlasildigi üzere, tam on yil çobanlik yapmistir. Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliginin Bildirilmesi Musa (a.s) Medyen'de on sene kalip mehrini tamamladiktan sonra, Misir'a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlik ve soguk bir gecede yolu sasirdi ve dag geçidinin yolunu bir türlü bulamadi. Çakmak tasiyla bir seyler tutusturmaya çalisti, basaramadi. Soguk iyice siddetlendi. Kansi da hamileydi ve dogum zamani da yaklasmisti. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardima ihtiyaci vardi. Kur'an-i Kerim'de, bu olay söyle anlatiliyor: "Musa, süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çikti. Tür tarafindan bir ates gördü. Ailesine: "Durunuz, ben bir ates gördüm; belki oradan size bir haber veya tutusmus, bir odun getiririm de isinabilirsiniz" dedi. Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sag yanindaki agaç cihetinden: "Ey Musa! süphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah'im " diye seslenildi. "Degnegini at!." Musa, degnegin yilan gibi hareketler yaptigini görünce, dönüp arkasina bakmadan kaçti. "Ey Musa! Dön, gel. Korkma. süphesiz güvende olanlardansin" denildi. "Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çiksin. Korkudan açilan kollarini kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânina karsi Rabbinin iki delîlidir. Dogrusu onlar yoldan çikmis bir millettir" denildi. Musa: "Rabbim! Dogrusu ben onlardan bir cana kiydim. Beni öldürmelerinden korkarim. Kardesim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardimci olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarindan korkarim" dedi, Allah: "Seni kardesinle destekleyecegiz, ikinize bir kudret verecegiz ki, onlar size el uzatamayacaklardir. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir" dedi" (el-Kasas, 28/29-35). Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde, Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasinda geçen konusma, daha ayrintili bir sekilde verilir. su ayetler Allah Teâlâ'nin Musa (a.s)'yi rasul olarak görevlendirdigi zamanin anlasilmasinda yardimci oluyor: "Ben seni seçtim, artik vahyolunani dinle. süphesiz ben Allah'im. Benden baska ilâh yoktur. Bana kulluk et, Beni anmak için namaz kil!" (Tâhâ, 20/13-14). Ve daha sonra Allah Teâlâ, Musa (a.s)'ya söyle buyuruyor: "Firavun'a gidin; dogrusu o azmistir. Ona yumusak söz söyleyin, belki ögüt dinler veya korkar" (Tâhâ, 20/43-44). Allah Teâlâ'nin, Musa (a.s)'ya bunu emretmesinden sonra, Musa (a.s) ile Firavun arasinda amansiz bir mücadele de baslamis oluyordu. Hak ile bâtil'in amansiz savasi. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras biraktiklari tevhid mücadelesi... Hz. Musa (a.s), Allah Teâlâ'nin bu emriyle Firavun'a gitti. Onu güzellikle Allah'a iman etmeye davet etti: "Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah'a karsi ancak gerçegi söylemek yarasir. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, israilogullari'ni benimle beraber saliver" (el-A'raf, 7/104-105). "Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi. Musa: "Rabbimiz, her seye ayri bir özellik veren, sonra dogru yola eristirendir" dedi" (Tâhâ 20/49-50). Firavun, bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)'yi zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)'da Firavun'a, belki iman eder diyerek, ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasini yere atti, kocaman bir yilan oldu. Elini koynuna sokup çikardi, gözleri kamastiran bir günes parçasi oluverdi. Musa (a.s)'nin gösterdigi bu mucizeler karsisinda Firavun gerçekten korkmustu. Bunun üzerine o da sihirbazlarini toplayip, Musa'yi maglup etmeyi kararlastirdi. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazlari çagirtti ve onlardan Musa (a.s)'nin yaptiklarindan daha büyük bir sihir yapmalarini istedi. Onlarda hazirlandilar ve bir gün kararlastirdilar. O gün gelince de halkin gözleri önünde Musa (a.s) ile yarismaya basladilar. "Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalim" dediler. Musa: "Siz koyun"dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanlarin gözlerini sihirlediler ve onlari ürküttüler, büyük bir sihir yaptilar. Biz de Musa'ya: "Asani koyuver" dedik o da koyuverdi. Hemen onlarin uydurduklarini yutmaya basladi. Hak tahakkuk etti. Onlarin yaptiklari bosa gitti. iste orada yenildiler, küçük düstüler. Sihirbazlar secdeye kapanip: "Âlemlerin Rabbine, Musa ve Harun'un Rabbine inandik" dediler" (el-A'râf, 7/115-122). Sihirbazlarin iman etmeleri, Firavun'u çok kizdirdi. Onlari öldürmekle tehdit etti. iste küfür, acizligini bu olayla bir kere daha ortaya koymus oldu. Gelisen bu olaylar, Firavun'u yola getirecegi yerde, onu daha çok azdirdi. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldirmadikça rahata kavusamayacagina inanip, bu arzusunu yerine getirmeye çalisti. Musa (a.s), Firavun ve kavmini, imana çagirmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe, Allah Teâlâ onun kavmine tufan, çekirge, hasarat, kurbaga, kan gibi çesitli azablar gönderdi. Ancak bunlarin hiç biri, Firavun ve kavmini yola getirmedi. Firavun, küfür ve inadinda, israr ve Musa (a.s)'nin davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ, Musa (a.s)'ya israilogullarini bir gece Misir'dan çikarip Filistin diyarina götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi sehirden çikip, Süveys halici boyunca Kizildeniz'e yöneldiler. Firavun sehirde israilogullarindan hiç bir iz göremeyince, kaçtiklarini anladi ve bütün ordusunu seferber ederek, peslerine düstü. Firavun ordusunun çok kalabalik oldugu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra israilogullarina yetisti. israilogullarinin önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarinda kocaman bir ordu vardi. israilogullari "Yakalandik yâ Musa" diye yakinmaya basladilar. Kur'ân-i Kerim'de olay söyle anlatiliyor: "Musa: "Hayir, Rabbim benimle beraberdir, bana elbette yol gösterecektir"dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: "Degneginle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrildi, her parçasi yüce bir dag gibiydi. iste oraya geridekileri de yaklastirdik. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik" (es-suara, 26/62-65). "Firavun, ordusuyla onlari takib etti. Deniz de onlari içine aliverdi. Hem de ne alis!" (Tâhâ, 20/78). Kur'an-i Kerim'de Allah Teâlâ, bir zâlimin, kâfirin sonunu böyle anlatiyor; ve bir kavmi nasil kurtardigini da. iste Hak, Bâtil'in tepesine böyle inip, onu ortadan kaldirabiliyor. Firavun ordusu, bir tek kisi kalmamacasina yok oldu. Firavun ise, ölümün geldigini anlayinca iman ettigini açikladi: "Firavun bogulacagi anda: "israilogullarinin inandigindan baska tanri olmadigina inandim, artik ben de ona teslim olanlardanim" dedi. Ona: "simdi mi (inandin)? Daha önce baskaldirmis ve bozgunculuk etmistin"dendi" (Yunus, 10/90, 91). Bu olaydan sonra Allah Teâlâ, Hz. Musa (a.s)'ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis'e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayip, siddetli bir susuzluga kapildilar. Gelip Musa (a.s.)'a sitem ve sikayette bulundular. Allah, Musa (a.s)'a, âsâsini tasa vurmasini emretti. Vurunca tasin oniki yerinden su fiskirdi. Her Yahudi kabilesine bir göze düsüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarini giderdiler. Allah Teâlâ israilogullarina, gökten kudret helvasi ve bildircin eti de gönderdi. Fakat israilogullarinin o ikiyüzlülükleri, bütün bu nimetlere ragmen, kendini burada da ortaya çikardi. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: "Ey Musa! Bir çesit yemege dayanamayacagiz. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdigi sebze, kabak, sarmisak, mercimek ve sogan yetistirsin" demistiniz de, "hayirli olani daha düsük seyle mi degistirmek istiyorsunuz? Bir sehre inin, orada süphesiz istediginiz vardir" demisti" (el-Bakara, 2/61). Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa'ya, Filistin'e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalintilari ve Kenanlilardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karsilastilar. Musa (a.s) kavmine, buraya girip bu zalimlerle savasmalarini, ve onlari bu mukaddes beldeden çikarmalarini emretti. Fakat, israilogullari buna cesaret edemedi: "Ey Musa! "Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin savasin, dogrusu biz burada oturacagiz" demislerdi" (el-Maide, 5/24). Çünkü israilogullari, Firavun ülkesinde zillet ve adilige, asagilanmaya alismislardi. Onlar için bazi degerleri ele geçirmek için savasmak, bir manâ tasimiyordu. Allah'da onlari Tih çölüne atti ve yollarini sasirtti. Kavmine söz geçiremediginden yakinan Musa'ya, Allah Teâlâ: "Orasi onlara kirk yil haram kilindi. Yeryüzünde saskin saskin dolasacaklar. Sen, yoldan çikmis bir millet için tasalanma" dedi" (el-Maide, 5/26). Zamanla, bu zillet içinde yasayan nesil, yerini hürriyetle yetisen ve izzetle yasayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-i Mukaddes'e girmeye muvaffak oldular. israilogullari, bu kirk yil içinde çok çesitli sapikliklarda bulundular. Hz. Musa'nin Tur daginda kirk gün geçirdigi bir zamanda, Sâmirî isimli bir sahsin imal ettigi ve "iste sizin de Musa'nin da tanrisi" dedigi altindan bir buzagiya tapmaya basladilar. Musa (a.s) döndügünde onlari buzagiya tapinir görünce çok üzüldü. Harun (a.s)'a çikisti. israilogullari'ni buzagiya tapinmaktan vazgeçirmeye çalisti. israilogullari ise, her firsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayi bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s), hayati boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu ugurda pek çok eziyetle karsilasti. Yurdundan çikarildi, ölümle tehdit edildi ve etrafinda kendisiyle beraber, inanan pek az insan bulabildi. Musa (a.s), Tih çölünde, Harun (a.s)'dan sonra öldü. israilogullarini Arz-i Mukaddes'e sokamadi. Öldügünde yüz yirmi yasinda idi. Buhârî, onun ölümü ile ilgili olarak sunlari rivayet ediyor: "Ölüm melegi geldiginde, Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle bakti. Canini almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardi. Sonra: "Yarabbi, beni bir kuluna gönderdin ki, ölmek istemiyor" diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ, o hali üzerinden kaldirarak, tekrar Musa'ya gönderdi: "Söyle, sayili olmak sartiyla istedigi kadar yasasin". Hz. Musa: "Yarabbi, sonra ne olacak?" dedi. "Öleceksin" buyuruldu. "Öyle ise ölüm simdi gelsin" niyazinda bulundu. Sonra Allah Teâlâ'dan, kendisini bir tas atimi Beyti Makdis'e yaklastirmasini, orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) söyle diyor: "Rasulullah (s.a.s): "Eger ben sizinle beraber orada bulunsaydim, onun yol kenarinda ve kizil bir kum tepesinin yaninda bulunan kabrini size gösterirdim" buyurdu".

16. Hz. Harun

Hz. Harûn (a.s), israilogullari peygamberlerinden, Hz. Musa (a.s)'in kardesi. Hz. Yusuf'un vefatindan sonra Misir'da yasayan israilogullari ve diger insanlar, bir müddet onun gösterdigi yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikati unuttular. Bu arada Misir'in idaresi Kibtîlerin eline geçti. Kibtîler ise yildizlara ve putlara tapiyorlardi. Kibtîler, israilogullarini hor görmeye basladilar. Onlari agir, zor islerde kullandilar. israilogullari çok kalabalik bir topluluk olup Hz. Yakub'un ogullarina nisbetle on iki kola ayriliyordu. Onlar Kibtîlerin zulmünden kurtulmak istiyorlardi. Dedelerinin ülkesi olan Kenân bölgesine gitmek için izin istemelerine ragmen onlara izin verilmemekteydi. Her dönemde oldugu gibi, o dönemin Firavun'u da zulmü temsil ediyor ve insanlari eziyet altinda inletiyordu. israilogullarinin çogalmasi Kibtîleri ve onlarin hükümdari Firavun'u endiselendiriyordu. Onlar, israilogullarinin isyan ederek kendilerine zarar vermesinden korkuyorlardi. Firavun, bir gün kâhinlerini yanina topladi. Gelecekle ilgili onlardan bilgi istedi. Kâhinlerden birisi Firavun'a israilogullarindan bir çocugun dogacagini ve saltanatina zarar verecegini bildirdi. Firavun, bunu duyar duymaz korktu ve tedbirler almaya basladi. Bunun için de israilogullarinin dogacak erkek çocuklarinin tamaminin öldürülmesini emretti. Hz. Musa, bu dönemde dogdu ve öldürülmesin diye bir sandigin içine birakilarak nehre atildi. Firavun'un sarayinda büyüdü. Allah diledi ve Musa'yi Firavun'un kucaginda büyüttü. Harun Peygamber, Hz. Musa'nin büyügüdür. israilogullarinin erkek çocuklarinin öldürülmeye baslanildigi dönemden önce dünyaya gelmistir. Hz. Hârun (a.s.); Musa (a.s.)'dan daha uzun boylu, daha etli, daha beyaz tenli, daha genis sirtli olup açik ve düzgün dilli, yumusak huylu idi. Alninda da bir ben vardi (Hâkim, el-Müstedrek, II, 577). Harun peygamberle ilgili Kur'ân-i Kerîm'de pek fazla bilgi yoktur. Bir âyette Hz. Musa ile birlikte zikredilmektedir. Medyen'den dönerken Hz. Musa'ya Peygamberlik verildi. Peygamberlikle sereflendi. Yüce Allah Hz. Musa'ya emretti: "Firavun'a git, çünkü o azdi" (Tâhâ, 20/24). Musa Peygamber "Rabbim, beni yalanlamalarindan korkuyoruni" (es-suarâ, 26/ 12), "Kalbim sikilir, dilim açilmaz olur. Onun için Harun'a da Peygamberlik ver" (es-suarâ, 26/l3), "Bir de onlarin aleyhimde de bir kisas davalari var, bu sebeple beni öldürmelerinden korkarim" (es-suarâ, 26/14), "Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun'u. Onunla arkami kuvvellendir. Onu içimde ortak kil. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. süphesiz sen bizi hakkiyla görensin" (Tâhâ, 20/29-35) dedi. Cenâb-i Allah, Musa'nin bu duasini kabul etti. "Ey Musa! istedigin sana verildi" (Tâhâ, 20/36) buyuruldu. Böylece Harun'a da peygamberlik verildi. "Firavun'a gidin, biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz, bizimle beraber israilogullarini gönder" deyin " (es-suarâ, 26/16-17) buyuruldu. Hz. Mûsa ve Hârun (a.s.) "Ey Rabbim! Dogrusu biz Firavun'un, bize karsi asiri gitmesinden, yahud taskinligini artirmasindan endise ediyoruz" diye Allahu Teâla'ya dua ettiler. Yüce Allah: "Korkmayiniz! Çünkü ben sizinle beraberim. Ben (her seyi) isitirim, görürüm! Hemen gidiniz ve ona söyle deyiniz. "Biz Rabbinin iki elçisiyiz, artik israilogullarini bizimle gönder. Onlara iskence etme! Biz sana Rabbinden, hakiki bir âyet getirdik selam (ve selamet) dogruya tâbi olanlaradir. Bize, su hakikat vahy olundu ki: hiç süphesiz azab yalanlayanlarin ve yüz çevirenlerin üzerinedir" (Tâhâ, 20/45, 48) buyurdu. Bunun üzerine, Hz. Musa ve Hârun geceleyin Firavun'un yanina gittiler. Kapiyi çaldilar. Firavun kapinin açilmasindan dehsete düstü. Hz. Musa ve Hârun, Firavun'a kendilerinin Rabbûlâlemin olan Allah'in elçileri olduklarini, kendisini dine davet etmek için geldiklerini söylediler. Firavun "Ben sizin en yüce Rabbinizim " (en-Nâziât, 79/24) diyerek onlari reddetti. Hz. Musa'ya vahyedildi. "Kullarimla geceleyin yola çik. Onlara denizde kuru bir yol aç. Size yetismelerinden korkma" (Tâhâ, 20/77) buyuruldu. Bu iki peygamber israilogullarini geceleyin yola çikardilar. Bu durumdan haberdar olan Firavun ve askerleri onlari izledi. Hz. Musa, Hârun ve israilogullari, denizi geçerek kurtuldular. Firavun ve askerleri de denizde boguldular. israilogullari Tih sahrasina geldiler. Rizik olarak kendilerine kudret helvasi, bildircin kusu verildi (el-Bakara, 2/57); onlar itirazlarini sürdürdüler. "Biz bir çesit yemege dayanamayiz. Bizim için Rabbina dua et de bize topragin bitirdigi sebzeden, acurdan, sarimsaktan, mercimekten ve sogandan çikarsin" (el-Bakara 2/61) dediler. Musa peygamber, onlara ögütler de bulundu. Tûr dagina çagirildiginda agabeyi Harun'u kendi yerine vekil birakti. israilogullari Misir'dan çikarken altinlarini, gümüslerini de yanlarina almislardi. Hz. Musa (a.s)'in Tur'a gitmesiyle israilogullarinin münafiklarindan Sâmiri bu altinlari topladi ve bir kapta eriterek bir buzagi yapti. Gönüllerinde yatan putçulugu bir türlü tepeleyemeyen bu kavim buzagiya tapmaya basladi. Hz. Hârun, onlara ögütlerde bulundu. "Ey kavmim! Bununla imtihan edildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman olan Allah'tir. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" (Tâhâ, 20/90) buyurdu. israilogullari, Hz. Hârun'u dinlemediler. "Musa, bize dönüp gelinceye kadar, biz o buzagiya tapmaya devam edecegiz" (Tâhâ, 20/91) dediler. Hz. Musa (a.s), Tûr Dagi'ndan döndügünde kavminin buzagiya tapmakta oldugunu gördü. Buna çok üzüldü. Agabeyine kizdi. "Ey Hârun! Onlarin saptiklarini gördügün zaman hana uymaktan seni alikoyan nedir? Emrime isyan mi ettin?" (Tâhâ, 20/92-93) dedi. Hârun Peygamberin yakasina yapisti. Hârun Peygamber; Hz. Musa'ya israilogullarinin kendisini dinlemedigini anlatti. Musa peygamber öfkelendi ve Samiri'yi kovdu. Allahu Teâla, Musa (a.s)'ya Hârun (a.s)'u vefat ettirecegini, onu daga getirmesini bildirdi. Musa (a.s), Hârun (a.s)'un elinden tutarak daga çiktilar. Hârun (a.s)'un sibr ve sibbîr adindaki ogullari da yanlarindaydilar. Dagin üzerinde görülmemi:s güzellikte bir agaç, yapilmis bir ev, evin içinde bir sedir, ve sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatagin üstüne yattilar. Allahu Teâla Hârun (a.s)'un ruhunu bu halde iken aldi, sonra agaç kayboldu, ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa, Hârun (a.s)'un cenaze namazini orada kilarak onu daga defnetti. Yahudiler bu daga Tûr-u Hârun adini vermislerdir (Taberî, Tarih, I, 223). Hârun (a.s)'un Tih çölündeki bu dagda vefat ettiginde yüz on yedi, yüzyirmi veya yediyüzyirmiüç yasinda oldugu söylenir (Yâkubî, Tarih, I, 41). Hârun Peygamber uzun müddet yasadi. Musa Peygamberle birlikte kavmine ögütlerde bulundu, kavminin nankörlüklerine gögüs gerdi. Zaman geldi; Rabbine kavustu, o da ölümü tatti.

17. Hz. Ilyas

Kur'an-i Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)'dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)'a dayandigi rivayet edilen bir israilogullari Peygamberi. Hz. Musa'dan sonra israilogullarinin çesitli boylari. sam civarina yerlesmistir. sam bölgesindeki "Bek" sehrine yerlesen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Benu israil kabilesine Hz. ilyas (a.s)'in gönderildigi rivayet edilmektedir. ilyas (a.s) Kur'an-i Kerîm'de iki degisik sûrede anilmistir. Bir yerde diger Peygamberler ile birlikte ismi geçmistir: "(ibrahim'e) Zekeriya, Yahya, isa ve ilyas'i da bagisladik. Hepsi salihlerdendi" (el-Enbiya, 21/85). Diger sûrede ise ilyas (a.s)'in kissasi özetle anlatilmistir. Musa ve Harun (a.s)'dan bahsedilmis, onlarin Allah'in salih kullari oldugu anlatildiktan sonra ilyas (a.s)'in kissasina geçilmistir: "Muhakkak ilyas da peygamberlerdendi" (es-Sâffat, 37/123). Bu ayet-i kerime ilyas (a.s)'in etrafinda Yahudiler ve Hristiyanlar tarafindan olusturulmus olan efsanevî kimligi aralamakta, onun Allah'in diger Peygamberleri gibi bir peygamber oldugunu anlatmaktadir. Buhârî, Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde ilyas (a.s) için bir bab açmis ve onun kissasini anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmistir. ibn Mes'ûd ve ibn Abbas'in rivayetine göre Hz. ilyas ile idris (a.s) ayni sahistir (Buhârî, Enbiyâ, 4). idris (a.s) da Nuh (a.s)'in babasinin dedesidir (Buhâri, Enbiyâ, 5). Ilyas (a.s) Peygamber olarak gönderildigi insanlari dine davet etmistir: "(Hz. ilyas) milletine: "Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz önceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Ba'l putuna mi taparsiniz?" demisti (es-Sâffât, 37/124-126). Ayet-i Kerime'de geçen "Ba'l" o kavmin tapindigi putun ismidir. Oturdugu sehirlerinin ismi "Bek" olan bu halkin, tapindiklari puttan dolayi sehirlerinin isminin "Ba'lebek" oldugu rivayet edilmektedir. Rivayete göre Hz. ilyas israilogullarina Hizkil (a.s)'dan sonra gönderilmistir. insanlari Allah'a imana çagiran Hz. ilyas, kavminin Ba'l putuna tapmamasini emretmistir. O bölgenin krali önce iman etmesine ragmen daha sonra irtidat ederek Hz. ilyas (a.s)'i öldürmeye kalkmistir. Hz. ilyas yedi sene kadar daglarda bayirlarda dolasmis, insanlari Tevrat'in emirlerine davet etmis, iman etmemeleri üzerine, o beldeye üç yil hiç yagmur düsmemistir. Daha sonra Hz. ilyas'in duasiyla yagmur yagmasina ragmen yine ilyas (a.s)'a iman etmemislerdir. Kendisinden sonraki Benûisrail Peygamberlerinden Kur'an'da ismi zikredilen Elyas'a (a.s)'i Hz. ilyas yetistirmistir. Rivayete göre kavminin imansizligina kizan ilyas (a.s), Allahu Teâlâ'dan kendisini gökyüzüne kaldirmasi için dua etmis, bunun üzerine belirlenen bir yerde yaninda Elyas'a (a.s) da varken gökten gelen ates gibi bir ata binip havalanmis, nübüvvet simgesi olarak da asagida kalan Elyas'a hirkasini atmis ve semâya refedilmistir. Ancak surasi unutulmamalidir ki bu rivayetler israilogullarinin Tevrat kökenli rivayetleridir. isin dogrusunu en iyi Allah bilir (ibn Kesîr, Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm, VII, 31). Hz. ilyas (a.s)'in, Hizir (a.s) ile yilda bir kez bulustuguna inanilir, halk arasinda bu bulusma Hizir ilyas (Hidrellez*) seklinde simgelenmistir

18. Hz. Zülkifl

Kur'ân'da adi geçen peygamberlerden biri. Kur'ân'da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: "ismâil, idris ve Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Onlari rahmetimize soktuk. süphesiz onlar salih olanlardandi" (el-Enbiyâ, 21/85, 86). Âyette geçen "Zülkifl" adi degil lakabidir ve "nasib ve kismet sahibi" anlamina gelir. Fakat burada dünyevî zenginligi degil, onun üstün kisiligini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanilmistir. Onun gerçek adi hakkinda çok farkli rivayetler vardir. Yahudiler O'nun, israilogullarinin esâreti sirasinda peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur irmagi yakinlarinda bir bölgede yapan Hereksel oldugunu iddia etmislerdir. Âlimlerin bir kismi da onun Eyyub (a.s)'in kendisinden sonra peygamber olan Bisr adindaki oglu oldugunu söylemislerdir. Fakat bu görüslerin hiç biri kesinlik derecesine sahip degildir. Zülkifl (a.s)'in peygamber olmadigi söyleyenler olmussa da, âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüs de budur (el-Kurtubî, el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân, Kahire 1967, XI, 327 vd.; el-Alusî, Ruhu'l-Meânî, Beyrut t.y., XVII, 82; el-Mevdudî, Tefhimu'l-Kur'ân, istanbul 1991, III, 327). Yüce Allah Eyyûb (a.s)'in kissasini arzettikten sonra, peygamberlerinden bazilarini anmis ve onlari övmüstür. insanlari tevhide çagiran, Allah'in sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de, Zülkifl (a.s)'dir. Bu konudaki âyetlerin meâli söyledir: "Kuvvetli ve basiretli kullariniz ibrahim'i, ishâk'i ve Yâkub'u da an. Biz onlari ahiret yurdunu düsünme özelligiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptik. Onlar bizim yanimizda seçkinlerden, hayirlilardandir. ismâil'i, Elyesâ'i, Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (Sad, 38/45, 46, 47, 48). Taberî'de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) sam'da otururdu. Oradaki halki Allah'a inanmaya, O'na ibadet etmeye ve dürüst bir sekilde yasamaya çagirdi ve orada vefât etti (et-Taberî, Tarih, Misir 1326, I, 167).

19. Hz. Davud

Kur'ân-i Kerim'de adi geçen israilogullari peygamberlerinden biri. Yahuda kabilesinden isa (Yasa)'nin sekizinci ogludur. insanoglu yoldan çikip da batakliga düstükçe, yüce Allah, onlara peygamberler göndermistir. Onlar bu peygamberler vasitasiyla uyarilmistir. israilogullarina da peygamberler gönderilmistir. Onlar, umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmislerdir. Hz. Musa'nin vefatindan sonra, yine israilogullari isyanin karanligina daldilar. Azginlik yaparak Hz. Musa'nin Allah'tan getirdigi akîdeyi terk etmeye basladilar. Cenâb-i Allah, onlarin üzerlerine baska bir kabîleyi musallat etti. Hz. Musa'nin vefatindan sonra israilogullarinin idaresi Yusa'ya kaldi. israilogullarini çölden çikararak onlari dedelerinin ülkesine yerlestirdi. Bu ülke, Hz. Yakub'un yasadigi Ken'an bölgesi olup, israilogullari için mukaddes ülke sayilir. israilogullari Hz. Musa'nin vefatindan sonra Filistin çevresine yerlesmis bulunan Amâlika Kabilesi ile karsi karsiya geldiler. israilogullari Amâlika ile yaptiklari bir savastan maglup çiktilar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düsman ile çarpismak istediler. Yüce Rabbimiz onlarin bu durumunu söylece anlatmaktadir: "israilogullarindan bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder ki, Allah yolunda savasalim" dediler. Peygamber. "Size muharebe farz olunursa korkarim ki, savasmazsiniz" dedi. Onlar: "-Niçin Allah yolunda savasmayalim? Yurdumuzdan ve evlatlarimizin yanindan çikarildik" dediler. Onlara farz kilindiginda, birazi müstesna olmak üzere, savastan yüz çevirdiler. " (el-Bakara, 2/246) "Peygamberleri onlara: Allah, Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediginde, onlar: O, bize nasil hükümdar olur? Biz hükümdarliga ondan daha layikiz. Onun mali da çok degildir. dediler. Peygamber. "Allah onu, sizin üzerinize namaz kildi. Ona ilimde ve cisimde fazlalik (üstünlük) verdi. Allah, mülkü diledigine verir. " (el-Bakara, 2/247). israilogullari tarafindan kutsal kabul edilen bir sandik vardi. Kur'ân-i Kerim'de bu sandiga "Tâbût"* adi verilmektedir. Amâlikalilarla yapilan savas sonucunda bu sandik Câlût (Golyat)'in eline geçmisti. israilogullari bunun acisini duyuyorlar, fakat Tâlût'un da hükümdarligina itiraz etmekten geri kalmiyorlardi. "Peygamberleri onlara söyle dedi: Onun hükümdarligina alamet; size, içinde Rabbiniz tarafindan sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirasi bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eger siz iman edenlerdenseniz, bunda sizin için ibret ve mûcize vardir. " (el-Bakara, 2/248). Tâbût'un israilogullarinin eline geçmesi onlari yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût, israilogullarina ögütte bulundu. Onlara söylece seslendi: "Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden degildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi. Onlarin pek azi müstesna, digerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karsi duracak takat bizde yoktur dediler. Allah'a kavusacaklarini bilenler. Nice az bir topluluk vardir ki, Allah'in izni ile daha çok olana galip gelmistir. Allah, sabredenlerle beraberdir. ' dediler. " (el-Bakara, 2/249) Amâlika ordularinin basinda Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karsi karsiya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb, üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle, ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara, 2/250) Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.), Hz. Yakub'un neslinden idi. israilogullarindan olan Dâvûd, daha küçük yasta bir delikanli iken, hak davanin amansiz düsmani, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptigi mücadeleyi kazanmis ve bu savasta Câlût'u sapan tasiyla öldürmüstü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasil yendigi gösterilmektedir. Câlût, zalim zengin ve korkunç bir hükümdardi. Onun açikça belli olan büyük üstünlügü vardi. Fakat Allahu Teâlâ, o zaman islerin yalniz zahiriyle meydana gelmeyip, gerçek anlamiyla vukû buldugunu göstermek istedi. islerin hakikatini sadece O bilir. Her seyin ölçüsü yalniz O'nun elindedir. Aslinda insanlara güçlü görünenin zayif, zayif görünenin de Allah'in yardimiyla güçlü oldugu ölçüsü Allahu Teâlâ'ya aittir. insanlar ise vazifelerini yerine getirmek, Allah'u Teâlâ' ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah'in istedigi seyler istedigi sekilde olur. insanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayif, çok zayif olduklarini, Allah onlarin ölmesini istedigi zaman küçücük delikanlilarin bile maglup edebilecegini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü, daha genç bir bir delikanli iken Hz. Dâvûd'un eline verdi. Burada Allah'u Teâlâ'nin tahakkukunu istedigi gizli baska hikmetler de vardi. Allah, Tâlût'dan sonra mülkü Hz. Dâvûd'un almasini ve onun yerine oglu Süleyman (a.s.)'i varis kilmayi istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)'in gücü, Câlût'u öldürmesiyle gösterilmis oluyordu. "Allah'in izniyle, onlari hemen hezimete ugrattilar. Dâvûd da Câlût'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte oldugu seylerden de ona ögretti." (el-Bakara, 2/251). Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalilar bozguna ugradilar, darmadagin oldular. Bu olaydan sonra halk, Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygi göstermeye basladi. Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim, hem peygamberlik verildi; "...Dâvûd'a daglari ve kuslari boyun egdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardi. Biz (bunlari) yapariz." "Ona, sizi savasin siddetinden korumak için zirh yapmayi ögretmistik. Ama siz, sükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya, 21/78, 80) "Andolsun Dâvûd'a tarafimizdan bir üstünlük verdik. Ey daglar, onunla beraber tesbih edin ve ey kuslar (siz de). Ve ona demiri yumusattik.", "Genis zirhlar yap, dokumasini ölçülü yap ve (hepiniz) iyi isler yapin. Çünkü ben, yaptiklarinizi görmekteyim. diye vahyettik." (Sebe, 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkinda Kur'ân-i Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd'un çok güzel bir sesi oldugunu, kendisine verilen Zebur'u okumaya baslayinca, daglarin ve kuslarin onu dinlemek üzere etrafinda toplandiklarini bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup, yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap, ser'î hükümleri tasimadigi için Hz. Dâvûd, Hz. Musa'nin serîati ile hükmetmistir. Yahudi kaynaklarinda Hz. Dâvûd'un, Mizmar denen bir musiki âleti çaldigi kayitlidir. Kur'ân'da da: "(Her taraftan) gelen kuslar da ona icabet ederler, hepsi onun nagmesine katilirlardi ", "Onun mülkünü kuvvetlendirmistik. Kendisine hikmet ve açik konusma, güzel konusma vermistik. " (Sad, 38/19-20) buyuran Allah, ayni sûrenin 21. âyetinde, Hz. Dâvûd (a.s.) zamaninda olan bir hâdiseyi de, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e söyle haber vermistir: "Dâvûd'un yanina gelmislerdi de, onlardan korkmustu. Korkma dediler, Biz, iki davaciyiz. Birimiz ötekinin hakkina saldirdi. simdi sen aramizda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasina (adalete) götür. " (Sad, 38/22) Kur'ân'da anlatildigina göre bunlar iki kardestiler. Birisinin doksandokuz koyunu, ötekinin bir tek koyunu vardi. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardesinin tek koyununu ister, aralarinda tartisma çikar. Tek koyunu olani bu tartismayi kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)'a müracaat ederler. O, davaci olanlardan birini dinler, ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah'u Teâlâ'nin kendisini imtihani sanir. Ancak bu yaptigi hareket sebebiyle Allah'dan magfiret dileyip secdeye kapanir, tövbe eder. Allah, onu affettigini bildirir ve ona su vahyi indirir: "Ey Dâvud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptik. insanlar arasinda adaletle hükmet, keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptirir. Allah'in yolundan sapanlara, Allah'in hesap gününü unuttuklarindan dolayi, çetin bir azap vardir. " (Sad, 38/26) israilogullari, Hz. Dâvûd zamaninda en parlak dönemlerini yasamislardir. Dâvûd (a.s.) Kudüs'ü fethetmis, kendisine baskent yapmisti. Hz. Dâvûd, hem hükümdar, hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmisti. O, israilogullarini kirk yil yönetti ve Rabbine kavustu. Hz. Dâvud (a.s.)'in yerine oglu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi. Abdullah b. Amr'dan rivâyetle, Abdullah, her gün gündüzleri oruç tutar, geceleri de (nâfile) namaz kilardi. Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiginde Hz. Peygamber onu çagirdi ve söyle buyurdu: "Bir gün oruç tut, bir gün iftar et. iste bu Dâvûd (a.s.)'in orucudur." Bir baska rivayette ise, Rasûlullah (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Allah'u Teâlâ ya en sevimli oruç, Dâvûd (a.s.)'in orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazi idi. O, her gecenin yarisinda uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kilardi. Altida birinde de yine uyurdu." (Müslim, Siyam, 183; Nesâî, Siyam, 69).

20. Hz. Süleyman

Tarih, yaklasik olarak I.Ö. 970-931 yillari arasinda yasadigi düsünülen Hz. Davud'un oglu Hz. Süleyman'in kurdugu muhtesem kralliga sahitlik eder. Öyle ki Hz. Süleyman, babasindan sinirlari Misir'dan Firat'a kadar uzanan bir krallik devralmis ve kisa sürede hakimiyetini güçlendirmisti. Ve kendi yasadigi dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmustu ki, Allah'a olan imaninin ve üstün aklinin kendisine kazandirdigi bu ihtisam, yüzyillar sonra bile insanlarin hayranligini ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedir.Hz. Süleyman'in hayati, Allah'a gönülden iman eden bir müslümanin aklinin ne kadar fazla, ufkunun ne kadar genis oldugunu bütün insanliga gösteren çok çarpici bir delildir. Hz. Süleyman (a.s.) cinlerden ve insanlardan olusan ordusu ile kurdugu hakimiyeti, muhtesem bir saraydan yönetiyordu. Ve bu saray döneminin en ileri teknigi kullanilarak üstün bir estetik anlayisi ile insa edilmisti. Sarayinda göz alici sanat eserleri ve görenleri hayran birakip etkileyen degerli esyalar, benzersiz bir estetik anlayisi ile yerlestirilmisti. Elbette Hz. Süleyman'in bu mekâni, görenlerde büyük hayranlik uyandiriyordu. Insanlarin bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise, insan fitratina en uygun olan estetik anlayisini ve ortami birden karsilarinda görmeleri olmustur. Zira Hz. Süleyman, yaptirdigi bu görkemli sarayi, imanin nuru ve onun getirdigi üstün bir akil ile yaptirmisti. Ve bir Müslümanin hangi çagda veya hangi sartlarda yasarsa yasasin Allah'in kendisine verdigi imkânlari en güzel sekilde kullanarak essiz bir mekân olusturabileceginin en güzel örnegini sergilemisti.Nitekim Kur'ân-i Kerim'in Neml Sûresi'nin bir çok ayeti, onunla ayni dönemde asayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz. Süleyman'in ihtisamli sarayini gördükten sonra ona biat ettiginden bahseder. Hz. Süleyman, Sebe Melikesi Belkis'in varligini kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde ögrenmisti:"Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin kusatamadigin (ögrenemedigin) seyi, ben kusattim ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim. Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadin buldum ki, ona her seyden (bolca) verilmistir ve büyük bir tahti var. Onu ve kavmini, Allah'i birakip da günese secde etmektelerken buldum, seytan onlara yaptiklarini süslemistir, böylece onlari (dogru) yoldan alikoymustur; bundan dolayi onlar hidayet bulmuyorlar." (Neml Sûresi 22-24) Bu bilginin üzerine Hz. Süleyman, Allah'i ilâh olarak kabul etmeyip günese secde eden ve seytanin kendilerine süslü gösterdigi bir sistemi kabul eden Sebe halkini, imana davet etmek için onlara "Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla" baslayan bir mektup öndermisti. Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çagirmisti. "Gerçek su ki, bu, Süleyman'dandir ve 'süphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'in Adiyla' (baslamakta)dir. (Içinde de:) "Bana karsi büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazilmaktadir). (Neml Sûresi 30-31) Sebe Melikesi o ana kadar hiç karsilasmadigi kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarligini kendisine katmasini isteyen Hz. Süleyman'in, bu mektubu arsisinda çok sasirmisti. Ve kendisini kesin olarak bozguna ugratacagindan emin oldugu bu hükümdari, kararindan vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmisti. Ne var ki Allah'in rizasini ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz. Süleyman da, Sebe Melikesi Belkis'in hediyelerini geri çevirmis ve elçileri vasitasiyla ona ne kadar kararli, onurlu ve Allah'a bagli oldugunu gösteren söyle bir haber göndermisti:"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldigi zaman: "Sizler bana mal ile yardimda mi bulunmak istiyorsunuz? Allah'in bana verdigi, size verdiginden daha hayirlidir; hayir, siz, hediyenizle sevinip ögünebilirsiniz" dedi. Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onlarin karsi koymalari mümkün degil ve biz onlari ordan horlanmis asagilanmis ve küçük düsürülmüsler olarak sürüp çikaririz." (Neml Sûresi 36-37) Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkis'a Allah'in adi ile basladigi mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldigini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip oldugunu hissettirmisti. Nitekim Hz. Süleyman cinlerden, insanlardan olusan, ona büyük bir teslimiyetle ve sevkle bagli bir orduya sahipti. Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselamin bütün sözlerini büyük bir hosnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi. Elbette Hz. Süleyman'in ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'in ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti. Sebe Melikesi Belkis, onun (Hz. Süleyman'in) sarayina gittiginde o güne kadar hiç görmedigi büyük bir mülk ve zenginlikle karsilasmisti: "Ona: "Köske gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandi ve (etegini çekerek) ayaklarini açti. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma düzeltilmis bir kösk zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artik) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml Sûresi 44) Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkis, Hz. Süleyman'in sarayina girince o güne kadar gördügünden çok farkli bir estetik ve bir zenginlikle karsilasmis ve ruhuna hitap eden büyük bir akla sahit olmustur. Aslinda Sebe Melikesi Belkis'in duydugu hayranlik ve saskinlik içine girdigi saraya degil, Hz. Süleyman'in aklinadir. Çünkü Belkis'in karsilastigi manzara, o dönemin sartlarinda yapilabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir. Âyette de ifade edildigi gibi camdan olan kösk zemini öylesine gerçekti ki, Sebe Melikesi Belkis, islanmamasi için eteklerini toplayarak ilerlemesi gerektigini düsünmüstü. Sarayin muhtesemligi ve görkemi, müslümanlarin ruhlarinda yasadigi zenginligi yansitiyordu. Belkis'in baska bir ülkenin hükümdari olmasina ve bu ülkenin en büyük servetine sahip olmasina ragmen Hz. Süleyman'in yasadigi mekândan ve onun zenginliginden etkilenme sebebi de budur. Teknik anlamda büyük servetler harcanan mekânlarda yasamasina ragmen, pek çok kisi insan fitratinin hoslanacagi estetigi saglayamayabilir. Oysa Hz. Süleyman'in sarayinin her kösesinde görülen zevk, akil ve mükemmellik sadece servetle elde edilebilecek bir görünüm degildir. Iste aradaki bu farki daha sarayin girisini görür görmez anlayan Belkis, böyle bir yeri meydana getiren akla ve o aklin üstünlügüne hemen teslim olmustur. Sebe melikesi Süleyman Âleyhisselamin aklinin sahibi olan Cenâb-i Allah'a iman ettigini söylemis ve müslümanlardan olmayi kabul etmistir. Hz. Süleyman ve onunla birlikte yasayan mü'minler, Allah'in kendilerine verdigi bu büyük mülkü tasimaya lâyik ve ehil kimselerdi. Rabbine karsi son derece güzel ahlâkli, teslimiyetli ve mütevazi bir peygamber olan Hz. Süleyman, kendisine nimet olarak bahsedilen bu büyük zenginligi yine yalnizca Allah'i razi etmek ve onlarin kalbini Islâm'a isindirmak için kullaniyordu. Pek çok peygamber de ayni Hz. Süleyman gibi insanlara dini teblig ederken halkin karsisina büyük bir zenginlikle çikarak, onlari etkileme yoluna gitmisti. Hazinenin basina getirilen Hz. Yusuf, kendisine büyük bir mülk verilen Hz. Ibrahim, görenleri hayrete düsürecek kadar ihtisamli bir hâkimiyete sahip olan Hz. Süleyman ve fakirken zengin kilinan Peygamberimiz Hz. Muhammed, yasadiklari hayat boyunca bunun en güzel örneklerini sergilemislerdir. Peygamberlerin bu zenginligi ve yasadiklari üstün ahlâki gören insanlar, hiç bir sistemin ya da ideolojinin kendilerine sunmadigi böyle bir maneviyati ve maddî ihtisami elde edebilmenin yolunu merak ediyorlardi. Bu nedenle Islâmi henüz tanimayan insanlar, ilk basta bu zenginligin sebebine ve gördükleri ahlâkî yapisina karsi duyduklari merakla Islâma yaklasmislardir. Ahlâkî üstünlükleri ve tümüyle Allah yolunda kullandiklari zenginlikleriyle halkin kalbini Islâma isindiran peygamberler, böylece kisa sürede Allah'in izniyle büyük kitlelere dini yaymayi basarmislardir.

21. Hz. Yunus

Adi Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri. Soyu, Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (a.s)'a ve onun vasitasiyla de ibrâhim (a.s)'a dayanmaktadir. Bazi alimlerin naklettigine göre, isa (a.s) annesinin adiyla isa b. Meryem diye anildigi gibi, Yûnus (a.s) da annesinin adiyla Yûnus b. Matta diye anilmaktadir. (ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55). Buhârî'nin verdigi bilgiye göre ise, bu görüs yanlistir. Aslinda Matta, Yûnus (a.s)'in annesinin degil, babasinin adidir. Yani Yûnus (a.s), Yûnûs b. Matta diye anilinca, babasinin adiyla anilmis olur (ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152). Yûnus (a.s)'in Ya'kub (a.s)'in torunlarindan oldugu, Kur'ân'da söyle haber verilistir: "Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettigimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim ibrâhim'e, ismail'e, ishâk'a, Yakub'a, torunlarina, isa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harûn'a, Süleyman'a da vahyetmis ve Davud'a da Zebûr'u vermistik" (en-Nisâ, 4/163). Bu âyette ifâde edildigi gibi isâ (a.s), Eyyûb (a.s), Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)'da Yunus (a.s) ile ayni soydan, Yakub (a.s)'in torunlarindandirlar. Yûnus (a.s)'in nüfusu yüz bini askin bir sehrin halkina uyarici ve tevhide çagrici bir peygamber olarak gönderildigi, Kur'ân'da söyle geçmektedir: "Ve onu yüz bin Insana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" (es-Saffat, 37/147). O'nun peygamber olarak gönderildigi bu yerin Ninova sehri oldugu nakledilmistir. Ninova sehri, Dicle nehrinin kiyisinda, simdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydi. Bu beldenin Insanlari küfrün içinde bulunuyorlardi ve putlara tapmakta idiler. Yûnus (a.s) onlari küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara, küfürlerinden dolayi tevbe etmelerini, Yüce Allah'in varligina ve birbirine inanmalarini emretmek üzere gönderilmisti (ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire, t.y., V, 126; et-Taberî, Tarih, Misir 1326, II, 42). Yûnus (a.s)'in adi, Kur'ân'in çesitli yerlerinde geçmekle berâber, Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmistir. Kur'an'in onuncu sûresinin adi, Yûnus sûresidir. Yûnus (a.s) milletini otuz üç yil Allah'a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebligde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kisi ona imân etti (ibn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152). Milletinin bu sekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus (a.s)'in zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kizginligini ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkismasini söyle haber vermistir: "Zünnûn (Yûnus)'a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmisti. Bizim kendisini asla sikistirmayacagimizi zannetmisti. Nihâyet karanliklar içinde; "Senden baska hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti." (el-Enbiyâ, 21/87). Bu âyette Yûnus (a.s)'dan Zünnûn diye bahsedilmistir. Zünnûn, balik sahibi demektir. Kur'ân'in baska bir yerinde de, Yûnus (a.s) bu lakabla anilmistir: "Sen Rabbinin hükmünü sabirla bekle. Balik sahibi (Yunus) gibi olma. Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmisti" (el-Kalem, 68/48). Hem bu âyette hem de yukaridaki âyette Yûnus (a.s)'in sabretmemesine, Allah'in emri olmadan milletini terketmeye kalkismasina isâret edilmistir. Onun bu hali üzerine, Yüce Allah söyle buyurmustu: "O halde, peygamberlerden azim sahibi olanlarin sabrettigi gibi sen de sabret" (el-Ahkâf, 46/35). Allah'in müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)'in ayrilmaya kalkismasi, iyi netice vermemisti. Ninova'dan ayrilmak için bir gemiye binmisti. Geminin batmaya yüz tutmasi üzerine, hafiflemesi için yolculardan birinin suya atilmasi gerekti. Kimin suya atilacagini tesbit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (a.s)'a isâbet etti. Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmistir: "Gemide onlarla karsilikli Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat, 37/141). isin daha acisi, Yûnus (a.s) denize atildiktan sonra bir balik onu yutmustu. Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermistir: "Yûnus, (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrildigi için) kendisi kötülüklerken, onu bir balik yuttu" (es-Saffat, 37/142). Burada Yûnus (a.s) hatasini anlamis ve nefsini kinamaya baslamisti. Baligin karnindaki karanliklarda: "Senden baska ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksin, yücesin. Ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya basladi. Bu sekilde imân ve inançla Allah'a siginmasi neticesinde, Yüce Allah onu affetmisti (el-Maverdî, en-Nuketu ve'l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465 vd). Yûnus (a.s)'in duasinin kabul edildigi ve Allah tarafindan bagislandigi, Kur'ân'da söyle dile getirilmistir: "Biz de onun duasini kabul ettik ve onu tasadan kurtardik. iste biz, Insanlari böyle kurtaririz" (el-Enbiyâ, 21/88). "Eger tesbih edenlerden olmasaydi, (Insanlarin) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karninda kalirdi" (es-Saffat, 37/143, 144). Gücü her seye yeten Yüce Allah, baligin karnindaki Yûnus (a.s)'i öldürmedi. Bir süre sonra balik onu agzi ile sahile birakmisti. Onun kurtulus ve daha sonraki hafi, Kur'ân'da söyle haber verilmistir: "(Ama baligin karninda bizi andi, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde agaçsiz, bos bir yere attik ve üzerine (gölge yapmasi için) kabak türünden bir agaç bitirdik" (es-Saffat, 37/145, 146). Yûnus (a.s)'in Allah tarafindan affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarilmasi, Kur'ân'in baska bir yerinde dile getirilmistir: "Sen Rabb'inin hükmüne sabret, balik sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, sikintidan yutkunarak (Allah'a) seslenmisti. Eger Rabb'inden ona bir nimet yetismeseydi, yerilerek çiplak bir yere atilirdi. Fakat (böyle olmadi), Rabb'i onun duasini kabul etti de onu salihlerden kildi" (el-Kalem, 68/8, 49, 50). Yûnus (a.s)'i bu sikintilardan kurtaran Yüce Allah, onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarildilar. Onlarin tevbe edip hakka dönüslerini ifâde eden âyetin meâli söyledir: "inandilar, biz de onlari bir süreye kadar geçindirdik" (es-Saffat, 37/148). Yûnus (a.s)'in milletinin bu sekilde tevbe etmeleri, küfürden dönüp Allah'a inanmalari, Allah tarafindan övülmüs, methedilmistir: "Keske (azabi gördükten sonra) inanip da, inanmasi kendisine fayda veren bir memleket olsaydi! (Azabi gördükten sonra inanmak, hiç bir memlekete yarar saglamamistir). Yalniz Yûnus'un kavmi, (azab henüz inmeden önce) inaninca, dünya hayatinda onlardan rezillik azabini kaldirmis ve onlari bir süre daha yasatmistik" (Yûnus, 10/98). Yûnus (a.s)'in faziletli bir Insan oldugu, Yüce Allah tarafindan söyle haber verilmistir: "ismâil, el-Yesa', Yunus ve Lut'a da (yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler" (el-En'âm, 6/86). Hz. Muhammed (s.a.v) de onu söyle övmüstür: "Her kim ben Yûnus b. Mattâ'dan hayirliyim derse, yalan söylemistir" (Buhârî, Tefsiru süre 6, 4). Yûnus (a.s) da, diger peygamberler gibi, Insanlari küfrün serrinden nehyetmis ve Allah'a imân etmeye davet etmistir. inanan Insanlar için, onun hayatindan alinacak çesitli ibretler vardir.

22. Hz. Zekeriyya

Kur'ân'da adi gelen peygamberlerden biri. Soyu Dâvud (a.s)'a dayanmaktadir. Kur'ân'da anilan duâlarindan (Meryem, 16/6) anlasildigina göre, soyu daha sonra Yâkub (a.s)'a varmaktadir (el-Kurtubî, Ahkâmu'l-Kur'ân, Kahire 1967, XI, 82; er-Razî, Mefâtihu'l-Gayb, Misir 1937, V, 769). Zekeriyya (a.s) isrâilogullarinin peygamberi oldugu gibi, ayni zamanda onlarin bilgini, reisi ve müsaviri yani danismani idi (es-Sa'l-ebî, el-Arais, 1951, 372). Onun hakkinda çesitli âyet ve hadisler vardir. Ebû Hureyre'nin naklettigine göre, Hz. Muhammed (s.a.s);" "Zekeriyya (a.s) marangoz idi"(Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Misir, 1954, II, 405) diyerek O'nun elinin emegi ile geçinen bir sanat ehli oldugunu haber vermistir. Zekeriyya (a.s)'in hanimi isa (a.s)'in annesi Meryem'in teyzesi isâ idi. Zekeriyya (a.s) da, Meryem'e bakmakla mesgul oluyordu. O'na Beyt-i Makdis'te bir yer yapmisti. O'nun odasina her girdiginde, yaninda kis mevsiminde yaz meyvesini ve yaz mevsiminde de kis meyvesini buluyordu. Zekeriyya (a.s), "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" diye sorunca, Meryem, "Allah tarafindandir." diye cevap veriyordu (el-Kurtubî, Ahkâmu'/-Kur'ân, IV, 69 vd). Zekeriyya (a.s) Hz. Meryem'in yaninda böyle yaz mevsiminde kis meyvesini ve kis mevsiminde de yaz meyvesini görünce, Meryem'e bu nimetleri veren, buna gücü yeten yüce Allah, esimin yasi geldigi halde, bize hayirli bir evlat verebilir seklinde düsündü ve hayirli bir evladin olmasi için Allah'a gizlice söyle dua etti: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayifladi, saçlarim agardi, Rabbim!.Sana yalvarmaktan dolayi herhangi bir seyden mahrum kalmadim. Dogrusu, benden sonra yerime geçecek yakinlarimin iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karim da kisirdir. Katindan bana bir ogul bagisla ki, bana ve Yâkub ogullarina mirasçi olsun! Rabbim! O'nun, senin rizani kazanmasini da sagla!" (Meryem,19/4,5,6) "Ya Rabbi! Bana kendi katindan temiz bir soy bahset!" (Âlu imrân, 3/38) "Rabbim! Beni tek basima birakma! Sen varislerin en hayirlisisin" (el-Enbiyâ, 21/89). Gücü her seye yeten Yüce Allah, Zekeriyya (a.s)'in duâsini kabul etti ve O'na bir erkek evlad verecegini müjdeledi: "Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oglani müjdeliyoruz. Bu adi daha önce kimseye vermemistik" (Meryem, 19/7). "Mihrabda namaz kilmaya durdugu sirada, hemen melekler ona söyle seslendi: "Haberin olsun! Allah sana Yahya adli çocugu müjdeliyor. O, Allah'tan gelen bir kelimeyi (isâ'yi) tasdik edecek, milletinin efendisi olacak, nefsine hakim bulunacak ve salihlerden bir peygamber olacaktir" (Âlu imrân, 3/39). Zekeriyya (a.s), Allah'in verdigi bu müjdeye sasti, hayret etti. Çünkü kendisi de hanimi da hayli yasli idiler. "Rabbim! Karim kisir, ben de son derece kocamisken nasil oglum olabilir?" (Meryem, 19/8) diyerek, bu ilginç müjde karsisinda hayretini dile getirdi. Yüce Allah ona söyle cevap verdi: "Rabbin böyle buyurdu. Çünkü bu bana kolaydir. Nitekim sen yokken, daha önce seni yaratmistim" (Meryem, 19/9). Kur'ân'in baska bir yerinde bu durum söyle haber verilmistir: "Zekeriyya'nin duasini kabul edip kendisine Yahya yi bahsetmis, esini de dogum yapacak hale getirmistik. Dogrusu onlar iyi islerde yarisiyorlar, korkarak ve umarak bize yalvariyorlardi. Bize karsi gönülden saygi duyuyorlardi" (el-Enbiya, 21/90). Yüce Allah'in bu güzel müjdesine son derece sevinen Zekeriyya (a.s) "Rabbim! Öyle ise bana bir alamet var, dedi" (Meryem, 19/10). Allah ona su cevabi verdi: "Alâmetin; üç gün, isaretten baska sekilde Insanlarla konusmamandir. Rabbini çok an, aksam sabah hamdet!" (Âlu imrân, 3/41). Gün oldu, Zekeriyya (a.s)'in nutku tutuldu. Mihrabdan çikti ve milletine: "Sabah-aksam Allah'i tesbih edin! diye isârette bulundu" (Meryem, 19/11). Zamani gelince, Zekeriyya (a.s)'in oglu Yahya (a.s) dünyaya geldi. Yukarida görüldügü gibi, Zekeriyya (a.s) ile ilgili olarak zikredilen âyetlerin çogu, dua mahiyetindedir. O, çok dua eden, Allah'in emir ve yasaklarina riayet ederek tam bir teslimiyet içinde yasayan Yüce bir peygamberdi. Allah: "Zekeriyyâ, Yahyâ, isa ve ilyas'a da (yol göstermistik). Hepsi iyilerden (idi)ler" (el-En'âm, 6/85) diyerek onu sahit peygamberlerle birlikte anmistir. Zekeriyya (a.s) bu sekilde ömrünü ibâdetle geçirdi. Daima Insanlari Yüce Allah'a inanmaya ve O'nun yolunda yürümeye cagirdi. fakat azmis olan, küfre dalan ve önünü görmeyecek kadar gözü dönenler, onu sehid ettiler (Taberî, et-Tarih, Misir 1326, II, 16; Ahmet Cevdet Pasa, Kisus-r Enbiyâ, istanbul 1966, I, 41).

23. Hz. Yahya

Kur'an'da adi geçen peygamberlerden biri. Yüce Allah tarafindan, Kur'an'da: "Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oglani müjdeliyoruz. Bu adi daha önce kimseye vermemistik" (Meryem, 19/7) ayeti ile haber verildigine göre; Yahya (a.s.), Zekeriya (a.s)'in oglu idi. Kendisine Yahya adi da, Allah tarafindan verilmisti. Yahya (a.s)'nin yüzü güzel, kaslari çatik, saçlari seyrek, burnu uzun, sesi ince ve parmaklari kisa idi. O, isâ (a.s)'dan alti ay önce dünyaya gelmisti. Yani Isâ (a.s)'dan alti ay büyüktü. Dolayisiyla, Musa (a.s)'nin seraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusuydu. Daha küçük yasta iken, kendisine hikmet verilmisti. Yasiti olan çocuklar kendisine: "Ey Yahya! Bizimle gel, oynayalim" dedikleri zaman: "Ben, oyun için yaratilmadim" derdi (es-Sa'lebî, el-Arais, Misir 1951, 375 vd.). Onun küçüklügünden itibaren böyle temiz, saygili ve ibâdet ehli oldugu, Kur'an'da söyle haber verilmistir: "(Ona çocuklugunda): Ey Yahyâ! Kitabi, kuvvetle tut! (dedik). Henüz çocuk iken, ona, hikmet'i verdik (Tevrat'i ögrettik). Tarafimizdan (ona) bir kalb yumusakligi ve (günahlardan) temizlik (verdik). O, çok muttaki idi. Anasina ve babasina itaatli idi, bir serkes ve asi degildi. Dünyaya getirildigi günde, ölecegi gün de, diri olarak (kabrinden) kaldirilacagi gün de, ona, selâm olsun!" (Meryem, 19/12, 13, 14, 15). Bu ayetlerde görüldügü gibi Yüce Allah, Yahya (a.s)'nin çesitli güzel vasiflarini haber vermis ve onu selamla anmistir. Bu, onun dogdugunda, vefat ettiginde ve ahiret gününde Allah'in himâyesinde bulundugunu ifâde etmektedir. Her Insanin basina gelecegi kesin olan bu üç yalnizlik ve korku günlerinde Allah'in selâm ve esenligi içinde olmak, ne büyük bir bahtiyarliktir. Bu üç durumda Allah'in himayesinde bulunmak, bir nevi devamli bir sekilde Allah'in himayesinde bulunmak demektir (Muhammed Ali es-Sabûnî, Safvetu't-Tefâsîr, istanbul 1987, II, 213). Yahya (a.s) Allah'in emrettigi gibi kitabi kuvvetle tuttu. Önce Tevrat'a ve daha sonra incil'e uygun hareket etti. Bu mukaddes kitaplarin hükümlerinin milleti tarafindan yasanmasi için çalisti. Hz. Muhammed (s.a.v) onun bu mücâdelesi hakkinda söyle buyurdu: "Yüce Allah, Zekeriyya (a.s)'nin oglu Yahya (a.s) ya, hem kendisi amel etmek, hem de amel etmeleri için israil ogullarina emretmek üzere, bes kelime emretmisti. Kendisi bu hususta biraz agir ve yavas davraninca, isâ (a.s) ona: -Sen, hem kendin amel etmek hem de amel etmelerini isrâil ogullarina emretmek üzere, bes kelime ile emrolunmustun. Bunu israil ogullarina ya sen teblig edersin, ya da ben teblig ederim, deyince, Yahya (a.s): -Ey kardesim! Sen bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen, ben azaba ugramamdan veyâ yere batirilmamdan korkarim, dedi ve hemen isrâil ogullarini Beytü'l-Makdis'te topladi. Beytü'l-Makdis, israil ogullari ile doldu. Yahya (a.s) yüksek bir yere oturarak Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra söyle dedi: -Yüce Allah, bana, hem kendim amel edeyim, hem de amel etmenizi size emredeyim diye bes kelime emretti. Onlarin ilki, Allah'a hiç bir seyi serik kosmaksizin, O'na ibâdet etmenizdir. Bunun misâli, öz mali olan altin veya gümüsle bir köle satin alip çalistiran bir adama benzer ki, köle çalismasinin kazancini, efendisinden baskasina ödüyordur. Hanginiz, kölesinin böyle davranmasina sevinir, razi olur? Hiç kuskusuz, sizi yüce Allah yaratti ve rizkinizi vermektedir. Öyle ise Allah'â, hiç bir seyi serik kosmaksizin, ibâdet ediniz. Allah namaz kilmanizi size emretti. Namaza durdugunuzda, yüzünüzü saga sola çevirmeyiniz. süphe yok ki Yüce Allah, kulu, yüzünü baska tarafa çevirmedikçe, hep ona yöneliktir. Allah size oruc'u emretti. Bunun misâli, yaninda misk kesesi oldugu halde, bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer. Hiç süphesiz oruçlunun agzinin kokusu, Allah'in katinda misk kokusundan daha güzeldir. Allah size sadakayi emretti. Bunun misâli, düsmanin esir edip elini boynuna bagladiklari ve boynunu vurmak üzere yaklastirdiklari bir kimseye benzer ki o, "canimi elinizden kurtarmak için size bir fidye, kurtulmalik versem, olmaz mi?" diyerek kendisini onlardan kurtarincaya kadar, az çok kurtulmalik akçesi öder durur. Allah size Allah'i çok zikretmenizi, anmanizi da emretti. Bunun misâli, düsmanin süratle kendisini takib ettigi bir kimseye benzer ki, saglam bir kaleye gelip onun içine siginmistir. i,îte kul da, Allah'i zikir ile mesgul oldukça, seytandan böyle korunur" (et-Tirmizî, es-Sünen, el-Emsâl, 3; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 202). Bu hadiste görüldügü gibi tevhid inanci, namaz, oruç, zekât ve zikir gibi ibâdetler, yalniz Hz. Muhammed (s.a.v)'in ümmetine mahsus ibâdetler degildir. Daha önceki peygamberlerin de ümmetlerine emrettigi ibâdetlerdir. Yahya (a.s)'da, babasi Zekeriyya (a.s) gibi milleti tarafindan sehid edildi (Elmalili Muhammed Hamdi Yazir, Hak Dini Kur'an Dili, istanbul 1971, I, 421).

24. Hz. Isa

Kur'an-i Kerîm'de adi geçen ve Israilogullarina gönderilen peygamberlerden. Hz. isa (a.s) batili tarihçilere göre miladi yildan dört veya bes sene kadar önce dogmustur. Yine batili tarihçilere göre Hz. isa (a.s) Romalilarin elinde bulunan Yahudiye'de Romalilardan Tiberius iktidari döneminde otuz yaslarina dogru peygamberligini Insanlara bildirdi. Önce Celile'de sonra Kudüs'te Insanlari hak dine davet etti. Yahudilerin dinini ikmal onlarin dine kattiklarini düzeltmek için gönderilen Hz. isa (a.s) kendisine indirilen incil adli kutsal kitapta bunu söyle anlatir: "Ben yok etmege degil, tamamlamaya geldim." Hz. isa (a.s), yahudilerin tahrif ettigi Eski Ahid'i onlarin anlayisindan kurtarmaya, Hz. Musa (a.s)'in getirdigi akideyi yerlestirmeye ve yahudilere daha önce bildirilen zahmetli bazi ilahi kanunlari hafifletmeye çalisti. Memleketi Celile'de Genaseret gölü kiyisinda ilk vaaz ve tebliglerini bildiren Hz. isa daha sonra Kudüs'e gitti. Yahudiler Hz. isa'yi, dönemin Romali Kudüs valisi Pontus Pilatus'a sikayet ettiler. Havarilerin içinde Yahuda isimli birisi Hz. isa'ya ihanet etti ve Hristiyanlarin inancina göre Hz. isa çarmiha gerilerek öldürüldü. Kur'an-i Kerîm'de ise hadise söyle anlatilmaktadir: "Halbuki onlar isa'yi öldürmediler ve asmadilar. Fakat kendilerine bir benzetme yapildi" (en-Nisa, 4/156). Rivayete göre Hz. isa'ya ihanet eden Yahuda, Romalilar tarafindan isa (a.s.) zannedilerek asilmistir. isa (a.s); orta boylu, kirmiziya çalar beyaz benizli, daginik, düz saçli idi. Saçini uzatir, omuzlari arasina salardi. Genis gögüslü, küçük yüzlü çok benli idi: Sirtina yün elbise, ayagina agaç kabugundan yapilmis sandal giyer, çogu zaman da yalinayak yürürdü. Kendisinin geceleri varip barinacagi bir evi, ev esyasi ve zevcesi yoktu. Hiç bir seyi yarin için biriktirip saklamazdi. isa (a.s) dünyadan yüz çevirir, ahireti özler, Allah'a ibadete koyulurdu. Yeryüzünde nerede günes batarsa orada konaklar iki ayaginin üzerinde namaza durur; gece namaz gündüz de oruç ile günlerini geçirirdi (M. Asim Köksal, Peygamberler Tarihi, II. 334, 335). isa (a.s) göge kaldirildigi zaman, yün bir kaftan, bit çift mesti, bir de deri dagarciktan baska bir sey birakmamisti (Abdurrezzak, Musannef, XI, 309). Kur'an-i Kerîm'e göre Hz. isa (a.s)'in annesi Hz. Meryem'dir. Meryem (a.s), yine Kur'an'da ismi geçen dört seçkin aileden biri olan imrân ailesinden idi. Hz. Meryem, Zekeriya (a.s)'in korumasi ve gözetim altindaydi. Meryem, Beytü'l-Makdis'te, dogu tarafta özel bir bölmeye yerlestirilmisti. Zekeriya (a.s), Meryem'in yanina geldikçe orada, rizkini ve yiyecegini hazir görürdü. Hz. Meryem, Beytü'l Makdis'te zikirle, ibadetle hayatini geçiriyordu. iste bu sirada Allah, ona bir beser sûretiyle Cebrail'i gönderdi. bu durum, Kur'an-i Kerim'de su sekilde anlatilir: "Meryem dedi ki; ben senden Rahman'a siginirim. Eger O'ndan korkuyorsan bana dokunma! O da, ben, temiz bir oglan bagislamak için Rabbinin sana gönderdigi elçiden baskasi degilim, dedi. Meryem; bana bir Insan temas etmemisken, ben kötü kadin olmadigim halde nasil oglum olabilir? dedi. Cebrail, bu böyledir; çünkü Rabbin, "bu bana kolaydir, onu Insanlar için bir mucize ve katimizdan da bir rahmet kilacagiz," diyor, dedi. is olup bitti. Böylece Meryem, isa'ya gebe kalarak bir köseye çekildi. Dogum sancilari basladi ve basina gelen bu hadiseden dolayi çok üzülerek, keske bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim, dedi" (Meryem, 19/1 8-23). Cebrail, Meryem (a.s)'e, babasiz doguracagi çocugun özelliklerini ve mücadelesini haber vermis, Meryem'i teselli etmis ve ayrilip gitmisti. Hz. Meryem'in kendisini Allah'a ibadete verdigini ve onun tertemiz bir kadin oldugunu bilenler de bilmeyenler de bu duruma hayret etmis ve dogumun bu sekilde nasil olabilecegi tartismasina girmislerdi. Hz. Meryem ise olayi, çocuga sormalarini isaret etmisti. Fakat "Onlar, biz besikteki çocukla nasil konusabiliriz? dediler. Çocuk, ben süphesiz Allah'in kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yapti. Nerede olursam olayim, beni mübarek kildi. Yasadigim sürece namaz kilmami ve zekât vermemi, anneme iyi davranmami emretti. Beni bedbaht bir zorba kilmadi. Dogdugum gün de, ölecegim gün de, dirilecegim gün de, bana selâm olsun, dedi" (Meryem, 19/23-33). isa (a.s)'in babasiz olarak mucizevî bir sekilde dogusu, Allah'in dilemesinden ibaretti. Hatta Allah katinda, olus itibariyle Adem (a.s) ile isa (a.s) arasinda fark yoktu. Nitekim ayet-i kerimede, durum su sekilde izah edilir: "Gerçekten isa'nin babasiz dünyaya gelis hâli de Allah katinda Adem'in hâli gibidir. Allah, Âdem'i topraktan yaratti, sonra da ona ol dedi; o da hemen (Insan) oluverdi" (Âlu imrân, 3/59). isa (a.s) otuz yasinda iken peygamberlik görevi aldiginda, hemen israilogullarina durumu bildirdi. isa (a.s)'nin çagrisina kulak tikayan ve ellerindeki Tevrat'i tahrif edip pek çok degisiklikler yapan israilogullari, Hz. isa (a.s)'a inanmadilar. Ayrica Allah, Hz. isa'nin risâletini destekleyen mucizelerde gösteriyordu. Kur'an-i Kerim'de zikri geçen mucizeleri sunlardir: isa (a.s) nin, çamurdan kus biçiminde bir heykel yapmasi ve onu üfleyince kus olup uçmasi, ölüleri diriltmesi; anadan dogma körleri ve alaca hastaligina tutulmus olanlari tedavi etmesi; gökten sofra indirmesi (el-Mâide, 5/110-115); Havarîlerin ve diger arkadaslarinin evlerinde ne yediklerini ve neler sakladiklarini söyleyerek gaybdan haber vermesi (Âlu imrân, 3/49). israilogullari, isa (a.s.)'i ve ona tâbi olanlari durdurmak için pek çok yol denediler; sonunda Hz. isa'yi öldürmege karar verdiler. Ancak Allah, onlarin planlarini etkisiz hâle getirdi. Yahudiler, isa (a.s.)'a benzeyen birini yakalayip astilar ve "Meryem oglu isa Mesih'i öldürdük" dediler (en-Nisâ, 4/157). Öte yandan Kur'an-i Kerîm, asil durumu su sekilde açiklar: "Halbuki onlar isa'yi öldürmediler ve asmadilar. Fakat kendilerine bir benzetme yapildi. Ayriliga düstükleri seyde, dogrusu süphededirler. Onlarin bu öldürme olayina ait bir bilgileri yoktur. Ancak kuru bir zan pesindedirler. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah, onu kendi katina yükseltti. Allah güçlüdür, hâkimdir" (en-Nisâ, 4/157-158). isa (a.s) ayette de belirtildigi gibi, öldürülmeden göge yükseltilmistir. Mezari dünyada degildir. Ayrica Mi'rac'da, peygamberimiz kendisini görmüstür. Hz. isa, göge yükselmeden önce, havârîlerine ve tüm Insanliga su müjdeyi vermisti: "Ey israilogullari! Dogrusu ben, benden önce gelmis olan, Tevrat'i dogrulayan ve benden sonra gelecek ve adi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah'in size gönderilmis bir peygamberiyim" (es-Saf, 61/6). Hz. isa (a.s) göge çekildigi siralarda kendisine inananlarin sayisi çok azdi. Daha sonra bir ara Hz. isa'nin getirdigi inanci kabul edenler çogaldi ise de, sonunda Hristiyanlar da israilogullari gibi yoldan çikti ve pek çok yanlisliklara saptilar. Bugün, Hiristiyanlarin sahip olduklari teslis inanci, isa (a.s)'nin göge yükseltilmesinden hemen sonra ortaya çikmistir. isa (a.s)'in annesi Hz. Meryem Hz. isa'nin göge çekilmesinden sonra alti sene kadar daha yasamis ve ölmüstür (Hakim, Müstedrek, II, 596). Hz. isa (a.s)'a dört büyük ilâhi kitaptan biri olan incil verilmistir. Kur'an-i Kerîm'de incil'in Hz. isa'ya verilisi ile ilgili su bilgiler vardi: "Arkalarindan da izlerince Meryem oglu isa'yi Tevrat'in bir tasdikçisi olarak gönderdik; ona da bir hidâyet, bir nur bulunan incil'i, ondan evvelki Tevrat'in bir tasdikçisi ve sakinanlara bir hidâyet ve ögüt olmak üzere verdik" (el-Mâide, 5/11). Ancak bu incil de Tevrat gibi tahrifata ugramis: tir. Bununla birlikte Allah Teâlâ tarafindan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)'e indirilen Kur'an-i Kerîm, Zebur, Tevrat ve incil'in hükümlerini ve geçerliliklerini ortadan kaldirmistir. Hz. isâ Islâm âlimlerinin çogunluguna göre cisim ve ruhuyla göge yükseltilmistir. Kiyamet vaktine yakin yeryüzüne inecek, haçi kiracak, domuzu öldürecek ve Islâm seriatiyla hükmedecektir (bk. Buhârî, Buyu', 102). Hz. isa bedeniyle göge yükseltildiginden, Kur'an-i Kerim'de bildirilen "ölümden evvel" (en-Nisa, 4/159) ve "ölecegim güne ve diri olarak ba's edilecegim güne" (et-Tevbe, 9/34) mealindeki ayetler Hz. isa'nin nüzûlünden sonraki ölümünü anlatir. Hz. isa gökten Arz-i Mukaddes'e inecek, elinde bir kargi olacak; Afik denilen bir yerde ortaya çikacak ve Kargi ile Deccâl'i öldürecek ve sabah namazinda Kudüs'e gelecektir. imam kendi yerini ona vermek isteyecek fakat o imâm'in gerisinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in seriatina uygun olarak namazini kilacaktir. Sonra domuzu öldürecek ve haçi kiracak, sinagoglar ve kiliseleri yikacak ve kendisine iman etmeyen bütün hristiyanlarla savasacaktir. Hz. isa nüzûlünden sonra kirk sene daha yasayacak, öldügünde müslümanlar namazini kilacak ve Islâm dinine uygun olarak gömülecektir.

25. Hz. Muhammed

Yaratilis kitabi (Tekvin) bize Ibrahim'in çocugu olmadigini, çocuk sahibi olmaktan ümit kestigini ve Allah'in çadirindaki Ibrahim'e söyle seslendigini söyler: "Simdi göklere bak ve sayabilirsen gökteki yildizlari say." Ibrahim gözlerini yildizlara çevirdi ve söyle bir ses duydu: "Senin soyun da ayni sekilde çogalacak." Hanimi Sare 76, Ibrahim ise 85 yasinda idi; hanimi Ibrahim'e Hacer adinda Misir'li bir cariyeyi ikinci hanim olmak için verdi. Fakat hanimla cariyesi arasinda geçimsizlik ortaya çikti. Hacer, Sare'nin kizginligindan kaçti ve üzüntü içinde Allah'a yalvardi. Allah ona melekle bir mesaj gönderdi: "Senin soyunu o kadar çogaltacagim ki, onu saymak mümkün olamyacak." Melek ona sunlari söyledi: "Iste, bir çocugun olacak, bir erkek çocugu dünyaya getireceksin ve adini Ismail koyacaksin; çünkü Allah senin kederini isitti." Sonra Hacer, Ibrahim ve Sare'nin yanina döndü ve onlara melegin söylediklerini haber verdi; çocuk dogdugunda, Ibrahim ona "Tanri isitir" anlamindaki Ismail adini koydu. Çocuk 13 yasina geldiginde, Ibrahim 100, Sare 90 yasindaydi; Allah tekrar Ibrahim'e seslendi ve Sare'nin bir erkek çocugu dünyaya getirecegini, adini Ishak koymasini söyledi. Büyük oglunun Allah katinda degerinin düseceginden korkan Ibrahim Allah'a yalvardi: "Ismail senin katinda yasamaya devam etsin." Allah ona söyle cevap verdi: "Ismail'le ilgili söylediklerini duydum? Üzülme, selamim onun üzerine olsun...Ben onu büyük bir millet yapacagim. Fakat benim ahdim (sözüm), Sare'nin gelecek yil bu vakitte dünyaya getirecegi Ishak ile yerine gelecek." Sare, Ishak'i dünyaya getirdi ve onu kendisi emzirdi. Ishak sütten kesildiginde, Ibrahim'e artik Hacer ve Ismail'in kendi evlerinde kalmasina gerek kalmadigini söyledi. Ibrahim, Ismail'i çok sevdigi için buna üzüldü. Fakat Allah tekrar Ibrahim'e seslendi ve Sare'nin teklifine uymasini ve üzülmemesini söyledi; ve Ismail'in korunanlardan olacagini tekrarladi. Ibrahim bir degil iki büyük milletin atasi olacakti -iki büyük millet, yani hidayete erdirilmis iki büyük güç, yeryüzünde Allah'in emirlerini yerine getirecek olan iki büyük araç- çünkü Allah din disi (profan) olan bir seyi rahmet olarak vadetmez ve Allah katinda ruh yüceliginden baska büyüklük yoktur. Iki manevi irmak, iki din, Allah için iki dünya, iki merkez nokta. Bir yer, asla orasini insanlar seçtigi için degil, fakat göklerde seçildigi için mukaddes olur. Ibrahim'in sahasi dahilinde iki mukaddes merkez vardi; bunlardan biri yaninda, öteki belki de daha henüz bilmedigi bir yerdi: Arabistan'da bir vadi. Hacer ile Ismail vadiye varip da susuzluktan kavrulmaya basladiklarinda, Hacer oglunun ölmesinden korktu. Atalarinin geleneklerine göre, Ismail yattigi yerden Tanri'ya yalvardi ve annesi biraz ötedeki tasin üstüne çikip, yardim gelip gelmedigini arastirdi. Kimseyi göremeyince karsidaki yüksek tepeye kadar kostu, fakat yine kimseyi göremedi. Yari çilgin bir halde iki nokta arasindan yedi kez geçti, yedincisinde dinlenmek için kayanin üstüne oturdugu sirada melek geldi. Allah, Ismail'in topugunun oldugu yerden bir su kaynagi fiskirtti ve bu su daha sonra "zemzem" adini aldi. Ismail ve Hacer gittikleri yere ulastiklarinda, Ibrahim'in daha yetmisbes yillik ömrü vardi ve oglunu o kutsal yerde ziyaret etti. Hacc Suresi 26. ayette Allah'in Ibrahim'e, Ismail'le birlikte zemzem kuyusunun yanina insa edecekleri mabedin yerini gösterdigini söyler; nasil yapacaklarini da. Bu mabede, sekil olarak "küp"e benzedigi için Kabe adi verilir; dört kösesi, pusulanin dört yönüne göredir. Mabedin yapimi bittiginde Allah tekrar Ibrahim'e seslendi ve ona Bekke'ye, veya daha sonra adlandirildigi gibi Mekke'ye hac gelenegini kurmasini emretti. Daha sonra Ibrahim söyle dua etti: "Rabbimiz gerçekten ben, çocukalrimdan bir kismini Beyt-i Haram (kutlu ve korunmus ev'in)yaninda ekini olmayan bir vadiye yerlestirdim; Rabbimiz dosdogru namazi kilsinlar diye (öyle yaptim), böylelikle Sen, insanlarin bir kisminin kalblerini onlara ilgi duyar kil ve onlari birtakim ürünlerden riziklandir. Umulur ki sükrederler." BIR BÜYÜK KAYIP Ibrahim'in duasi kabul oldu. Kabe'ye akin akin ziyaretçi gelmeye basladi. Ishak'in soyundan gelenler de, Kabe'yi Ibrahim tarafindan yapilan kutsal bir tapinak olarak ziyaret ediyorlardi. Fakat yüzyillar geçtikçe tek-tanri'ya olan ibadetin safligi bozulmaya ve kirlenmeye basladi. Ismail'in soyundan gelenler, Mekke vadisine sigmayacak kadar çogaldilar; uzaklara göç edenler bu kutsal tapinaktan taslar alip, Kabe adina ona saygi gösterdiler. Daha sonralari komsu putperest topluluklarin etkisiyle bu taslara putlar da eklendi; ve sonunda hacilar bu putlari Mekke'ye tasimaya basladilar. Bu putlar Kabe'nin çevresine yerlestirildi, iste o zaman yahudiler Ibrahim'in tapinagini ziyaret etmemeye basladilar. BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND Abdulmuttalip, cömertligi ve akilliligi ile Kureys'ten saygi görüyordu. Yakisikli, zengin bir adamdi. Bütün bunlarin üstüne Zemzem'in tekrar insa edilmesine vesile olan seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu. Fakat daha önce bir ogul sahibi olmanin eksikligini hiç bu kadar hissetmemisti. Sadece bir tek erkek çocuga sahipti. Allah'a bunun için daha çok dua etmeye basladi. Duasina, eger O, on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp bülug çagina gelirse, onlardan birini Kabe'de kurban edecegini de ekledi. Duasi kabul olmustu. Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu. Ogullari büyüdügünde içmis oldugu and aklina gelmeye basladi. Fakat kurban etmek için hangi oglunu seçecegini bilemiyordu. En sonunda Kabe'de kura sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah'a çikti. Abdullah'in annesi olan Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke'deki en güçlü kabilelerden biri olan Mahzum Kabilesi'ndendi, yani Kureysli'ydi. Abdullah'in kurban edilmesine izin vermediler. Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib'de yasayan akilli bir kadinin yanina gitmeye karar verdi. Kadini uzun bir yolculuktan sonra Hayber'de buldular. Kadina olayi anlattiklarinda, onlara ruhla konusmasi gerektigini ve ertesi gün gelmelerini söyledi. Abdulmuttalip Allah'a dua etti, ertesi gün kadin sunlari söyledi: "Memleketinize dönün ve kurban edeceginiz adami bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyun ve aralarinda kura çekin. Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve tekrar kura çekin. Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin. Develeri kurban edip adami saliverin" dedi. Mekke'ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar. Develerin sayisi yüzü buluncaya dek ok Abdullah'in aleyhine çikti. En sonunda Abdullah kurtuldu ve develer kurban edildi. HZ. PEYGAMBERIN DOGUMU Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve mesruiyeti gelenekti: Babalari, babalarinin babalari ve daha büyük atalari hep öyle yapmisti. Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik ifade ediyordu. Ibrahim'in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima olmustu. Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya çikmis bir tehlike (bid'at) oldugu kanaatindeydiler. Hubel'in Israilogullarinin altin buzagisindan pek farkli olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak yeterliydi. Kendilerine Hanifler adini veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi yoktu ve putlari Mekke'yi pisleten ve alçaltan varliklar olarak görüyorlardi. Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi çikislari onlari Mekke toplumunun disinda kalmaya zorluyordu. Onlara karsi takinilan tavir, hosgörü, saygi veya kötü davranma, bir bakima kisiliklerini, bir bakima da kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu. FIL YILI Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka hristiyan olmustu. O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin gelisinin yakin oldugu fikri yaygindi. Bu inancin bu kadar yayilmasinin sebebi ise dogudaki kiliselerden bazilarinin bu inanci desteklemesi ve astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi. Yahudilere gelince, onlar da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin gelecegi konusunda hemfikirdiler. Yahudi alimleri onlara peygamberin çok yakinda gelecegini, onun gelecegine delalet eden birçok isaretin görüldügünü ve muhakkak onun seçilmis kavim olan yahudilerden çikacagini söylüyorlardi. Varaka'nin da içlerinde bulundugu bir grup hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre peygamberin Arap olmamasi için hiç bir sebep yoktu. Araplarin, yahudilerden daha çok peygambere ihtiyaçlari vardi, çünkü en azindan yahudiler tek Tanri'ya tapma bakimindan Ibrahim'in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi. Araplarin bu yalanci tanrilara tapmalarini ise sadece bir peygamber önleyebilirdi. Kabe'nin içinde ve çevresinde toplam 360 put vardi; bunun yanisira Mekke'de her evde, evin merkezini olusturan bir put bulunurdu. Bu uygulamalar sadece Mekke'ye özgü degildi, tüm Arabistan'a yayilmisti. Develer kurban edilir edilmez, Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye karar verdi. Biraz arastirdiktan sonra, Vehb'in kizi Amine'yi uygun bir es olarak seçtiler. Abdulmuttalip, Amine'yi ogluna, kizkardesi Hale'yi de kendine istedi. Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi, fakat yasina göre her bakimdan hala genç görünüyordu. Abdullah güzellikte zamanin Yusuf'u gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi. Dügün yerine giderken yolda Varaka'nin kardesi Kuteyle'nin yanindan geçmislerdi ki "Ey Abdullah" diye bir ses duydular. Abdullah yüzünü Kuteyle'ye çevirdi, kadin ona nereye gittigini sordu. Abdullah "Babamla gidiyorum" diye cevap verdi. Kuteyle: "Beni simdi burada al ve benimle evlen, sana yerine kurban edilen develer kadar deve verecegim." dedi. Abdullah ise "Babamla beraberim, onun isteklerinin disina çikamam ve onu birakamam" diye cevap verdi. Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka'nin kardesi Kuteyle'ye rastladi. Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki, konusmasini bekler bir sekilde yaninda durdu. Kadin bir sey söylemeyince, bir gün önce söylediklerini neden tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle'den su cevabi aldi: "Dün yüzünde varolan isik bugün yok. Bugün benim senden istediklerimi bana veremezsin." Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi. Bunu takip eden yil Fil Yili olarak bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir. RAHIP BAHIRA Abdulmuttalib'in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti, ölümünden sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti. Ogullarindan bazilari, özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu'l Uzza, kendiliklerinden zengin olmuslardi. Fakat Ebu Talib fakirdi. Bu nedenle yegeni kendisini, yasamini kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu hissediyordu. Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve gün geçtikçe Mekke'nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalniz geçirdigi günler artiyordu. Buna ragmen amcasi onu bazen beraberinde yolculuga götürüyordu. Bunlardan birinde, Muhammed (S.A.V.) dokuz, bir görüse göre de oniki yasindayken bir ticaret kervaniyla Suriye'ye kadar gitti. Busra'da, Mekke kervaninin her zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi bir hücre vardi. Biri öldügünde, digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini da içeren manastirdaki bütün esyaya varis oluyordu. Bu el yamalarindan birinde Araplara bir peygamber gelecegi kayitliydi. Manastirda yasayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardi. Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yasam süresi içinde gelecegine inanmasiydi. Bahira, Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladigini bir çok defa görmüstü. Fakat bu sefer daha önce hiç karsilasmadigi bir seyle karsilasti ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile günesin arasinda yer aliyordu. Büyük bir ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi. Birden ilgisi saskinliga dönüstü. Çünkü konakladiklari anda bulut hareket etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin üstünde sabit olarak kaldi. Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat gölgede olmalarni sagliyordu. Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu. Sadece yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber aklina geldi. Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti, elindekilerin hepsini birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: "Ey Kureysliler! Sizin için yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum. Yasli-genç, köle-hür hepinizi davet ediyorum." Bunun üzerine hepsi manastira geldiler, fakat Bahira'nin tembihlerine ragmen Muhammed (S.A.V.)'i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak biraktilar. Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikligi farketti. "Ey Kureysliler! Geride kimse kalmadigindan emin misiniz?" diye sordu. "Baska kimse kalmadi" dediler, "sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç" Bahira "Ona öyle davranmayin, onu da çagirin; bizimle beraber yemekte bulunsun" dedi. Sonra çocugu yemege çagirdilar. Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti. Yemek boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabinda anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi. Yemekten sonra rahip bu genç misafirin yanina gitti ve ona yasam sekli, uykulari ve genel konulardaki tavirlariyla ilgili bazi seyler sordu. Çocuk ona bu konularda ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam saygidegerdi, sorular ise saygili ve hürmetkarca soruluyordu. Hatta rahip sirtina bakmak istediginde, gömlegini siyirmakta tereddüt etmedi. Bahira zaten kesinlikle onun peygamber oldugu kanaatindeydi. Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda, kitabinda anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi. Bahira Ebu Talib'e döndü ve "Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?" diye sordu. Ebu Talib "Oglumdur" dedi. Rahip, "Oglunuz degil, bu çocugun babasi sag olamaz" dedi. Ebu Talib "Kardesimin ogludur" dedi. "Peki babasina ne oldu?" dedi rahip. Öteki "Daha annesi ona hamileyken öldü" dedi. "Iste bu dogru" dedi Bahira, "Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu yahudilerden koru. Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar. Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli." EVLILIK TEKLIFLERI Mekke'deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden Huveylid'in kizi Hatice. Ayni zamanda hristiyan olan Varaka'nin ve kardesi Kuteyle'nin de kuzeni idi. O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmisti. Bunlardan biri de artik Mekke'de el-Emin (güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (S.A.V.)'di. Bu söhreti isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu. Hatice, O'nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi. Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu. Bunlari Hatice'ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka'ya. Varaka "Eger bu dogruysa, Hatice, Muhammed (S.A.V.) kavmimize gönderilen peygamberdir. Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve iste geldi." Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e evlilik teklifi götürdü. Hz. Muhammed (S.A.V.) maddi imkansizligini ileri sürerek "Ben böyle bir evliligi nasil yapabilirim?" dedi. Araci Nuseyfe "Orasini bana birak!" deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) "O halde benden tarafi tamam" dedi. Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz. Muhammed (S.A.V.)'nin yirmi disi deve vermesi kararini aldilar. ÇOCUKLARI VE HZ. ZEYID Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun evine yerlesti. Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi. Acilar ve kayiplar olsa da evlilikleri çok mutlu geçiyordu. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e alti çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz. En büyük çocuklari Kasim adinda bir oglan çocuguydu. Bundan sonra O'na Ebu'l Kasim (Kasim'in babasi) denmeye baslandi. Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti. Ikinci çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatima. Son çocuklari ise yine çok az bir süre yasayan bir erkek çocuguydu. Evlendigi gün Muhammed (S.A.V.) babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke'yi azat etti. Hatice ise O'na kölesi Zeyd'i hediye etti. Zeyd iyi bir ailedendi, fakat yillar önce kaçirilarak köle olarak satilmisti. Muhammed (S.A.V.)'in kölesi olduktan aylar sonra bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber gönderme imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara rastladi. Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli olurdu. Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi saskinliga düsmüstü. Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi. Ailesi haberi aldiginda hemen yola çiktilar ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'e Zeyd'i kendilerine satmasini teklif ettiler. Hz. Muhammed (S.A.V.) "Birakin kendisi seçsin, eger sizi seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; beni seçen birinin üstünde karar verici degilim."dedi. Zeyd'e soruldugunda sunlari söyledi: "Senin üstüne baska adam seçecek degilim. Sen bana annem ve babam gibisin." Ailesi hayret etti. Hz. Muhammed (S.A.V.) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari Kabe'ye davet etti. Hicr'de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: "Ey burada bulunanlar, sahid olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o da benim varisimdir." O günden sonra Zeyd, Zeyd Ibn Muhammed diye anilmaya basladi. KABE'NIN YENIDEN INSASI Hz. Muhammed (S.A.V.) 35 yasinda iken Kureys'liler Ka-be'nin tekrar insasina karar verdiler. Kabe yikildiktan sonra Hacerü'l Esved'in bulundugu kösede Süryanice bir yazi buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular. "Ben Allah'im ve Bekke (Mekke)'nin Rabbiyim. Mekke'yi ve gökleri ben yarattim, Ay'a ve Günes'e sekil verdigimi ve Günes'in etrafina dokunulmaz olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim. O (Mekke), insanlara süt ve su ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir." yazmakta idi. Bir parca yazida Ibrahim makaminda Kabe'nin kapisi yaninda Hz. Ibrahim'in ayak izini tasiyan kayanin altinda bulundu. "Mekke, Allah'in kutsal evidir. Onun sürekliligi üç yönden gelir. O'nun yakinindaki insanlar onu ilk kirletenler olmasin." Ka-be'nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi. Sira Hacerü'l Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa düstüler. Bu tartisma bir kaç gün sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun." Tam busirada Hz. Muhammed kapidan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin'dir karari kabulumuzdür dediler. Durumu kendisine anlattilar. Hz Muhammed bana bir kumas getirin dedi. Kumasi yere serdi. Hacerü'l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine yerlestirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun. dedi. Tas yükselincede onu yerine kendi elleriyle yerlestirdi. Böylece insaatin kalan kismina devam edildi ve sorun çözüldü. ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK Hz. Muhammed'e bazi haller olmaya basladi. Bunlarin nasil oldugu soruldugunda "uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler" oldugu söylerdi. Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi. Sehirden ayrilip magaraya yaklastiginda "Ey Allah'in Rasülü, sana selam olsun." seslerini duyardi. Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska hiç bir sey göremezdi. Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir melek geldi ve O'na "OKU" dedi. O, "ben okuma bilmem" deyince, Melek onu eline aldi ve dayanabilecegi son nokyata kadar sIktI. Sonra tekrar "OKU" dedi. "Ben okuma bilmem!". Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi. ve biraktiginda söyle dedi: Insana bilmedigini ögretti. (A'lak Suresi 1-5) Bunlar Kur'an-i Kerimin ilk gelen ayetleridir. O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti. (Bu melek vahiy meledigi Cebrail A.S.'di) Sonra Peygamberimiz Hira magarasindan evine döndü. Olaylari Hz Hatice validemize anlatti. Hz. Hatice O'na "-Senin peygamber olacagini umuyordum. Ne mutlu sana. Müjdeler olsun sana!" dedi. Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin Nevfel'e olanlari anlatti. Varaka'nin cevabi: "-Bu gördügün Allah-i Tealanin Musa'ya indirdigi Namus-u Ekber'dir. (Cebrail'dir) Ah keske senin davet günlerinde genç olsaydim. Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta bulunsaydim." dedi ve Rasulullahin mübarek baslarindan öptü. Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi. Bu sessizlik döneminden sonra onu temin edici bir vahiy geldi. (Duha Suresi 1-11) ILK EMIR NAMAZ Hz Muhammed (S.A.V) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve Vahiy hakkinda gördüklerini anlatmaya basladi.Bir gün Cebrail ona geldi ve topuguyla çimenlige vurdu. Oradan hemen su fiskirmaya basladi.Namazdan önce nasil temizlenecegini peygambere gösterdi ve abdest aldi. Peygamber onu taklit ettive namazi nasil kilacagini, kiyam, rüku, sücud ve tesehhüd mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz vakitlerini ögretti. Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice'ye de ögretti ve birlikte namaz kildilar. Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustu.Hatice'den sonra bu esalari ilk uygulayanlar Ali, Zeyd, Ebu Bekir idi. AILENI UYARIP KORKUT Henüz Islam'a açik bir çagri yapilmamisti, fakat gün geçtikçe mü'minler grubuna kadin-erkek bir çok genç katiliyordu. Peygamberin kuzenleri de dahil bir çok akrabasi yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri onun pesinden gelmeye yatkin görünmüyordu. Ebu Talib, Hamza ve Abbas Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde, Ebu Leheb açikça yegeninin sapik oldugunu söylüyordu. "(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut."(Suara :214) ayetinden sonra Peygamber(sav),Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir araya toplamasini, onlara yemek verecegini söyledi. Hasim Kabilesi gelince 1 koyun budu ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti. KUREYS KARSI ÇIKIYOR Islâm'in ilk günlerinde, müslümanlar sik sik Mekke'nin disina gider ve topluca namaz kilarlardi. Bir gün birkaç putperest,onlar namaz kilarken alay edince Zühre Kabilesinden Sa'd kafirlerden birini yaraladi. Bu Islam' da ilk kan dökülmesi oldu. Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate alarak o günden sonra siddetten kaçinmaya karar verdiler. "Onlarin demelerine karsi sen sabret ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü bir tutum )ile kopup ayril" ve "Sen simdi o küfretmekte olanlara mühlet ver, kendilerine az bir süre tani"(Müzemmil:10-11) Kureys'ten bir grup Ebu Talib'e gelip yegenini engellemesini, yoksa savas çikaracaklarini söylediler. O da yegenine haber göndererek kendini korumasini istedi. Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari horgördügünü farkedip, bir daha Mekke'ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem ticaret hem de Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak olmasiydi Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradi.Mekke'ye gelen Arap'lara, Muhammed' in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi. Bunun yanisira baska seyler söylemek gerekliydi.Önce mecnun (deli) veya sair demeyi düsündüler, fakat daha sonra büyücü demek konusunda hemfikir oldular. Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan kazanmak konusunda çok basariliydi. Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen, nasibi olanlarin Islam'a girmesine engel olamadilar. Mekke'ye gelen hacilar,kendilerine düsmanlarindan farkli bir hikaye anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi olarak iman etti.Arabistan'in her yerinde, özellikle de Yesrib'de yaygin olarak yeni dinden bahsedilmeye baslandi. EVS VE HAZREÇ Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib'de yasayan bazi yahudi kabileleriyle müttefiktiler. Fakat çogunlukla aralari kötü idi.Çünkü tek tanrici yahudiler, Allah'in seçilmis kullari olarak, çok tanrili Arap'lara güçlerinden dolayi saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi. Yahudi alimleri ve kahinler,peygamberin nereye gelecegini soranlara Yemen tarafini isaret ederlerdi. Yesribliler Mekke'de bir peygamber gelecegini duyunca dikkat kesildiler, çünkü zaten akide olarak tek tanrici akideye asina idiler. Yahudiler, onlarla iyi geçindikleri zamanlarda, Tanri'nin biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu konuyu birlikte tartisirlardi. Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat "Allah nasil olur da seçilmis olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir."diye inanmiyorlardi.Bunun yaniisra Hazreçliler, simdi bir peygamber oldugunu iddia eden ve daha önce çocukken annesiyle, sonralari da Suriye'ye giderken birçok kez ugramis Yesrib'e ugramisolan bu adamla aralarinda güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilar.Hacilar ve Mekke'yi ziyaret edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler, vadi halkinin üzerinde etkisini göstermeye basladi. Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan dolayi- savas baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmisti.Bu nedenle Evs'in ileri gelenleri, Mekke'ye,Kureyslilerden Hazreç'e karsi yardim istemek üzere bir delege göndermeye karar verdiler. Delegeler,Kureys'ten cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da görevinden ve teblig etmekle yükümlü oldugu dinden bahsetti,Kur'an'dan bir bölüm okudu.Muaz oglu Ilyas ona inandi.Bu nedenle o,Islam'a giren ilk Yesrib'li sayilabilir. EBUCEHIL VE HAMZA Mekke'deki Mü'minlerin sayindaki artis,beraberinde kafirlerin düsmanligini da arttirdi. Islam'in en kötü düsmanlarindan biri, ailesi ve arkadaslari arasinda Ebu'l Hakem diye anilan,mü'minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin babasi ) koyduklari Mahzum kabilesinden Amr idi. O zaman Mahzumilerin basinda bulunan Velid'in de yegeni oluyordu ve onun yerine geçeceginden emindi. Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi ve onu büyücü diye adlandiranlarin en bagirgani idi. Çaresiz Mü'minlere karsi acimasizlikta çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu. Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid'in disindaki Safa kapisi yakininda otururken gördü. Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi. Peygamber(sav) ona sadece bakti, hiçbirsey söylemedi. Ebu Cehil Kureyslilerin yanina döndü. O sirada avdan dönen Hamza karsidan gözüktü. Onun yaklastigini görünce, Safa kapisina yakin olan evinden bir kadin çikti ve onu durdurdu. Peygambere bagli olan bu kadin, Ebu Cehil'in Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti. Hamza'ya; Ebu Cehil'in yegenine küfür ve hakaret ettigini, onun da karsiliginda hiçbirsey söylemedigini anlatti. Kabe' yi isaret ederek Ebu Cehil'in orada oldugunu belirtti.Hamza yumusak huylu bir insandi,bununla birlikte Kureys'in en cesuru idi,kizdirildiginda ise en sert adami olurdu. Su anda güçlü yapisi kizginliktan sarsiliyordu. Kabe'ye giren Hamza, Ebu Cehil'in yanina giderek yayi tüm gücüyle arkasina indirdi. "Ben de onun dinindenim, onun iddia ettiklerinin hepsini onayliyorum. Eger karsi çikmaya gücün varsa bana karsi çik." Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle dedi: "Birakin, Ebu Umare istedigini yapsin, çünkü Tanri'ya andolsun ki onun yegenine çirkince küfrettim." KUREYS'IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI Hamza'nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber'e, Hamza'nin koruyacagini düsünerek, direkt saldirilarda bulunamiyorlardi. Bunun için Muhammed (s.a.v.)'e teklif götürmeye karar verdiler. O'na "Sen, bildigin gibi kabilenin soylularindansin ve senin soyun sana serefli bir konum sagliyor. Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir mesele getirdin, bununla onlarin toplulugunu birbirinden ayiriyor, onlarin yasam tarzinin saçma oldugunu söylüyor, dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin atalarina kafir diyorsun. Eger istedigin zenginlikse, mallarimizi birlestirir seni aramizda en zengin kimse yapariz.. Eger istedigin serefse, seni liderimiz yapariz ve senin sözünden hiç çikmayiz. Ve eger kral olmak istiyorsan seni kral yeperiz. Eger sana musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan sana bir hekim buluruz ve iyilesene dek senin için tüm servetimizi harcariz. Peygamber (s.a.v.), ayetlerle etkileyici bir cevap verdikten sonra okumasini su sözlerle bitirdi: "Gece, gündüz, günes ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz günese de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin ki, bunlari kendisi yaratmistir. Eger O'na ibadet edecekseniz." Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi. Eger onlarin tekliflerini kabul etmiyorsa, Allah'in elçisi olduguni ispatlayacak birseyler göstermeliydi, o zaman mesele hallolurdu. "Rabbinden çevremizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizden Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste... Veya bizin için bunlari istemeyeceksen kendin için bir seyler iste. Allah'tan senin sözlerini dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste... ki senin Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim." Peygamber onlara su cevabi verdi: "Ben Allah'tan böyle seyler isteyecek degilim, çünkü O beni uyarmam ve müjdelemem için gönderdi." Onu dinlemeyi reddederek söyle dediler: " O zaman gökyüzünü parça parça üzerimize indir." Bunu su ayete karsi söylüyorlardi: "Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir, ya da gökten üzerlerine parçalar düsürürüz." "Karar verecek olan Allah'tir, dilerse yapar" diye cevap verdi Peygamber (s.a.v.). KUREYS'IN ILERI GELENLERI Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu. Fakat bunlarin hemen hepsi ya köle ya azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu. Abdurrahman, Hamza ve Erkam istisna hepsi zayif idiler, bunlar da liderlik vasfindan uzaktilar. Bu nedenle Peygamber (sav), içinde amcasi Ebu Talib'in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa birkaçini kazanmak istiyordu. Eger Ebu Cehil'in amcasi Velid'in destegini kazanirsa, davetini daha kolay yapabilecekti. Bir Gün Peygamber (sav) Velid'le sohbete dalmisken, Islam'a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; Peygamberin (sav) sesini duyunca kendisine Kur'an'dan bir parça okumasini rica etti. O da biraz sabirli olmasini istedi. Adam israr edince Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi. Sohbeti yarim kalmisti. Fakat bunun bir kaybi yoktu, çünkü Velid mesaja tamamen kapaliydi. O anda vahiy geldi."Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi diye." Kisa süre sonra Velid "Ben Kureys'in en üstünü oldugum halde bana gelmiyor da Muhammed'e mi vahiy geliyor?" diyerek kendini begenmisligini ortaya koyuyordu. Ebu Cehil de ondan geri kalmiyordu: "Biz, Abdu Menaf ogullari ile aramizda seref konusunda yaris ederiz.Simdi onlar ' Bizim adamlarimizdan biri Peygamber'dir. Ona gökten vahiy geliyor.' diyorlar. Biz onun bir esini ne zaman elde edecegiz.Tanri'ya andolsun ki biz ona inanmayacagiz." diyordu. Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardi.Hepsi de degisik derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilar.Fakat anlamina gelince babalarinin hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa gittigini vurgulayan âyetlere gönüllerini kapatmislardi: "Bu dünya hayati, yalnizca bir oyun ve (eglence türünden) 'tutkulu bir oyalanmadir.'Gerçekte ahiret yurdu ise, asil hayt odur.Bir bilselerdi."(Ankebut:34). KORKU VE ÜMIT Elbette gençlerin ve zayiflarin hepsi ilahi daveti hemen kabul etmemisti; fakat hiç olmazsa küçük yasamlarini bir klarnetin notalari gibi bölen davet ve vaazlarin önem ve siddetine karsi kulaklarini tikamalarina neden olacak kendini begenmislikleri yoktu.Osman'in çölde duydugu:"Ey uykudakiler, uyanin" sesi vahyin kendisiydi.ve daveti kabul edenler uykudan uyanmislardi. Kafirlerin tutumu su sözlerle ifade edilebilir:"Bu dünya hayatimizdan baskasi yoktur.Ve bizler diriltilecek de degiliz."(en'am:29)Bu sözlere ilahi cevap da suydu:"Biz gögü, yeri ve ikisi ikisi arasindakileri oyun olsun diye yaratmadik."(Enbiya:16;Duhan:38) "Bizim bos bir amaç ugruna yarattigimizi ve sizin gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceginizi mi sanmistiniz?"(Mü'minûn:115)Bu ayetlerse henüz küfrün yerlesmedigi kimselerde etkisini gösteriyorduve bunda emirleri getiren elçinin etkisi çok büyüktü. "Süphesiz:'Bizim Rabbimiz Allah'tir.'deyip dosdogru bir istikamet tutturanlar (yok mu) onlarin üzerlerine melekler iner (ve der ki):'Korkmayin ve hüzne kapilmayin,size vadolunan cennetle sevinin.Biz dünya hayatinda da ahirette de sizin velileriniziz..Orda nefislerinizin arzuladigi hersey sizindir ve istemekte oldugunuz hersey de sizindir.Çok bagislayan, çok esirgeyen (Allah)'tan bir agirlanma olarak"(Fussilet:30-32) Benzer bir ayet: "Bu mu daha hayirli, yoksa takva sahiplerine vadedilen cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktir.Içinde ebedi kalicilar olarak, orada her istedikleri onlarindir, bu rabbinin üzerinde istenen bir va'didir."(Furkan:15-16) Gerçek Mü'minler "Bizimle Karsilasmayi umanlar"diye tanimlanmistir.Oysa kâfirler:"Bizimle karsilasmayi ummayanlar,dünya hayatina razi olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz(gafil) olanlar."dir. Mü'min'in tutumu, her konuda kafirinkinin aksi olmalidir. Hakk'a uyanik olmak sadece ümitlerin bu dünyadan Ahirete çevrilmesi degil, Dünyada her tarafa serpilmis olan ayetlerden ders almasidir: "Gökte burçlari kilan, onlariniçinde bir aydinlik ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir.O gece ile gündüzü birbiri ardinca kilandir;ögüt alip düsünmek ya da sükretmek isteyenler için."(Furkan:61-62) Kureys liderleri küstahça peygamberlerden bu ayetleri (isaret ve mucizeleri) göstermesini istediler.Gökten onu destekleyen bir melegin gelmesini veya onun göge yükselmesini istiyorlardi. Ve bir gün dolunayin aydinlattigi bir gecede, bir grup kâfir gelerek, eger gerçekten Allah'in Resûlü ise Ay'i ikiye bölmesini istediler. Mü'min ve kararsizlari da içeren büyük topluluk, Ay'i ikiye ayrilmis görünce büyük bir saskinlik yasadilar. Peygamber(sav) "Iste sahit olun." dedi. Bu mucizeyi asil isteyenler inkar ettiler ve bunun büyü oldugunu söylediler. Diger taraftan inananlar sevindi, kararsizlarin bazilari iman etti, bazilari da imana yaklasti. "Kendileri bakmiyorlar mi o deveye, nasil yaratildi? Göge nasil yükseltildi? Daglara; nasil oturtulup-kuruldu? Yere; nasil yayilip dösendi?"(Gasiye:17-20) Inananlardan beklenen korku ve ümidin her ikisi de Allah'a götüren davranislardir. Allah'a sükrün belirtisi olarak söylenen "Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'adir." sözü ayni zamanda korku da tasir. "Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla" sözü insani ümitle ayni yöne yöneltir. Bu, en belirgin sekilde Fatiha sûresinde yer almistir : "Hamd, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim ve din gününün maliki olan Allah'adir.Biz yalnizca sana ibadet eder ve yalnizca Senden yardim dileriz.Bizi dosdogru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba ugrayanlarin ve sapiklarinkine degil..." Kur'an'in son sürelerinden Ihlas suresi de Islam ögretisinin en güzel ve tam ifadesini yazan bir sûredir. "De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. O dogurmamis ve dogrulmamistir.Ve hiç birsey O'nun dengi degildir."(Ihlas Sûresi) ES-SAA (KIYAMET) Kafirlerin siki sik öne sürdügü seylerden biri de, eger Allah gerçekten vahiy gönderdiyse bir melek göndermeliydi fikri idi. Buna karsi Kur'an'in cevabi suydu: "Eger yeryüzünde (insan degil de) tatmin bulmus yürüyen melekler olsaydi, biz de onlara göklerden elçi olarak elbette melek gönderirdik."(Isra:95) Cebrail'in zaman zaman yeryüzüne inmesi onu Kur'anî anlamda elçi yapmiyordu. Elçi olabilmek için, mesaj getirilen insanlar arasinda yeryüzüne yerlesmek gerekliydi. Kur'an söyle diyordu: "Bize kavusmayi ummayanlar dediler ki: 'Bize meleklerin indirilmesi ya da Rabbimizi bir görmemiz gerekmez miydi? 'Andolsun onlar kendi nefislerinde büyüklüge kapildilar ve büyük bir azginlikla bas kaldirdilar. Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkârlara bir müjde yoktur. Ve ogün (melekler onlara) derler ki:'(Size sevinçli haber) yasaktir,yasak.' "(Furkan:21-22) Bu yasaklama, onlarin dünya ile ahiret arasina bir perde çekilmesi için yalvarmalarina, ama kibir içinde yalvarmalarina karsiliktir. Sema ile direkt baglantiya geçildiginde ve dünya yerle bir olup zaman ve mekan anlamsizlastiginda ebedi son gelmis olacaktir. "Insanlarin, her yana dagilmis 'pervaneler gibi olacaklari gün ve daglarin da etrafa saçilmis' renkli yünler gibi olacaklari gün" ve çocuklarin saçlarini agartan gün.", "Gerçekten Rabb'inin katinda bir gün, sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir." Kiyameti beklemek, muhakemeyi beklemektir. Kur'an, dogruyu yanlistan ayiran bir vahiy kitabidir. Çünkü vahiy ezeli ebedi olanin fani iolanda görünmesidir.ve bu nihai muhakemeye öncülük eder. Bu muhakeme sonucunda Cennet'le Cehennem açikça görülür. Iyilik ve kötülügün izleri artik ortaya çikmistir. Peygamberin(sav) dogru yola çagirmasi kendisine karsi koyanlarin sapikligini tespit ettigi gibi, kendisine tabi olanlari da mükemmellik derecesine ulastirir. Bu konuda birçok ayet indirilmistir: "Andolsun, biz bu Kur'an'da çesitli açiklamalar yaptik, ögüt alisverisi düsünsünler diye.Oysa bu, onlarin daha da uzklasmalarindan baskasini getirmiyor."(Isra:41) "Biz onlari korkutmayiz.Fakat (bu) onlarda büyük bir azginliktan baska birsey artirmiyor."(Isra:60) ÜÇ SORU Kureysliler toplandikleri her seferde, kendilerince en büyük problem telakki ettikleri konu hakkinda mutlaka konusurlardi.Bu defa da Yesrib'deki Yahudi Alimlerine danismaya karar verdiler."Onlara Muhammed'den bahsedin , onu tarif edin ve söylediklerini iletin ;Çünkü onlar ilk kutsal kitaba inaniyorlar ve mutlaka peygamberler hakkinda bilgileri vardir, bizim se hiçbir bilgimiz yok" dediler.Yahudi alimleri su cevabi verdi"Ona bizim söyleyecegimiz 3 soru sorun.Eger bunlara cevap verebilirse, o Allah'in peygamberidir, fakat cevap veremezse yalanci ve sahtekârdir .Ona eski günlerde ülkesini terk eden genç adamlari, onlara ne oldugunu ve ilginç hayat hikayelerini sorun. Yeryüzünün ötesine, dogusuna ve batisina ulasan uzak yollarin yolcusundan haber vermesini isteyin.Bir de Ruh'u, onun ne oldugunu sorun.Eger size bunlari söylerse ona uyun, çünkü o bir peygamberdir." Elçiler gelince Kureys liderleri bu 3 soruyu sordu. Peygamber(sav) de "Yarin size bunlarin cevabini verecegim." dedi, fakat "Insaalah" demeyi unuttu. Ertesi gün Kureysliler cevap için geldiginde onlari geri gönderdi. O günden itibaren onbes gün boyunca hiçbir vahiy gelmedi.Cebrail de hiç yanina ugramadi. Mekkeliler onunla alay ettiler, o ise bu sözler için bekledigi yardimi alamadigi için üzülüyordu. En sonunda Cebrail, onu teselli eden ve 3 soruya da cevap veren vahyi getirdi. Bu uzun bekleyisin sebebi su ayetlerle açiklaniyordu: "Hiç bir sey hakkinda 'Ben bunu yarin mutlaka yapacagim.' deme.Ancak: 'Allah dilerse'(yapacagim de)." Vahyin bu gecikisi peygamberi üzmesine ragmen mü'minlere güç kazandirmistir. Her ne kadar kâfirler bu gecikmeden sonuç çikarmayi reddettilerse de, kafalarinda süphe olan birçok Kureys'li için bu, vahyin Peygamber tarafindan uydurulmadigina, bilakis Allah'tan geldigine delil idi. Eger Muhammed (sav) daha önceki vahiyleri uydurdu ise, bu alay edilme ve üzüntüye ragmen bu kez vahyi geciktirmesi anlamsiz degil miydi? Inananlar herzaman oldugu gibi vahyin kendisinden güç aliyorlardi. Kureysliler, eski günlerde ülkesini terkeden gençlerin hikayesini sorduklarinda _bu hikâyeyi o zamana kadar Mekke'de hiç kimse duymamisti_bu hikayenin o anki durumlariyla ilgili oldugunu, inananlarin yüceligini ve inanmayanlarin kötülügünü anlattigini bilmiyorlardi. Efes'li uyuyanlarin hikayesi söyle anlatilir : Milattan sonra III.yy.in ortalarinda halki putperestlige sapmis olan bir grup genç Allah'a imani muhafaza ediyorlardi, halk da onlari bu yüzden cezalandiriyordu. Bu eziyetlerden kaçmak için bir magazaya sigindilar ve orada 300 yil kadar uyudular. Yahudilerin o zamana dek bildiklerinden baska Kur'an-i Kerim'deki kissa hiçbir insanin görmedigi ayrintilardan da bahseder.Örnegin, uyuyanlarin uyandiktan sonra yüzyillar boyu uyuduklarini nasil farkettiklerini ve köpeklerin ön ayaklarini kapinin esigine nasil uzatarak yattigini anlatir. Ikinci soruya gelince, bu büyük yolcu Zü'l-Karneyn'dir. Vahiy onun doguya ve batiya yaptigi yolculugu anlatir ve sorulandan fazlasina cevap vererek 3.yolculuktan bahseder. Zü'l-Karneyn iki dagin arasinda yasayan bir topluluga rastlar ve o topluluk Zü'l-Karneyn'e kendilerini Yecüc, Mecüc ve cinlerden koruyacak bir duvar yapmasi için yalvarirlar.Allah da ona cinleri ve kötü ruhlari bir yere toplama gücü verir. O belirli günde, bu kötü ruhlar yeryüzünde büyük karisikliklara sebep olacaklardir. Onlarin ortaya çikisi, Kiyamet saatinden önce olacaktir ve vaktin yaklastigini gösteren isaretlerden biri olacaktir. Üçüncü soruya cevap olarak Vahiy, insanin aklî kapasitesinin ruhu kavarmaya yetmeyecegini söyler: "Sana ruhtan sorarlar, de ki:'Ruh, Rabbimin emrindedir, size ilimden yalnizca az birsey verilmistir.' "(Isra:85) Yahudiler, Peygamberin(sav) sorulara verdigi cevaplari ilgiyle karsiladilar ve son cümledeki "ilmden az verilmistir" ibaresinin yahudileri mi yoksa Araplari mi kasdettigini sordular.Peygamber:"Her ikisini de" cevabini verince kendilerinin her türlü konuda bilgi sahibi oldugunu söyleyerek karsi çiktilar.Çünkü onlar ,Kur'n'in da tasdik ettigi gibi herseyi ayri ayri açiklayan(En'am:154) bir kitap olan Tevrat'i okuyorlardi.Peygamber onlara söyle dedi: "Sizin bildikleriniz Allah'in ilmi yaninda çok azdir.Fakat yine de eger uygulasaniz bildikleriniz size yeter."Bundan sonra su ayet nazil oldu:"Eger yeryüzündeki agaçlarin tümü kalem ve deniz de -onun ardina yedi deniz eklenerek -(mürekkep) olsa, yine de Allah'in kelimeleri yazmakla tükenmez."(Lokman:27) Kureys liderleri yahudi alimlerini sözüne uymadilar,Yahudi alimleri de tüm sorulara cevap vermesine ragmen onu kabul etmediler.Fakat bu cevaplar baskalarinin Islâm'i kabûl etmesine neden oldu.Peygamberin taraftarlari arttikça düsmanlari yasam tarzlarinin tehlikeye girdigini daha çok anliyor ve kabilelerindeki müslümanlara iskenceler yapiyor, onlari dövüyor, aç ve susuz birakiyorlardi. Iskence yapanlarin en acimasizi Ebû Cehîl'di Eger yeni dine giren kisinin kendisini koruyacak güçte bir ailesi varsa ona iskence edemiyor fakat hakaret ediyirdu. Zayif kimselere iskence ediyor, diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.Kabilesindeki Yasîr,Sümeyye ve ogulleri Ammar'a (ra) inkence edilmesine ve bunun sonucunda Sümeyye'nin ölümüne o sebep oldu.Diger kabiledekiler onlar kadar dayanikli olamadilar. Içlerinden gelmese de " Lat ve Uzza da Allah gibi sizin tanrilariniz degil mi? diye soruldugunda "Evet" diyorlardi.Bu insanlar artik Islâm'i açikça yasayamiyorlar, çogu gizli olarak bile yasayamiyordu. Peygamber(sav),kendisi iskenceden kurtulabildigi halde, diger mü'minlerin sürekli iskence çektiklerini görünce onlara söyle dedi:"Eger Habesistan'a giderseniz, orada hiç kimseye haksizlik adaletsizlik yapmayan bir kral bulacaksiniz.Orada dine simsiki bagli bir yasam vardir.Allah size çektiklerinizden bir kurtulus yolu gösterene dek orada kalan kalin."Bunun üzerinebir grup mü'min Habesistan'a gitmek üzere yola koyuldu. Bu, Islâm'daki ilk hicret idi. MIRAÇ Ebû Talib'in karisi Fatimâ müslüman olmustu, Ali ve Cafer'in kizkardesleri olan Ümmü Hani (ra) de Islâm'a girmisti.Fakat kocasi Hubeyre, Allah'in birigine kapali idi. Bununla beraber peygamber her geldiginde onu iyi karsilar, namaz vaktiyse evdeki müslümanlar cemaatle namaz kilarlardi. Böyle günlerin birinde Peygamber (sav), namazini kildiktan sonra Ümmü Hani 'nin teklifini kabul ederek geceyi onlarda geçirdi, fakat uyuduktan kisa bir süre sonra kalkarak Mescid-i Haram'a gitti.Çünkü geceyi orada geçirmeyi severdi. Oradayken uyku bastirdi ve uyudu: " Cebrail geldi ve beni ayagiyla dürterek uyandirdi. Bundan sonra, beni kolumdan tutup kaldirdi, birlikte Mescid'in kapisindan çiktik. Orada esekle katir arasi beyaz bir binek vardi. Iki yaninda bacaklarini oynattigi yerde kanatlari vardi ve her adimi gözün görebilecegi uzakliga variyordu." Daha sonra Peygamber (sav), Burak adli binege Cebrail'le nasil bindigini, Cebrail'in göge yükselirken binegin hizini, yönünü nasil ayarladigini, kuzeye, Yesrib ve Hayber'in ötesine gidip Kudüs'e vardiklarini anlatti. Orada bir grup peygamberle - Ibrahim, Musa, Isa ve digerleri - karsilastilar. Mescidde namaz kilarken bütün peygamberler onun arkasinda namaz kildilar. Daha sonra önüne iki fiçi kondu. Biri süt, biri sarap doluydu. Peygamber (sav) süt dolu fiçidan aldi ve sarap fiçisina hiç dokunmadi. Cebrail söyle dedi:" Sen dogru yola yöneltildin, sen de halkini o yöne yönelttin ve sarap sana yasaklandi." Daha sonra bu dünyadan semaya yükseltildi. Kudüs topraginin ortasindaki bir tasin üstünden Burak'a tekrar binerek yedi kat göge yükseldi. Her sema katinda Peygamberlerden biriyle görüstü. Onlari dünyevi olarak degil, semavi olarak görüyordu. Sonra Cennet ve Cehennemi gördü. Cennetteki bahçeleri söyle anlatir: " Yay büyüklügündeki bir cennet parçasi, günesin dogup battigi tüm alandan daha iyidir. Eger Cennet kadinlarindan biri yeryüzünün insanlarina görünse, gökle yer arasindaki bütün alani isik ve güzel koku doldurur." Kendi manevi varligi hakkinda söyle demistir: "Adem henüz su ile çamur arasi bir seyken ben peygamberdim." Göge yükselisinin zirvesi Sidret'ül Münteha idi.Bir tefsirde sunlar geçer:"Sidr kökünün kökü Taht'tadir ve bu agaç peygamber olsun, Cebrail olsun herkesin bilme noktasinin sinirini belirler. Onun ötesi Allah'tan baska herkese gizlidir." Evrenin bu kisminda Cebrail (as) Muhammed (sav) 'e asil sekliyle, yaratildigi gibi göründü. Daha sonra âyette geçtigi gibi: "Sidre'yi örten örtmekte iken, göz kayip sasmadi ve (siniri) tasmadi. Andolsun, O, Rabbi'nin en büyük âyetlerinden olanini gördü.." Sidr Agacinda Peygamber ümmetine elli vakit namaz farz kilindi. Söyle anlatir:"Dönüsümde Musa'nin - o size ne iyi bir dosttu! - yanindan geçerken bana:'Sana kaç rekat namaz farz oldu? diye sordu.Ben elli vakit oldugunu söyleyince, Hz.Musa: 'Namaz agir bir ibadettir. Rabbine söyle, ve bunu hafifletmesini iste.'dedi. Bunun üzerin egeri döndüm.Allah on vakit indirdi ve geri gönderdi.Fakat Hz.Musa yine çok buldu ve geri dönmemi söyledi. Her seferinde beni geri gönderiyordu.Sonunda bes vakit namaz farz kilindi. Musa (as) yine ayni seyleri söylüyordu. Ben: ' Rabbime gittim ve utanana dek azaltmasini istedim; artik geri dönemem.' dedim.Ihlas ile kilinacak her namaz on kati sevap kazandirir." Peygamber (sav) ve Cebrail (asv) , Kudüs'teki otasin yanina indikten sonra geldikleri yoldan, güneyden gelen kervanlari görerek Mekke'ye döndüler. Kâ'be'ye vardiklarinda hâlâ geceydi. Peygamber oradan Yine Ümmü Hani'nin evine gitti. Sabah olunca namaz kildilar. Sonra Peygamber ona : " Sizinle aksam namazini kildim. Daha sonra Kudüs'e gittim ve orada namaz kildim. Simdi de gördügün gibi namazi birilikte kildik." dedi.Ümmü Hani ona: "Bunu baskalarina söyleme, çünkü onlar sana yalanci der ve seninle alay ederler." O ise :"Allah'a yemin ederim ki söyleyecegim." dedi. Ertesi gün Peygamber bu olayi anlatinca müsrikler inanmadilar. "Ona deli demek için delil bulduk." dediler. Çünkü hepsi Kudüs'e gidip gelmenin bir ay sürecegini biliyorlardi. Sonra bir grup Hz.Ebu Bekir'e gittiler. "Simdi bakalim arkadasin hakkinda ne düsüneceksin? O bize dün Kudüse gidip oarada namaz kildigini söylüyor." dediler.Ebu Bekir: "Eger o söylediyse dogrudur. Bunda sasilacak ne var." dedi. Ve onun yanina giderek herkesin içinde onu tasdik etti. Bazi kararsizlar dönmek üzereydiler, Peygamber, Mekke'ye dönerken yolda gördügü kervanlari anlatiyor, O kervanin kaç gün sonra ve ne sekilde gelebileceklerini söylüyordu. Kervanlar Resulallah'in tarif ettigi sekilde gelince gerçekler ortaya çikmis oldu. GÖÇLER Peygamber (sav), Mekke'deki müslümanlari Yesrib (Medine)'e hicret etmeye tesvik ediyordu. Ikinci Akabe Biatindan sonra Kureysli müslümanlar yavas yavas hicret etmeye basladilar. Ebu Bekir ve Ali disinda tüm müslümanlar hicret edince, Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)'den hicret etmek için izin istedi. Peygamber (sav) ona: "Acele etme, belki Allah sana bir arkadas verir" dedi. Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)'i beklemesi gerektigini anladi. Kureysliler müslümanlari, göçten men etmek, için ellerinden geleni yapiyorlardi.Gidecegini haber aldiklari mü'minleri iskence ile dinden döndürmeye çalisiyorlardi.Bu sekilde Hisam ve Ayyas, yalan söylenerek yollarindan çevrildiler, ve iskence ile Islam'dan döndüklerini açikladilar. Kisa zaman sonra bunun affedilmeyecek bir suç oldugunu anladilar. Fakat bir süre sonra su ayet nazil oldu:"De ki:Ey aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü tasiran kullari, Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin. Süphesiz Allah bütün günahlari bagislar. Çünkü O, bagislayandir, esirgeyendir. Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip- dönün ve ona teslim olun. Sonra size yardim da edilmez."(Zümer:53-54) Hisam bu ayetleri okudu ve Ayyas'a gösterdi. Ikisi de Islam'a girdiler ve kaçmak için bir firsat beklemeye basladilar. HICRET Kureys bos durmuyordu.Sik sik toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için planlar yapiyorlardi. En son Ebu Cehil'in fikriyle her kabileden güçlü, güvenilir, silahli bir genç seçilecek ve hep birlikte, ayni anda Muhammed (sav) 'e saldirip O'nu öldüreceklerdi. Böylece Beni Hisam, bütün Kureys kabileleri ile ugrasamayacak, Kureys de onlarin öne sürdügü diyeti ödeyecekti. Peygamber (sav), Ebu Bekir'in yanina giderek, Yesrib' e hicret etmeleri için izin çiktigini ve birlikte gideceklerini söyledi. Sonra da Hz.Ali'yi kendi yerine birakarak Yasin suresini okumakta iken disari çikti. Kapi önünde bekleyen müsrikler, O'nu göremediler, yanlarindan geçip gitti. Sabaha kadar beklediler, Peygamber (sav) yerine Ali'yi gördüler ve O'ndan bir iz bulamayarak kabilelerine geri döndüler Peygamber(sav) ile Ebu Bekir geride Ali'yi birakarak Medine'ye dogru yola koyulmuslardi. Mekke'li müsrikler durumun sonradan farkina varabildiler ve iki güzel insanin pesine köpekler gibi düstüler. En son bir magaranin yanina geldiklerinde peslerindekiler iyice yaklasmisti. "Üçüncüleri Allah olan iki kisi" magaranin içinde, adamlar magaranin disindaydi. Adamlarin hepsi de kararli bir sekilde içeriye girmeye gerek olmadigini, çünkü orada kimsenin bulunamayacagini söylediler. Daha sonra geldikleri yoldan geri döndüler.Peygamber ve Ebu Bekir, kalkip baktiklarinda gördüler ki, magaranin önünde, sabah orada olmayan bir akasya agaci var ve tüm magara agzini bir örümcek ag örerek kapatmisti.Yine girisin çukurunda bir güvercin yuva yapmis ve yumurtasi üzerinde oturmaktaydi. Amr onlari Yesrib'e kadar götürecek henüz müslüman olmamis, fakat sözüne güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onlari Yesrib'e sadece gerçek bir çöl adaminin bilebilecegi yollardan götürecekti. Günlerce önce, Mekke'de Peygamber (sav)'nin kayboldugu ve onu bulana 100 deve ödül verilecegi haberi vahaya ulasmisti. Kuba'lilar her sabah yanlarinda baskalarini da götürerek yola çikiyor ve O'nu ariyorlardi. Gelis zamani gecikmisti. Nihayet o gün geldi. O'nun geldigini ilk gören bir yahudi idi. Komsularindan nasil biri oldugunu ögrenmis ve onu hemen tanimisti. Yahudi bagirarak onlarin geldigini söyledi. Bu çagriyi duyan kadin ve erkekler evlerinden firladilar ve onu selamlamaya kostular. Iki gün sonra Ali de onlara katilmisti. Karsilayanlar arasinda, Iranli bir ailenin genç yasta hristiyan olmus oglu, Selman da bulunuyordu. O da bunca senedir Peygamber (sav) 'i beklemisti. MEDINE YOLU Peygamber, vahâya 27 Eylül MS 622, Pazartesi günü ulasti. Medine'lilerin Peygamber (sav) Kuba'ya geldigi için sabirsizlandiklari haberi geldi. Bu yüzden Peygamber (sav) Kuba'da üç gün kaldi. Ve ayrilmadan önce Islam'in ilk camisinin temeli atildi. Cuma sabahi Kuba'dan ayrildi; o ve arkadaslari, onlari bekleyen Hazreç'li Beni Salim kabilesiyle namaz kilmak için Ranuna ovasinda durdular. Bu, o zamandan itibaren yurdu olacak olan ülkede ilk kilinan Cuma namaziydi. Namazdan sonra Peygamber (sav), Ebu Bekir (ra) ve diger Kureysliler de develerine bindiler ve Medine'ye dogru yola çiktilar. Hz. Peygamberi karsilamak için bütün halk yola dökülmüstü. O'nu O'na yakisir bir sekilde coskuyla karsiladilar. Herkes O'nu evinde misafir edebilmek için birbiriyle yarisiyordu:"Buraya buyur ey Allah'in Resulü, çünkü biz sizleri koruma gücüne sahibiz." diyorlardi. Peygamber (sav) se, devesinin çökecegi yerde kalacagini söyledi. Kesva isimli deve, bos bir bahçeye çöktü. Peygamber orayi satin alarak, evlerini oraya yaptilar. Hz. Peygamber de sahsen bu çalismaya katildilar. Ev yapilana kadar da, Ebu Eyyub (ra) 'in evinde misafir oldu. Peygamber (sav) yeni aldigi bahçeye, bir cami yapilmasini istedi ve cami yapimina hemen baslandi. Bu arada Medine'li müslümanlara yardimcilar anlamina gelen Ensar, Mekke'den gelen ve diger kabilelerden olan müslümanlara da Muhacir denilmeye baslandi. O arada Medine'de yasayan yahudiler ve müslümanlar arasinda, esit statülere sahip olacaklari bir anlasma imzalandi. Fakat yahudiler için bu anlasma yalnizca polititk bir anlam tasiyordu, ve Peygamber(sav) olduguna inanmiyorlardi. Evs ve Hazreç arasinda Islamiyet hizla yayilmaya devam ediyordu ve eskiden düsman olan bu iki kabile birlesmislerdi. Bunu çekemeyen yahudiler, sesi güzel birini bularak, onlarin savastiklari zamandan kalma siirlerini, Evs ve Hazreç kabilelerinin bir arada bulundugu bir toplulukta okuttular.Evs'liler kendi siirlerini, Hazreçliler de kendi siirlerini alkisladilar. Sonra birbirlerine hakaret ederek, "Silahlanin, Silahlanin." demeye basladilar. Peygamber (sav), onlara hitaben:"Ey müslümanlar! Allah, Allah! Cahiliye devrindeki gibi mi davranacaksiniz? Aranizda olmama, Allahin sizi dogru yola ulastirip sereflendirmis olmasina ragmen hâlâ bunu mu yapiyorsunuz?" dedi.Bunun üzerine aglayarak birbirleiryle kucaklastilar, Peygamber (sav) ile birlikte Medine'ye gittiler. Zamanla Islam'in tüm emirleri ortaya çikmisti. Namaz, oruç, zekat farz kilinmis, helaller ve haramlar belirlenmisti. Fakat müslümanlarin namaza nasil çagrilacagi konusu belli degildi. Sonra Abdullah Ibn Zeyd, bir rüya gördü ve bu rüyayi Peygamber (sav) 'e anlatti:"Üstünde iki parça kumastan yesil elbiseli bir adam yanimdan geçti, elinde bir nakus (çan) vardi. Ben 'Ey Allah'in kulu!, o nakusu bana satarmisin?' dedim.Ne yapacagimi sordu. 'Onunla insanlari namaza çagiracagim.' dedim.'sana ondan daha güzel bir yol göstereyim.' dedi.'Allahü Ekber demelisin.'Bunu dört defa tekrarladi.Sonra da ikiser defa sehadet kelimelerini okudu." dedi. Bunun üzerine Peygamber (sav) :"Bu gördügün hak bir rüyadir. Bunu sesi güzel olan Bilal' e ögret." dedi. Bilal artik her sabah ezani büyük bir sevkle okuyordu. Caminin yapimi tamamlanmak üzere idi. Peygamber (sav) bu arada Aise (ra) ile evlendi. BEDIR SAVASI "Kendilerine zulmedilmesi dolayisiyla, onlara karsi savas açilma (mü'minlere savasma) izni verildi. Süphesiz Allah, onlara yardim etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnizca: 'Rabbimiz Allah'tir' demelerinden dolayi, haksiz yere yurtlarindan sürgün edilip çikarildilar."(Hacc:39-40) Bu vahiy, Peygamber (sav)'e Medine'ye ulastiktan kisa bir süre sonra indi. Peygamber buradaki iznin emir anlaminda oldugunu biliyordu. Yahudilerle yapilan anlasmada da, savas gerekleri belirlenmisti. Baslangiçta sadece Kureyslilerin kervanlarina baskin yapilmakla yetinildi. Müslümanlar,Kureys'le savas halindeydiler ve muhacirler bir Kureys kervanini izliyorlardi. Su anda çok önemli bir karar asamasindaydilar. Çünkü haram aylardan sonuncusu olan Receb'in son günüydü, fakat saldirmazlarsa yarina kadar Mekke'ye ulasacaklar, böylece haram bölge ile korunacaklardi. Bir müddet kararsizliktan sonra saldirmaya karar verdiler.Ganimet Peygamber'e getirilince O, bunu kabul etmedi. Haram aylarda savasmanin yasak oldugunu söyledi.Bunun üzerine su ayet nazil oldu: "Sana haram olan ay'i, onda savasmayi sorarlar. De ki: Onda savasmak büyük (bir günahtir). Allah katinda ise, Allah'in yolundan alikoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a (ziyaretçilerin girmelerine) engel olmak ve halkini oradan çikarmak daha büyük (bir günahtir). Fitne ise, katilden beterdir." (Bakara:217) Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladi:"Haram aylarda savasmak yine haramdir, fakat bu durum istisnadir." O Saban ayinda önemli bir ayet daha nazil oldu: "Biz, senin yüzünü çok defa göge dogru, saga sola çevirip- durdugunu görüyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagin kibleye çevirecegiz. Artik yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursaniz yüzünüzü onun yönüne çevirin."(Bakara:114) Böylece kible tayin edilmis oldu. Peygamber (sav), Muhacir ve Ensardan olusan 305 kisilik bir ordu kurdu.(Bu arada kizi Rukiyye hasta oldugu için damadi Osman orduya katilmamisti.) MS. 623 yilinin 17 Martinda (Hicretin 2. yili 17 Ramazan) da iki ordu karsi karsiya geldi.Orduyu düzene soktu ve elinde bir okla hem onlara moral verdi, hem de saflari düzene soktu. Kureysliler dokuz-on bin kisi kadardilar.Kat kat fazla olmalarina ragmen Allah'in yardimi görüldü ve melekler de mü'minlerin yaninda savastilar. Kafirler büyük bir hezimete ugradilar ve hala sayica çok fazla olan sekiz yüz kisilik ordulari kaçmaktan baska çikar yol bulamadilar. Savas sonunda alinan esirler de fidye karsiliginda ailelerine geri verildiler. Savas Bedir Kuyulari'nin yaninda yapildigi için bu ismi aldi. Bu siralarda Peygamberimiz kizlari Rukiyye'yi kaybetmislerdi. Savastan bir süre sonra Peygamberimizin en küçük kizlari ve o zaman yirmi yaslarinda olan Hz. Fatima evlilik yasina gelmisti. Eshabda ona en uygun kisi Ali (ra) 'di ve Fatimayi istemesi hususunda onu tesvik ettiler. Yapilan sade bir törenle evlendiler. UHUD SAVASI Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müsrikler bunun intikamini almak için and içmislerdi. Muhakkak acisini çikaracaklardi.Bunun için üçbin kisilik bir ordu ile medine'ye dogru yola çikti. Orduda Habisistan'li köle Vahsi de bulunuyordu. Sahibi eger Hamza'yi öldürürse onu ödüllendirecegini söylemisti. Bu konuda çok ustaydi. Bunu duyan Ebu Süfyan'in karisi Hind'de Hamza'yi öldürdügünde ona ödül vermeyi vaad etti. Müslümanlar onlarin bu düsüncelerini ögrenmekte gecikmediler ve her iki taraf da savas hazirliklarina basladilar. Bu sirada Fatima Hasan adinda bir erkek çocugu dogurmustu. Savasin seyri, bir önceki Bedir Savasinda oldugu gibi müslümanlarin lehine ilerliyordu. Peygamber (sav), okçularina her ne surette olursa olsun asla yerlerinden arilmamalarini tembihlemisti. Bir ara öyle bir an gelmisti ki müsrikler kaçacak delik aramaya ve savas meydanini terketmeye basladilar. Okçular, ilk saflardaki arkadaslarinin ganimet kazanmak için giristikleri çabayi görebiliyorlardi. Bundan dolayi okçular da savas alanina girmek istediler. Liderleri Peygamber(sav)'in ne olursa olsun yerlerinden ayrilmamalari gerektigine dair emrini hatirlatti. Fakat onlar dinlemediler. "Savas bitti ve kâfirler kaçti" dediler. O zamana kadar Mekke ordusunun süvarileri hiçbir ise yaramamislardi. Fakat Halid o anda karsida tarafta neler oldugunu farketti ve hemen bütün adamlarini okçularin bulundugu yere yöneltti. Bu andan itibaren savas müsriklerin lehine döndü. Öyle bir noktaya gelindi ki, artik kaçan kafirlerden bir kismi da gelip mü'minlere arkadan saldiriyorlardi. Savas nârâlari birden bire degisti ve Kureyslilerin "Ey Hubel! Ey Uzza!" sesleri alani doldurdu. Müslümanlar büyük kayip verdiler. Sag kalanlar da geri çekiliyorlardi. Müslümanlar geriye çekildikçe kalabalik da tepeye dogru yaklasiyordu. Fakat cansiperâne bir sekilde Peygamber (sav)'i korumaya çalisiyorlardi. Savasta Peygamberimizin amcasi Hz. Hamza (ra), Vahsi tarafindan sehit edildi. Savastan sonra Vahsi meydana tekrar gelip Hz.Hamza'nin karnini yarip karacigerini çikarmisti. Bunu Hind'e götürüp verdi. Karsiliginda da Ganimetlerden Hind'e düsen payin tümünü aldi. Cigeri eline alan Hind, bir parça isirip, çigneyerek yuttu. Sonra da cesedin yanina giderek cesedi parçaladi. Diger kadinlari da bu sekilde yapmalari konusunda tesvik etti.Savasta Peygamber (sav) de yaralandi. Bu savasin müslümanlara biraktigi en önemli ders, her ne sekilde olursa olsun emirlere itaâtsizligin kazanilmak üzere olan bir savasi kaybettirecegi gerçegidir. HENDEK Hayber'e yerlesen Beni Nadir yahudileri, kaybettikleri topraklari tekrar kazanmaya kararliydilar. Ümitleri, Kureys'in Peygamber (sav) üzerine düzenleyecegi son ve büyük saldirida yogunlasiyordu. Islam'in besinci yilinin sonlarina dogru -MS 627'nin baslari- bu hazirliklar, Huyay ve Hayber'deki diger birkaç yahudi liderinin Mekke'yi ziyaret etmesiyle karara baglandi. Ebu Süfyan'a "Muhammed'i ortadan kaldirmada seninleyiz" dediler. Anlasan taraflar plan hazirlamaya koyuldular. Yahudiler, Medine'den hoslanmayan tüm Necd kabilelerini ayaklandirma görevini üzerlerine almislardi.Beni Gatafan da onlaar katilacakti. Kureys ve müttefikleri toplam dört bin kisiyi buluyordu. Müslümanlar Uhud'da üç bin kisiydiler, simdi ise sayilari on bini bulmustu. Planlarina uygun yola çiktilar. Peygamber (sav) durumu haber aldiginda hazirlanmak için sadece bir haftasi kalmisti. Istisare toplantisi yapip nasil bir strateji izleyeceklerine karar verdiler. Toplantida Selman-i Farisi'nin önerisi kabul edilmisti. Selman önerisini söyle dile getirmisti: "Ey Allah'in Rasulü, biz Iran'dayken atlilarin saldirisindan korktugumuzda etrafimiza hendek kazardik. Simdi de etrafimiza hendek kazalim." Herkes Uhud'daki stratejiyi tekrarlamak istemedigi için Selman'in önerisini kabul etti. Hendegin yapimi toplam alti gün sürmüstü.kazilan hendeklerin derinlik ve genisliklerini Selman biliyordu.yahudiler de anlasmanin bozulmamasi taraftari olduklari için, kazma kürek ve çapalarini ödünç verdiler. Savas basladiginda müslümanlar soguk ve nemli bir hava ve kitlikla karsi karsiya gelip daha önce hiç düsünmedikleri kadar büyük bir zayifliga kapildilar. Hendegin bitmesine az bir zaman kala Kureys ordusu yaklasmisti. Kadinlar ve çocuklar, kalelere yerlestirilmisti. Mü'minler de sehrin disinda kamp kurdular. Ebu Süfyan müsrik ordusunun basindaydi.Düsman da sehir disinda kamp kurmustu, cesaretleri artti.Bu bir meydan muharebesi olacakti. Kendi sayilari çok fazla oldugu için onlari rahatlikla yenebilirlerdi. Fakat biraz daha yaklastiklarinda genis ve derin hendegi görünce sasirdilar. Karsiya geçmeleri imkansizdi. bu yüzden karsilikli ok yagmuru basladi. Müslümanlarin komsusu, anlasmali olduklari Beni Kurayza yahudileri onlar yardim etmisti. Müsrikler simdi onlarida kendi taraflarina geçmeleri için ikna etmeye karar verdiler. Onlarla görüsmeye giden Beni Kurayza Huyay'dan oldum olasi korkardi. Yaptigi konusmayla Sefleri Ka'b Ibn Esed'i ikna etti. O da anlasma metnini yirtti. Onlar, Kureys'in zaferinden emindiler ve müslümanlara savas açtilar. Savas hala karsilikli ok atislariyla devam ediyordu. Günler süren kusatmadan sonra hendegin endar yerindeki korumalar nöbetlerden yorgun sekildeydiler. Müsrikler bundan yararlanmak istediler. Üç kisi birikte atlarini sürdüler, tam o sirada Hz. Ali orayi korumak için geldi ve onlardan Amr'i öldürdü.Müsrikler de hendegin asilabilecegini anlayip bazi noktalara asker yigdilar. "Ey iman edenler, Allah'in sizin üzerinizdeki nimetini hatirlayin. Hani size ordular yönelip gelmisti, böylece biz de onlarin üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediginiz ordular göndermistik." ayetinin müjdesiyle savas Bedir gibi müslümanlarin zaferiyle sonuçlandi. Sonra ayni 3000 kisilik Islam ordusu Analsmayi bozmus olan Beni Kurayza yahudilerine giderek kalelerini kusatti. APAÇIK BIR ZAFER Müslümanlar Mekke'ye girmek ve Kabe'yi ziyaret etmek istiyorlar, buna karsilik Kureysliler bu istegin gerçeklesmesine engel olmaya çalisiyorlardi. Kureysliler Süheyl'i ve yaninda birkaç kisiyi bir anlasma imzalamak üzere gönderdiler. Peygamber (sav)'le tartistilar. Sahabe disaridan onlarin sesinin yükselip alçalmasini dinleyerek, anlasip anlasmadiklarini anlamaya çalisiyordu. Sonunda bir anlasmaya vardilar. Kureysliler anlasma metnine besmele ve "Allah'in Rasulü" ibaresini koydurmadilar. Anlasma metni söyle devam etti: "Onlar on yil boyunca savas yükünü kaldirdilar. Bu süre içinde insanlar güvenlikte olacak ve birbirlerine saldirmayacaklar. Su sartla ki, velisinin izni olmadan Kureys'ten Muhammed (sav)'e gelen kisiyi, Muhammed (sav) geri gönderecek; fakat Muhammed (sav)'le birlikte olanlardan biri Kureys'e siginirsa o geri gönderilmeyecek. Ihanet ve kaçamak yapilmayacak. Kim Muhammed'in tarafina geçmek isterse geçebilir, kim de Kureys'in tarafina geçmek isterse geçebilir." Her iki taraf da anlasmayi karsilikli olarak kabul ettiklerini beyan ettikten sonra, iki kabilenin reisi de imzaladi. Antlasma su cümlelerle bitiyordu: "Sen, Muhammed, bu yil bizden ayrikacaksin ve biz orada bulundugumuz sürece Mekke'ye girmeyeceksin. Fakat gelecek yil biz Mekke'den çikacagiz ve sen arkadaslarinla gireceksin. Orada üç gün kalacaksiniz, yolcu silahlarindan baska silah tasimayacaksiniz ve kiliçlariniz kininda olacak." Anlasma müslümanlarin aleyhine görünüyordu. Bu durum müslümanlar arasinda sikintiya neden oldu. Fakat Peygamber (sav), sabretmeleri gerektigini ve kendilerine apaçik bir zaferin vadedildigini müjdeleyerek kalblerini teskin etti. HAYBER Hayber, yahudilerin yasadigi ve Islâmiyet için büyük bir tehlike teskil eden bir sehir idi.Çünkü liderleri Gatafan sürekli Kureyslileri onlara karsi kiskirtiyordu ve Medine'ye düsmandi.Bu yönde bir girisimde bulunulmasi gerekliydi. Çünkü Bir süre önce gelen bir vahiydeki yakin ve ganimetleri bol zaferin Hayber'in fethi anlamina geldigine emindi.Böyle bir fetihde, bedevilere görev verilmemeliydi, çünkü vahiy onlarin maddi kaygilarla sefere katildigini söylüyordu.Bu da müslümanlarin nisbeten daha az olmasi demekti. Bu olay duyuldugunda kimse inanamadi. Hayber'in asilmaz bir kale oldugunu herkes biliyordu.Hayber de buna inanmadi ve müttefiklerine haber vermedi.Ancak haber gelince sefleri Kinane Gatafan'a giderek dörtbin kisilik asker yardimi aldi.Böylece onbin kisi oluyorlardi.Müslümanlar ise sadece altiyüz kisiydi. Bu sirada, Medine halki çok fakirdi. Ve birçogunun ailelerine birakacak bir seyi yoktu. Peygamber onlara: "Siz gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yasarsaniz bolluk içinde yasayip ailelerinizi de bolluk içinde yasatacaksiniz.Bir yigin dirhem ve paraya sahip olacaksiniz ve bu sizin için hiç de iyi olmayacak."dedi. Seferde iken orduyu durdurup güzel sesli Ibn el-Ekva (ra)'ya sarkilar söylettirdi ve kederli bir hava olustu .Sarki sonunda Peygamber ona:"Allah sana rahmet eylesin."dedi. Bu, onun sehit olacagi anlamina geliyordu. Sehre gece karanliginda ve çok sessizce yaklasmislardi. Sabah namazini da sessizce kildilar. Günes yükseldiginde karsilarinda sessiz bir orduyla karsilasan Hayber halki çok saskindi. "Muhammed ve ordusu" diyerek sehre kaçistilar. Hz. Muhammed (sav), Allahû Ekber dedi ve zafer dolu bir sesle "Hayber harab oldu." sözlerini ekledi. Daha sonra Allah'in anlari cezalandirtacagini haber veren bir ayet okudu. Hayber'liler surlarinin saglamligina güveniyorlardi. Oysa en zayif noktalari, birlikten yoksun olmalariydi. Karsilarindaki, küçük ama birlik içindeki orduyla savasmak onlar için bir sanssizlikti. Müslümanlar, ilk gün küçük bir grupla en yakin kaleye saldirdilar. Bu bir taktik idi. Yaralananlar için de kampin gerisinde bulunan kadinlar görev aliyorlardi. Sabirla hareket ediyorlardi. Fakat alti gün boyunca bir degisiklik olmamisti. Son gece bir casusu yakalamislar ve o da (ailesine ve mallarina dokunulmamasi karsiliginda) kaleler hakkinda bilgi vermisti. Ilk önce en az korunan ve güçlü bir savas aletine sahip bir kaley saldirmalarini önerdi. Ertesi gün müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kendi savas aletlerini buraya çikardilar. Böylece diger zayif kaleleri teker teker düsürdüler." "Beni Gatafan nerede?" sorusu Hayber'de sikça sorulan bir soruydu.Gatfanlilar gerçekten yola çikmislardi.Bir günlük yol bitince, nerden geldigini anlayamadiklari: "Halkiniz! Halkiniz! Halkiniz!" seklindeki sesi üç kez arka arkaya duydular.Ailelerinin tehlikede olduklarini düsünerek, geri döndüler. Herseyin yerli yerinde oldugunu gördüler. Bir bakima, Düsmanin yenilmesinde paylari olamayacak kadar geç kaldiklarini düsünerek ikinci kez yola çikmayi göze alamadilar. Hayber'deki en güçlü kalelerden biri Zübeyr Hisari denilen kaleydi. Diger kalelerden kaçanlarin çogu bu kaleye siginmislardi. Kale üç gün kusatma altinda tutuldu. Günün sonunda diger kalelerden gelen bir yahudi, onlara kaleyi sonsuza dek koruyacak kaynak bulundugunu, eger kendisi ve ailesi garanti altina alinirsa bu sirri onlara açiklamayi teklif etti. Bu sir kalenin altindan su geçiyor olmasiydi. Müslümanlar bu kaynagi engelleyerek onlari susuz biraktilar. Siddetli bir çarpismadan sonra kaleyi aldilar. Son kale Kâmus kalmisti. Bu kale, güçlü ve zengin Kinane ailesine aitti. Yardim gelmemesi en çok onlari hayal kirikligina ugratmisti. Ondört gün direndiler. Sonra Peygamber'in Kinane'le konusma istegi üzerine görüsmeye karar verildi. Görüsmeler sonucunda, yahudilerin Hayber'i ve tüm mallarini müslümanlara birakip gitmeleri sartiyla onlara ve ailelerine birsey yapilmamasina ve esir alinmamasina karar verildi. Fakat kisa bir süre sonra hem müslümanlar hem de yahudiler mallarin büyük kisminin gizlenmis oldugunu farkettiler. Medine'den getirilen o meshur Beni Nadir serveti nerdeydi ? Peygamber (sav) bunu Kinane'ye sordu. O da mallarinin çogunu sattiklarini ve mallarinin azaldigini söyledi. Yahudiler onun yalan söyledigini biliyorlardi. Bir Peygamber karsisinda olduklarina artik inanmislardi ve onun yalan söylediginin anlasilacagindan korkuyorlardi. Kinane'nin en sevdigi adamlari ona hiçbirsey gizlememesi için yalvardilar. O ise onlari tersledi. Ertesi gün hazinenin varligi ortaya çikmisti. Kinane ve ona yardim eden kuzeni ölüm cezasina çarptirildilar. Ailesi de esir alindi. Bundan sonra diger iki kale kendiliklerinden teslim oldular. Hayber yahudileri toplanip bir karara vardilar. Çiftçilikten iyi anladiklarini söyleyip hasat parasinin yarisini vergi olarak verip Hayber'de kalmak isteyeceklerdi. Peygamber bunu kabul etti. O sirada müslümanlarin Kuzydogudaki zengin vaha olan Fedek'e sefer düzenleyecekleri söylentisi çikti. Fedek yahudileri Hayber'e uygulanan sartlarla teslim olmak istedikleri haberini gönderdiler. Böylece Fedek de, savas ypilmadan kazanilmis oldu. MEKKE'NIN FETHI Hudeybiye anlasmasina ragmen, Bekr kabilesinden bir grup, Huza'a kabilesi ile aralarinda varolan kan davasini sürdürüyorlardi. Huza'a kabilesinin Beni Ka'b kolu, derhal Medine'ye giderek Peygamber'den yardim istediler. Mekke anlasmayi bozmustu. Bu defa da korktuklari için Ebû Süfyan'i elçi olarak, Peygamber'e gönderdiler.Ebu Süfyan'in kizi Ümmü Habibe Peygamber'in hanimiydi.Önce onun evine gitti. Fakat kizi ona iltifat etmedi. Sahabilere gitti. Onlar da ancak Peygamber'in izin verdigi ölçüde onu himaye edebileceklerini söylediler. Ebu Süfyan en son olarak akrabasi olan Hz.Ali'nin yanina gitti.O da:"Yaziklar olsun sana Ebu Süfyan. Allah'in Resûlü senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde oldugu bir konu hakkinda olumlu bir ricada bulunamaz." dedi. Ebu Süfyan son olarak Mescid'e giderek yüksek sesle "Ben insanlara tek tek himaye veriyorum.Muhammed'in de beni onaylayacagini umuyorum." dedi. Peygamber (sav):"Bu senin düsüncen." dedi ve sefer hazirliklarina baslanmasini emretti. Ebu Süfyan üzüntüyle Mekke'ye geri döndü.Tehlikenin yakinligini gören Kureys, Ebu Süfyan'i tekrar gönderdi. Tekrar gittigi zaman onlar Mekkeye yaklasmislardi. Ebu Süfayn anlasmayi yenilemelerini istedi. Peygamber de anlasmayi bozanin onlar oldugunu söyledi ve onun müslüman olmasini istedi.O da müslüman oldu ve kandi evine siginanlarin güvenligi konusunda garanti alarak Mekke'ye geri döndü. Ebu Süfyan, Mekke'ye ulasinca herkesin onun evine gelmesini, ancak bu sekilde güvencede olacaklarini anlatti. Onlar:"Allah seni kahretsin. Senin evin bizi alir mi?" dediler. Kalabalik dagilarak kimi kendi evine kimi Mescid'e girdi. Ordu sehirden fazla uzak olmayan Zu Tuva'da kamp kurdu. Bir sene önce umre için 3 günlük izin almis ve hiç kimseyle karsilasmamislardi. Simdi de o zamanki gibi bombostu. Ama artik süre sinirlamasi yoktu. Peygamber (sav) orduyu düzenledi. Sonra sehre girdi. Kureys'ten sadece Birkaç kisi ( Ikrime, Safvan ve Süheyl), Kureys'ten ve müttefikleri Bekr ve Huday kabilelerinden küçük bir grup asker toplamislardi. Dövüsmeye kararliydilar. Müslümanlarin ilk grubu olan Halid'in sehre girmek üzere yaklastigini görünce onlara saldirdilar. Fakat Halid'le basedemeyeceklerini anlayarak kaçtilar. Peygamber geçitten sehre girerken çatisma çoktan sona ermisti. Sehirde ilerlerken yanindakilere:" Hiç bir eve girmeyecegim." dedi. Amcasinin kizi Ümmü Hani'nin evine giderek, gusül abdesti aldi ve sekiz rekat namaz kildi.Bir saat kadar da dinlendi. Sonra kilicini kusanarak Hz.Ebu Bekir ile birlikte Mescid'e gittiler. Kabe'nin güney-dogu kösesindeki Hacerü'l Esved'e dokundu. Yanindakiler tekbir getirmeye basladilar. Allahu Ekber sesleri, Kâbe ve tüm Mekke'de yankilaniyordu. Sonra Kâbe'yi tavaf etti. Putlara yönelerek su ayeti okudu: "Hak geldi, batil yok oldu. Kusku yok, batil yok olucudur."(Isra:81) Sonra putlarin hepsini yüz üstü düsürdü ve Kâbe'nin anahtarini Abdu'd Dar kabilesinden Osman'a verdi. Kâbe'nin önündeyken :"Vadinde duran, kuluna yardim eden ve kabileleri bir araya getiren Allah'a hamdolsun." dedi. Oradan çikip Safa tepesine çekildi.Orada daha önce kendisine düsman olup, simdi biat etmek isteyen kadinli erkekli bir grupla karsilasti. Yüzlerce kisi vardi. HUNEYN SAVASI VE TAIF KUSATMASI Peygamber'in (sav), Mekke üzerine yaptigi son ve kesin harekete ragmen Havazin'liler kuvvetlerini artirmayi durdurmadilar. O'nun Mekke'yi fethetme ve tüm putlari kirma haberi de onlarin düsüncelerini degistirmeye yetmemisti. Kendi tanriçalari Lat ve bir esi olan Uzza'nin kirilmasi onlari alarma geçirmisti. Mekke'nin fethinden üç hafta sonra yaklasik yirmibin kisilik bir ordu topladilar Peygamber (sav), Mekke'nin basina güvendigi bir adami birakarak, Kuureysli ikibin kisinin de katilmasiyla kalabaliklasan ordusuyla birlikte yola çikti. Kureyslilerin çogu Peygamber'e biat etmelerine ragmen, bir kismi hâlâ biat etmemisti. Onlar da Mekke'yi Havazinlilere karsi korumak için katilmislardi. Henüz müslüman olmamis Safvan'in verdigi 100 zirh ve silah bir o kadar da deve ile birlikte sefere devam ettiler. Onlara karsi hazirlanan Havazin kabileleri Sakîf, Nasr, Cüsem ve Sa'd Ibn Bekr idi. Bu topluluga genç olmasina ragmen, gücü ve yöneticiligiyle ün yapan otuz yaslarinda olan Nasr'li Malik kumanda ediyordu. Malik, karsi çikilmasina ragmen kadin ve çocuklarin da ordunun arkasindan getirilmesini emretmisti. Böylelikle askerler daha gayretle çarpisacaklardi. Malik, Mekke ordusu hakkinda bilgi almak için iç gözcü göndermisti. Fakat üçü de çok kisa süre sonra korkudan dizleri titreyerek ve konusamayacak kadar dehset içinde geri döndüler. Bir tanesi:"Ala atlar üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda gördügünüz hale geldik."dedi. Bir digeri: "Bunlar dünya insanlari degil, sema insanlari. Tavsiyemize uyun ve geri çekilin. Çünkü adamlariniz bizim gördüklerimizi görürlerse bizim gibi olurlar."dedi. Malik:"Utanin. Siz buradaki en korkak kisilersiniz." diyerek ordunun onlari görüp etkilenmemeleri için uzak bi yere yerlestirilmelerini emretti. Malik, kendisine yapilan tavsiyeleri dinlemeyerek, karanlikta, düsman yolu üzerindeki, Huneyn vadisine dogru ilerleme emri verdi. Ordunun bir kismini düsmanlarin rahatça gözlenebilecegi vadi yataklarina, geri kalanlari da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerlestirdi. Peygamber (sav) o gece vadinin ucuna yakin yerde kamp kurdu.Sabah namazini kildaiktan sonra admlarina, sabirli olurlarsa davayi kazanacaklari müjdeleyerek yola çikma emri verdi. Hava o gün çok puslu oldugu için vadi yatagi hala karanlikti. Ordu vadiye dogru ilerlemeye devam ederken, Malik'in birden emir vermesiyle Havazin'li süvariler birden ve vahsice müslümanlara saldirdilar. Arkalarindaki grup da hizla geri çekilmeye basladi. Peygamber, Ebû Bekir ve yanindakiler ise güvenli bir yere sigindilar. Peygamber yüz kadar kisiyi yanina toparlayarak, onlari geçide dagitti. Bu sekilde birden bire düsman saldirisini kontrol altina aldilar. Düsman yeni bir saldiriya hazirlaniyordu. Peygamber (sav): "Allah'im, senden va'dini yerine getirmeni istiyorum."diye dua etti. Daha sonra da bir avuç çakil tasini düsmanin yüzüne dogru firlatti. Ve görünürde hiç bir neden olmamasina ragmen savasin akisi degisti. Simdi, mü'minlerin biraz önce yasadiklari yenilgiyi düsman yasiyordu. Düsman büyük bir bozguna ugramisti. Malik önceleri cesurca dögüstü, sonra sakifilerle birlikte surlarla çevrili Taif'e çekildi. Savas sonucunda, arka saflardaki kadin ve çocuklar esir alindi. Ganimetler ve esirler Ci'râne Vadisine gönderildi. Esirler arasinda Peygammber'in süt kizkardesi Seyma da bulunuyordu. Müslüman olarak kabilesine geri döndü. Peygamber de ordusuyla Taif'e dogru yola çikti. 20 gün kadar süren kusatmadan sonra, birkaç kisinin müslüman olmasindan baska birsey elde edememislerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav), kusatmanin kaldirilmasi emrini verdi."Allahim, sen Sakiflilere hidayet ver." diye dua etti. VEDA HACCI Peygamber, Medine'de iken Ramazan ayi ortalarinda on gün kadar Mescid'de itikaf etmeyi adet haline getirmisti. O sene ise yirmi günü itikafta geçirdi. Hicretin onbirinci senesiydi.O sene Cebrail geldiginde Peygamberimize, Kur'an-i Kerim'i bastan sona iki defa okudu.Halbuki önceleri bir defa okurdu.Cebrail Nasr sûresini okuduktan sonra:"Ya Cebrail, ölümümün yaklastigini hissediyorum."dedi. O sene hacca peygamberin öncülük edecegi duyuruldu.Bu yüzden her yerden insanlar, Peygamberimizle hac yapabilmek için akin akin gelmeye basladilar.Bu Hac, yüzyillardir yapilan haclara benzemeyecek, hacilarin tümü tek Allah'a inanan kimselerden olusacak ve hiçbir putperest Kutsal Ev'i kirletemeyecekti.Ayin sonuna dogru peygamber, otuzbin kadin ve erkegin basinda Medine'den yola çikti. Ayrilisinin onuncu gününde Vadi'ye inmeye basladilar.Peygamber Kâbe'yi gördügünde sag elini yukari dogru açip dua etti:"Allah'im bu evin insanlardan gördügü saygi, lütuf, baglilik ve rahmeti artir."Mescide girdi, tavaf ettikten sonra Ibrahim makaminda namaz kildi.Sonra Safa ve Merve arasinda yedi defa gidip geldi.Yanindakiler her gittigi yerde okudugu dualari ezberlemeye çalisiyorlardi. Peygamber (sav) tüm kabilelere, Veda Hutbesi'ni verdi. SEÇIM Peygamber hacdan döndükten sonra, çesitli karisikliklar yasanmaya baslamisti. Bir yil önce müslüman olmus Yemameli, Beni Hanife kabilesinden; Müseyleme adli bir kisi çikmis, kendisinin peygamber oldugunu iddia ediyordu. Bir süre sonra, Müseyleme'nin kabilesinden iki kisi Peygamberimize gelerek: "Allah'in Resûlü Müseyleme' den Allah'in Resûlü Muhammed'e selâm üzerine olsun! Otoriteyi seninle paylasma görevi bana verildi. Dünyanin yarisi bizim diger yarizsi da günahkâr olmalarina ragmen Kureyslilerin." seklinde yazili mektubu getirdi. Peygamberimiz onlara bu konuda ne düsündüklerini sordu. Onlar da ayni fikirde olduklarini söyleyince Resûl:"Vallahi, Eger elçiler öldürülmez diye bir kural olmasaydi, sizin basinizi keserdim." Sonra Müsyleme'ye hitaben bir mektup yazarak elçilerle gönderdi:" Allah'in Resûlü Muhammed'den, yalanci peygamber Müsyleme'ye. Selâm, dogru yolda olanlarin üstüne olsun. Gerçekte yeryüzü Allah'indir, O, kullarindan diledigine onu miras birakir, isin sonu Allah'tan korkanlarin lehinedir. Bu surada ortaya çikan yalanci peygamberlerden biri, Beni Esed'in baskani Tuleybe, digeri de Yemenli Kâb Bin Esved'di.Yemenli bir süre bölgesinde etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri yüzünden taraftarlari da ona karsi çikip, öldürdüler. Tuleyhe de en sonunda dize getirilerek Islâm'in en güçlülerinden biri oldu. Müseyleme de aylar sonra Vahsi'nin attigi bir mizrakla öldü.Bunlar Islamiyet için potansiyel bir tehlike olusturmustu. Sace isimli bir kadin da, kadin peygamber oldugunu iddia ediyordu. Fakat Peygamberimiz (sav) bunlarla ugrasmak istemiyor, kuzeydeki Mute yenilgisini düsünüyordu.Zeyd savasta sehid olmustu.Buna bir karsilik verilmeliydi. Bu yeni ordunun kumandanligina Zeyd'in oglu Üsame getirildi. Peygamberimiz sik sik cenneti tasvir ediyordu. Bu yüzden ölümden çok sik bahsediyordu. Bir gün basi hiç agrimadigi bir sekilde agrimisti. Fakat yine de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çikip son defa yapiyormus gibi Uhut sehitlerine rahmet diledi. Daha sonra: "Allah'in kullari arasinda bir kul var ki, Allah onu dünya ile kendisi arasinda bir seçim yapmasi konusunda serbest birakti.O da Allah'i seçti.Bunun üzerine Ebû Bekir -Peygamberimizin kendisini kasdettigini anlayarak- aglamaya basladi.Peygamberimiz de aglamamasini söyleyerek "Ey insanlar, insanlar arasindaarkadasligi il e en lütüfkâr olan kisi Ebû Bekir'dir." Minberden inmeden önce söyle dedi: "Ben sizden önce gidiyorum ve sahidinizim .Sizinle simdi su durdugum yerden gördügüm havuzda bulusacagim. Sizin Allah'in yaninda baska ilahlar edineceginizden korkmuyorum. Sizin iççin bu dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi seyler için birbirinize rekabet edersiniz." Mescidden çikinca Aise'nin yanina gitti.Peygamberimizin yüzünde ölümcül hastaligin izleri görülüyordu. Hastaligi öylesine artmisti ki namazi ancak oturarak kildirabiliyordu. Bir sonrakinamaz vaktinde oturabilmesine ragmen namazi kildiramayacagini hissetti. Hanimlarina: "Ebu :Bekir'e namazlarda imamlik etmesini söyleyin." dedi. Hz.Aise buna karsi çikarak babasinin duygulu bir adam oldugunu, bu isi baskasinin yapmasinin daha uygun olacagini söyledi. Diger hanimlrinin da Hz.Aise gibi konusmasina ragmen o, israr ederek namazi Ebu Bekir'in kildirmasini istedi. Hz.Muhammed, çok aci çekiyordu. Acinin çok agirlastigi bir anda karisi Safiye (ra) ona: "Ey Allah'in peygamberi, senin çektigini keske ben çekseydim! dedi. Hicret'in onbirinci yilinin Rebi-ul Evvel ayi Pazartesi günü Peygamber'in atesi düstü ve çok güçsüz olmasina ragmen Mescid'e gitti. O, gittiginde namaz baslamisti ve mü'minler öyle sevindiler ki neredeyse namazdan çikacaklardi. Fakat, Resûl-i Ekrem, devam etmelerini isaret etti.Onlardaki takvayi görerek sevinçle yüzü parladi.Ebû Bekir onun namaza devam etmesini istedi.Peygamber (sav) ise onun arkasinda namaz kildi. Mü'minler Peygamber (sav)'in iyilesmis oldugunu düsünüyorlardi. Oysa ki, O, namazdan sonra odasina çekilmis, güçsüz bir sekilde Aise (ra)'in kucaginda yatmakta idi. Bir süre kendini kaybetti. Sonra gözlerini açarak:"Cennette bulusmak üzere." dedi. "Allah'in kendilerine nimet verdigi Peygamberler, dogrular( ve dogrulayanlar) sehitler ve salihler beraberdir. Ne iyi arkadastirlar onlar."(Nisa:69) Sonra, onun tekrar:"Allah'im, cennette bulusmak üzere." dedigini duydu. Bunlar son kelimeler oldu. CENAZENIN GÖMÜLMESI VE HILAFET Ilk olarak Abbas'in dikkatini çeken bazi belirtileri, bir süre sonra digerleri de farkettiler.Hz.Muhammed vefat etmeden önce, Seferdeki orduya Peygamber'in durumu iletilmisti. Içinde Ömer'in de bulundugu Ashab' dan bir çok kisi; sehre geldiklerinde vefatin gerçeklestigini duydular. Ömer (ra) bunu reddetti. Insanlara, O'nun sadece ruhen yok oldugunu geri gelecegini anlatiyordu. O sirada gelen Hz.Ebu Bekir (ra),:"Yavas ol Ömer!" dedi.Allah'a hamd ettikten sonra söyle dedi:"Ey insanlar, kim Muhammed'e tapiyor idiyse - gerçekten Muhammed ölmüstür; kim de Allah'a tapiyor idiyse -gerçekten Allah diridir ve ölmez." Sonra su ayeti okudu. " Muhammed yalnizca bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölürse ya da öldürülürse siz topuklariniz üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? Iki topugu üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, sükredenleri pek yakinda ödüllendirecektir."(Âl-i Imran: 144) Ebu Bekir herkesi sakinlestirmisti. Ömer de Allah'in Resûlünün öldügüne artik inanmisti. Islam toplulugunun basina kimin geçecegini tartismak için bir toplanti düzenlenecekti.Bu toplantida Ebu Bekir, Ömer gibi Ensar ve muhacirler bulunacakti. Ensar'dan biri konusuyordu. Muhacirleri de biraz övmesine ragmen, Ensar'i överek göklere çikariyordu. O konusmasini bitirince Hz.Ebû Bekir, kesin bir dille konusmaya basladi. Ensarin önemini kabul ettigini, fakat Islâm'in Arabistan'da yayildigini ve araplarin Kureys'ten baska birinin otoritesini kabul etmeyecegini, çünkü tüm Araplar nezdinde Kureys'in essiz bir yeri oldugunu belirtti. Konusmanin sonunda Ebu Ubeyde ve Ömer'in ellerinden tutarak, "Iki adamdan birisini öneriyorum. Hangisini dilerseniz ona biat edin." dedi.Ensardan biri kalkarak iki otoritenin olmasi gerektiginden bahsetti.Yeni baslayan tartismayi Ömer (ra) su sözlerle durdurdu:" Ey Ensar, Allah Resûlünün, namazlarda imamlik yapma görevini Ebû Bekir'e verdigini bilmiyor musunuz?" "Biliyoruz "dediler. " Peki aranizda kim onun önüne geçmek istiyor?" dedi. "Allah korusun, onun önüne geçemeyiz." dediler. Bunun üzerine Ömer, Ebû Bekir'in elini tutarak ona biat etti.Sa'd hariç orada bulunanlar da Ebû Bekir'e biat ettiler.Sa'd hiçbir zaman biat etmedi Ertesi gün sabah Ebû Bekir namazi kildirmadan evvel minbere oturdu.Ömer ayaga kalkarak Ebû Bekir!e biat etmleri gerektigini söyleyerek onu söyle tanimladi:"Sizin en iyiniz, Allah Resûlünün arkadasi; ' Ikisi magarada oturduklarinda, ikinin ikincisi'(Tevbe:40) " Tüm cemaât bir agizdan ona baglilik yemini ettiler. Ebû Bekir Allah'a hamd ederek söze basladi: "Sizin en iyiniz olmadigim halde, üzerinize hakim oldum.Dogru yaparsam bana yarddim edin, yanli yaparsam beni dogrultun.Ben Allah ve Resûlüne itaat ettigim sürece bana itaat edin. Fakat ben onlara itaât etmezsem siz de bana itaât etmeyin.Namaza kalkin Allah size merhamet eylesin." Namazdan sonra, Peygamberi (sav) gömmeya hazirlamak gerektigine karar verdiler. Bunun nasil olacagi konusunda anlasmazliga düstüler.Allah Hz. Ali'ye uyuklama verdi, ve rüyasinda Resûlallah, ona kendisini elbiseleriyle yikamalarini söyledi. O'nu yikadilar. O gün vücudu nefes alip vermemesine ragmen,sicaklik ve yumusakligini kaybetmis olmasina ragmen, hâlâ uykuda imis gibiydi. Gömülecegi yer konusunda anlasmazliga düstüler.Bazilari onun çocuklarinin yanina gömülmesi fikrinde idi.Fakat Ebû Bekir onun :"Öldügü yer gömülmeyen hiçbir peygamber yoktur." dedigini hatirladi. Bunun üzerine mezar,Hz.Aise'nin odasinin zeminine kazildi.Sonra tüm Medine'liler O'nu ziyaret ederek cenaze namazini kildilar. "Hiç süphesiz, Allah ve melekleri Peygamber'e salat etmektedirler.Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin."(Ahzab:56)