|
Adetullah
Allah'ın kanunu, sünneti. Âdet, Kur'an-ı Kerim'de "Sünnet" lâfzı ile teblîğ buyurulmuş ve müfessirler tarafından düstûr, kanun diye izah edilmiştir. Kur'an-ı Kerim'in Ahzâb, Fâtır, Fetih gibi birçok surelerinde âdet, hep sünnet lâfzıyla tabir buyurulup, bütün bunlarda Allah'ın âdetlerinden, kanunlarından sözedilmiş ve Âdetullah'ın değişmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir. Âdetullah ile ilgili ayetlerin çoğunda, bilhassa geçmiş ümmetlerin müşriklerine, dünyevî ve uhrevî ceza tayininde carî bulunan ilâhî kanun tebliğ edilmiştir. (1)
Âdet; selim tabiatlarda makbul olup, devamlı yapılan işlerde insanların içinde istikrar bulmuş hususlardan ibârettir. Âdet üç çeşittir: Genel örf âdetleri (ayak basma gibi.) Özel örf; (her grubun terimleri. Nahiv'de ref' kelimesi gibi.) (Şer'î örf, salât, zekât ve hac gibi. Bunlarda lügat manasının yerine şer'i manalar kullanılır) (2)
ilâhî âdetler, kevnî ve ilâhî sünnetlerdir. Tabiat kanunları Âdetullahtır Kevnî sünnetler, Allah'ın genel hikmeti gereği değişmez. (3) Şu kadar ki bazı kere özel tercih hikmeti gereği Cenâb-ı Allah sebebi veya tesiri yok eder. Sebepsiz veya alışılmamış sebeplerle müsebbibâtı yaratır; böylece âdât-ı ilahiyye haricinde harikulâde olaylar yaratır.
Kevnî sünnetlerin veya tabiat kanunlarının koyucusu olan mutlak yaratıcı, harikulâdeye has olan birtakım kanunlar koymaktadır. işte o kanunlara göre, bazen insanlar aracılığıyla birtakım harikulâde olaylar meydana gelebilir.
Cenâb-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de Âdetullah'ı ve hikmetlerini zikrederek Müslümanlara, daha önce bilmedikleri her şeyin varlığını bildirdi ve kendisinin yaratıklar üzerinde kanunları olduğunu haber verdi. Bu gerçekten hareketle, bu sünnetleri bir ibret ve nasihat olmak üzere en güzel bir şekilde "Allah'ın Sünnetleri ilmi" diye bir ilim dalında toplayıp incelemek mümkündür. Bilindiği üzere Allahü Teâlâ, bazı ayetlerde kanunlarını açıkça göstermiştir. Bazan sebebi bir ayette, onun sonucunu da diğer bir ayette zikretmiştir. O, geçmiş milletlerin haberlerini zikrederken genellikle âdetini zımnen göstermiştir. Adetullah'ı izah eden ayetlerden bazısı şunlardır:
"Biz bir Resul göndermedikçe, hiçbir kimseye azap edecek değiliz." (4)
"Allah, bir topluma verdiği nimeti, onlar kendilerinin (iyi) hâlini (fenalığa) çevirmedikçe bozmaz." (5)
Bunlardan başka, Allah'ın, peygamberlerini fertlere değil toplumlara gönderdiğini (Hûd, l l/25), cihada icabet etmeyen bir kavmin yerine başka bir kavmi getireceğini (6), servetin sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmaması için zekât ve sadakaların yanı sıra, ganimetlerden fakirlere daha fazla pay verilmesini (7) belirten ayetler Âdetullah'ı ifade eden hükümlerdir.
iman ne demektir?
Îmân demek, tasdik etmek demektir. Tasdîk ise, bir kimseyi söylediğisözde doğrulamak ve doğru söylediğine inanmakdır. Îmân sözü, emîn, ya’nî emniyyet, güvenilir olmak kelimesinden gelmekdedir ki, tersi güvensizlik ve korkudur. Ya’nî, emîn kılmak demekdir.
Biraz dahâ açıklıyalım: Haber veren birisi, bir şeyden haber verdiğinde, dinleyen, o şeyin hakîkatini ve doğrusunu bilmezse, söylenen şeyin doğru olup olmadığında tereddüt eder. Söyleyen, böyle yap, şöyle yapma dediğinde, dinleyen o işin doğrusunu bilmezse, elbette tereddüdde kalıp, bu kişinin yap veyâ yapma demesi, doğru mudur diye düşünür. Nihâyetkalbinde, gerçek doğru ve açık olarak karar kılar ve duyduğunun doğru olup, onda bir eğrilik ve yanlıfl bulmaz da, yap veyâ yapma sözüne inanırsa, işe o zemân bu i’tikâd ve inanıflla özünü emîn kılıp, yalan haber olmakdan kurtulur ve bozuk bir söz olmakdan rahatlar.
Kul, kendi aklı ile, âlemin bir yaratıcısı vardır; O yaratıcı hayy [diri], âlim [bilici], kâdir [gücü yetici], kadîm [başlangıcı olmıyan], bâki [hep vardır] diye bilir, Peygamberler “aleyhimüsselâm” vâsıtası ile kendisine ulaşmış olan doğru tevhîdin şartlarına inanır, kabûl eder ve bunlarda bir şüphesi kalmadığını bilirse, nefsi [içi, kalbi] rahatlar ve bildiğinde yanlışlık korkusu kalmaz. Bildiğinin ve işitdiğinin yalan veyâ yanlış olması ihtimâli kalkar. Ayrıca, kendini tevhîde da’vet eden ve hak dîne götürene yalancı diyemez ve muhâlefet edemez. Bir de, i’tikâd sağlam ve doğru olur ve bu i’tikâd üzere ölürse, azâb korkusu bulunmaz. işte bu bir kaç şekilde olan doğru itikâd ve inanmağa îmân denir.
imanın aslı nedir?
Îmânın yetmiş küsûr dalı vardır. Hepsinin aslı (Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü) demekdir.
Tasdik nasıl muteber olur?
Tasdîk, her ne kadar kalb ile olur ve îmânda esâsı teşkîl ederse de, dinde mu’teber olması, dil ile ikrâr ve i’tirâfdan sonradır. Kalb ile tasdîk ve dil ile ikrâr ve i’tirâf edince, o kimse mü’min olur. Evet, îmândaki mertebesi, Allahın ve Resûlünün buyurduğu gibi olursa, dahâ iyi ve mükemmel olur.
Alem nedir?
Allahü teâlâdan başka olan her şeye ÂLEM denir. En önce kula lâzım olan, bütün bu âlemin bir yaratıcısı olduğunu bilmek ve bunun Allahü teâlâ olduğuna inanmakdır.
Alemin mahlûktur, yoktan yaratılmıştır. Yaratılmış olanın muhakkak bir yaratıcıya muhtâçtır. Yaratıcı olanın, yaratılmış olması caiz değildir.
Allah Gözle Görülecek mi?
FPRIVATE "TYPE=PICT;ALT="
Allahü teâlâyı mü'minler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmıyanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur.
Allah'ı göz ile görmek, aklen caiz naklen de sabittir. Mekan, cihet, karşılaşma, bitişme, mesafe tayini, ışık, benzetme, keyfiyyet, ve ihata olmaksızın Allah görülür. Allah Teala'nın kulları tarafından görülmesi ve tecelli etmesi bize göre birdir. Dünyada, tur-i sina'da Hz.musa'ya gözüktüğü gibi Ahirette'de muminlere görünecektir. Çünkü Cenab-ı Hak mevcuttur. Mevcudun görülmeside muhal değildir. (1)
inanan kimse, Cennettekilerin, zatının künh ü mahiyetini kavramaksızın ve herhangi bir şeye bemzetmeksizin Allah Teâla'yı görecektir. Müminler Rablarını, Cennette ayan-beyan görecekler. ay, ondördüncü gecesinde zorluk çekilmeden müşahede olunduğu gibi, inananlarda Rablerine zahmetsizce bakacaklar. Allah' baş gözüyle değil, kalp gözüyle görülür diyenler sapık ve bidatçıdır. (7)
Bu mevzudaki ayet-i celile şöyledir:
"Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir)." (Kıyamet Suresi:22-23)
Elmalı Tefsirinde bu ayet-i celiler şu şekilde açıklanmıştır.
"Nice yüzler o gün parlaktır. Başarılı olma neşesiyle sevinç içinde ışıl ışıl parıldar. Zira Rabbine bakıcıdır. Onun cemâline bakmaktadır. Ehl-i Sünnet bu bakışı "görme" mânâsında anlayarak ahirette müminlerin Allah'ın cemalini göreceğini isbat etmişlerdir. "Beni asla göremezsin."(A'râf:143) âyetine sarılan Mutezile de bu bakışı "bekleme" mânâsına yorumlamışlardır. Oysa gayesine ulaşmayan beklemenin neticesi neşe değil, hayal kırıklığı ile üzüntü olacağından burada sadece bekleme mânâsının doğru olamayacağını anlatır."
".... Beni asla göremezsin" (Araf 143) mealindeki ayet-i kerime, Allah'ın ahirette değil, dünyada görülmeyeceğini anlatmktadır. Dünyada Allah'ı görmeye engel hususlar ahirette kalkacaktır. Ahiretin bu alemle kıyaslanması doğru değildir.
Resulullah buyuruyor:
Şu ayı ondördüncü gecesinde itişi kalkışmaksızın nasıl görüyorsanız, Rabbinizi de üst üste yığılmaya lüzum kalmadan rahatça görebileceksiniz. (8)
Cennette Allah nezdinde en şerefliniz, sabah akşam O'nun yüzüne bakanınızdır. (9)
Allah'ın Zati Sıfatları
1) Vücüd : (Var olmak) Bu alemde görülen her şey, daha önce yok iken vücüuda getirilmiş ve her biri bir gaye için yaratılmıştır. Bu kainat, maddesiyle şekliyle sonradan var olmuştur. O halde, her yoktan varolan gibi, alemimizde bir yaratıcıya muhtaçtır. O yaratıcı ise, bu alem cinsinden olmayan, onun dışında, varlığı zâtının icabı (Vacibü-l-vücud) olan, mutlak kemal sahibi Allahu Teala'dır.
2) Kıdem (Varlığının başlangıcı olmamak)
3) Beka (Varlığının sonu olmamak),
4) Vahdaniyet (Bir olmak),
5) Muhalefetün-lil Havadis (Sonradan yaratılmışlara hiç benzememek),
6) Kıyam binefsihi (Varlığında hiçbir şeye muhtaç olmamak)
Allah'ın Sübüti Sıfatları
1) Hayat (Diri olmak),
2) ilim (Bilmek-Allah her şeyi bilir),
3) Semi (işitmek-Allah her şeyi işitir),
4) Basar (Görmek, Allah her şeyi görür),
5) irade (Dilemek-Kainatta her şey Allah'ın dilemesiyle olur),
6) Kudret (Her şeye gücü yetmek),
7) Kelam (Konuşmak. Cenab-ı Hak konuşur, fakat onun konuşması ses, dil ve harf yardımıyla değildir. Nasıl konuştuğunu ancak kendisi bilir. 104 kitabı bu sıfatla indirmişitr. Peygamberlerle de bu sıfatla konuşmuştur),
8) Tekvin (Yaratmak-Allah her şeyi yoktan var eder. Ondan başkası bir zerreyi dahi yaratamaz.)
"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYiN
islam dininde en büyük günah Allah'a baba demektir. Baba deyince birde ananın olması gerekir. Baba, karısı olup çocuğu doğurtan kimseye ve hayvana denir. Bu anlamda Allah'a baba demek en büyük günah ve küfürdür. Ülkemizde insanın babası olmayanlara da baba demesi alışkanlığı bulunmaktadır. Onlarda babadır, ama başkalarının babasıdır. Onların da karıları ve çocukları vardır. insanlar bir saygı ifadesi olarak onlara mecazi anlamda baba demektedir.
Hristiyanlar, Hz.isa'ya Allah'ın oğlu der. Hz.isa oğul olunca, Allah'a da baba demeye başladılar. Oğul, bulununca bir baba ve baba olunca bir oğul olması birbirini gerektirir. Meryem'e isa'nın anası derler. Öyleyse isa'nın anası Allah'ın karısı mıdır? Buna cevap vermeleri gerekir?
Bizim basın ve yayın organlarında, bazı insanların zaman zaman kullandığı "Allah baba" ifadesi tamamen Hristiyan kültüründen geçmedir.
Kur'an-ı Kerim, Allah'a baba demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatır.
"Pek merhametli olan Allah'ın oğlu olduğu kötü sözü söylemelerinden dolayı az kaldı gökler paramparça olacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar çökecekti. Oysa Allah'ın oğlu olmaz, göklerde ve yer yüzünde her şey onun mülkü ve herkes Onun kuludur."(Meryem Suresi 88 - 93)
"Allah, çocuk edinmemiş ve hükümranlığında ortağı yoktur." (isra Suresi :77)
"Şüphesiz Allah tektir çocuğu olmaktan münezzeh ve yücedir" (Nisa Suresi : 171)
"Gökleri ve yeri yaratan Allah'tır. Karısı olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi O yaratmıştır"(Enam Suresi :101)
"Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, karı da, çocuk da edinmemiştir." (Cin Suresi . 3)
"Allah bir tektir, doğurmadı ve doğmadı. Hiç bir şey O'na denk değildir." (ihlas Suresi: 1-4)
"Allah Göklerdedir" Demek Caiz mi?
Cenab-ı Allah mekan ve yönden münezzehtir. Mekan ve yön olmadan O vardı. Allah'a yön ve mekan tayin eden kimsenin kâfir olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Onun için bu ifadenin kullanılmamasını önemle tavsiye ederiz.
Allahın ipi ne demektir?
Allahın ipi, Kur'ân-ı Kerîm ise de, islâm âlimleri Allahın ipinden maksat, fukahanın yolu olduğunu bildirmişlerdir. Allahın ipine sarılmak dernek, hak mezheblerden birisine tâbi olmak demektir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın... " (Al-i imran :103)
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse delâlete düşer."
Allah razı olsun ne demektir?
Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin demektir.
Allah Gözle Görülecek mi?
FPRIVATE "TYPE=PICT;ALT="
Allahü teâlâyı mü'minler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmıyanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur.
Allah'ı göz ile görmek, aklen caiz naklen de sabittir. Mekan, cihet, karşılaşma, bitişme, mesafe tayini, ışık, benzetme, keyfiyyet, ve ihata olmaksızın Allah görülür. Allah Teala'nın kulları tarafından görülmesi ve tecelli etmesi bize göre birdir. Dünyada, tur-i sina'da Hz.musa'ya gözüktüğü gibi Ahirette'de muminlere görünecektir. Çünkü Cenab-ı Hak mevcuttur. Mevcudun görülmeside muhal değildir. (1)
inanan kimse, Cennettekilerin, zatının künh ü mahiyetini kavramaksızın ve herhangi bir şeye bemzetmeksizin Allah Teâla'yı görecektir. Müminler Rablarını, Cennette ayan-beyan görecekler. ay, ondördüncü gecesinde zorluk çekilmeden müşahede olunduğu gibi, inananlarda Rablerine zahmetsizce bakacaklar. Allah' baş gözüyle değil, kalp gözüyle görülür diyenler sapık ve bidatçıdır. (7)
Bu mevzudaki ayet-i celile şöyledir:
"Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir)." (Kıyamet Suresi:22-23)
Elmalı Tefsirinde bu ayet-i celiler şu şekilde açıklanmıştır.
"Nice yüzler o gün parlaktır. Başarılı olma neşesiyle sevinç içinde ışıl ışıl parıldar. Zira Rabbine bakıcıdır. Onun cemâline bakmaktadır. Ehl-i Sünnet bu bakışı "görme" mânâsında anlayarak ahirette müminlerin Allah'ın cemalini göreceğini isbat etmişlerdir. "Beni asla göremezsin."(A'râf:143) âyetine sarılan Mutezile de bu bakışı "bekleme" mânâsına yorumlamışlardır. Oysa gayesine ulaşmayan beklemenin neticesi neşe değil, hayal kırıklığı ile üzüntü olacağından burada sadece bekleme mânâsının doğru olamayacağını anlatır."
".... Beni asla göremezsin" (Araf 143) mealindeki ayet-i kerime, Allah'ın ahirette değil, dünyada görülmeyeceğini anlatmktadır. Dünyada Allah'ı görmeye engel hususlar ahirette kalkacaktır. Ahiretin bu alemle kıyaslanması doğru değildir.
Resulullah buyuruyor:
Şu ayı ondördüncü gecesinde itişi kalkışmaksızın nasıl görüyorsanız, Rabbinizi de üst üste yığılmaya lüzum kalmadan rahatça görebileceksiniz. (8)
Cennette Allah nezdinde en şerefliniz, sabah akşam O'nun yüzüne bakanınızdır. (9)
Allah'ın Zati Sıfatları
1) Vücüd : (Var olmak) Bu alemde görülen her şey, daha önce yok iken vücüuda getirilmiş ve her biri bir gaye için yaratılmıştır. Bu kainat, maddesiyle şekliyle sonradan var olmuştur. O halde, her yoktan varolan gibi, alemimizde bir yaratıcıya muhtaçtır. O yaratıcı ise, bu alem cinsinden olmayan, onun dışında, varlığı zâtının icabı (Vacibü-l-vücud) olan, mutlak kemal sahibi Allahu Teala'dır.
2) Kıdem (Varlığının başlangıcı olmamak)
3) Beka (Varlığının sonu olmamak),
4) Vahdaniyet (Bir olmak),
5) Muhalefetün-lil Havadis (Sonradan yaratılmışlara hiç benzememek),
6) Kıyam binefsihi (Varlığında hiçbir şeye muhtaç olmamak)
Allah'ın Sübüti Sıfatları
1) Hayat (Diri olmak),
2) ilim (Bilmek-Allah her şeyi bilir),
3) Semi (işitmek-Allah her şeyi işitir),
4) Basar (Görmek, Allah her şeyi görür),
5) irade (Dilemek-Kainatta her şey Allah'ın dilemesiyle olur),
6) Kudret (Her şeye gücü yetmek),
7) Kelam (Konuşmak. Cenab-ı Hak konuşur, fakat onun konuşması ses, dil ve harf yardımıyla değildir. Nasıl konuştuğunu ancak kendisi bilir. 104 kitabı bu sıfatla indirmişitr. Peygamberlerle de bu sıfatla konuşmuştur),
8) Tekvin (Yaratmak-Allah her şeyi yoktan var eder. Ondan başkası bir zerreyi dahi yaratamaz.)
"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYiN
islam dininde en büyük günah Allah'a baba demektir. Baba deyince birde ananın olması gerekir. Baba, karısı olup çocuğu doğurtan kimseye ve hayvana denir. Bu anlamda Allah'a baba demek en büyük günah ve küfürdür. Ülkemizde insanın babası olmayanlara da baba demesi alışkanlığı bulunmaktadır. Onlarda babadır, ama başkalarının babasıdır. Onların da karıları ve çocukları vardır. insanlar bir saygı ifadesi olarak onlara mecazi anlamda baba demektedir.
Hristiyanlar, Hz.isa'ya Allah'ın oğlu der. Hz.isa oğul olunca, Allah'a da baba demeye başladılar. Oğul, bulununca bir baba ve baba olunca bir oğul olması birbirini gerektirir. Meryem'e isa'nın anası derler. Öyleyse isa'nın anası Allah'ın karısı mıdır? Buna cevap vermeleri gerekir?
Bizim basın ve yayın organlarında, bazı insanların zaman zaman kullandığı "Allah baba" ifadesi tamamen Hristiyan kültüründen geçmedir.
Kur'an-ı Kerim, Allah'a baba demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatır.
"Pek merhametli olan Allah'ın oğlu olduğu kötü sözü söylemelerinden dolayı az kaldı gökler paramparça olacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar çökecekti. Oysa Allah'ın oğlu olmaz, göklerde ve yer yüzünde her şey onun mülkü ve herkes Onun kuludur."(Meryem Suresi 88 - 93)
"Allah, çocuk edinmemiş ve hükümranlığında ortağı yoktur." (isra Suresi :77)
"Şüphesiz Allah tektir çocuğu olmaktan münezzeh ve yücedir" (Nisa Suresi : 171)
"Gökleri ve yeri yaratan Allah'tır. Karısı olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi O yaratmıştır"(Enam Suresi :101)
"Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, karı da, çocuk da edinmemiştir." (Cin Suresi . 3)
"Allah bir tektir, doğurmadı ve doğmadı. Hiç bir şey O'na denk değildir." (ihlas Suresi: 1-4)
"Allah Göklerdedir" Demek Caiz mi?
Cenab-ı Allah mekan ve yönden münezzehtir. Mekan ve yön olmadan O vardı. Allah'a yön ve mekan tayin eden kimsenin kâfir olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Onun için bu ifadenin kullanılmamasını önemle tavsiye ederiz.
Allahın ipi ne demektir?
Allahın ipi, Kur'ân-ı Kerîm ise de, islâm âlimleri Allahın ipinden maksat, fukahanın yolu olduğunu bildirmişlerdir. Allahın ipine sarılmak dernek, hak mezheblerden birisine tâbi olmak demektir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın... " (Al-i imran :103)
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse delâlete düşer."
Allah razı olsun ne demektir?
Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin demektir.
Kaynaklar:
1) Ehl-i Sünnet itikadı, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, Bedir Yayınevi, 1996, S.67
2) Bir Bilene Soralım -1,3 Türkiye Gazetesi
3) Mürşid 4, ilmihal, Fetvalar, Turan Yazılım
4) Büyük Kadın ilmihali, Rauf PEHLiVAN
5) Elmalı Tefsiri
6) Kütüb-i Sitte
7) Sevâd-ı Azam, Hakim Semerkandi, Bedir Yayınevi,
8) Buhari
9) Tirmizi ibn Ömer r.a. rivayet etmiştir.
Allah Gözle Görülecek mi?
FPRIVATE "TYPE=PICT;ALT="
Allahü teâlâyı mü'minler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmıyanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur.
Allah'ı göz ile görmek, aklen caiz naklen de sabittir. Mekan, cihet, karşılaşma, bitişme, mesafe tayini, ışık, benzetme, keyfiyyet, ve ihata olmaksızın Allah görülür. Allah Teala'nın kulları tarafından görülmesi ve tecelli etmesi bize göre birdir. Dünyada, tur-i sina'da Hz.musa'ya gözüktüğü gibi Ahirette'de muminlere görünecektir. Çünkü Cenab-ı Hak mevcuttur. Mevcudun görülmeside muhal değildir. (1)
inanan kimse, Cennettekilerin, zatının künh ü mahiyetini kavramaksızın ve herhangi bir şeye bemzetmeksizin Allah Teâla'yı görecektir. Müminler Rablarını, Cennette ayan-beyan görecekler. ay, ondördüncü gecesinde zorluk çekilmeden müşahede olunduğu gibi, inananlarda Rablerine zahmetsizce bakacaklar. Allah' baş gözüyle değil, kalp gözüyle görülür diyenler sapık ve bidatçıdır. (7)
Bu mevzudaki ayet-i celile şöyledir:
"Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir)." (Kıyamet Suresi:22-23)
Elmalı Tefsirinde bu ayet-i celiler şu şekilde açıklanmıştır.
"Nice yüzler o gün parlaktır. Başarılı olma neşesiyle sevinç içinde ışıl ışıl parıldar. Zira Rabbine bakıcıdır. Onun cemâline bakmaktadır. Ehl-i Sünnet bu bakışı "görme" mânâsında anlayarak ahirette müminlerin Allah'ın cemalini göreceğini isbat etmişlerdir. "Beni asla göremezsin."(A'râf:143) âyetine sarılan Mutezile de bu bakışı "bekleme" mânâsına yorumlamışlardır. Oysa gayesine ulaşmayan beklemenin neticesi neşe değil, hayal kırıklığı ile üzüntü olacağından burada sadece bekleme mânâsının doğru olamayacağını anlatır."
".... Beni asla göremezsin" (Araf 143) mealindeki ayet-i kerime, Allah'ın ahirette değil, dünyada görülmeyeceğini anlatmktadır. Dünyada Allah'ı görmeye engel hususlar ahirette kalkacaktır. Ahiretin bu alemle kıyaslanması doğru değildir.
Resulullah buyuruyor:
Şu ayı ondördüncü gecesinde itişi kalkışmaksızın nasıl görüyorsanız, Rabbinizi de üst üste yığılmaya lüzum kalmadan rahatça görebileceksiniz. (8)
Cennette Allah nezdinde en şerefliniz, sabah akşam O'nun yüzüne bakanınızdır. (9)
Allah'ın Zati Sıfatları
1) Vücüd : (Var olmak) Bu alemde görülen her şey, daha önce yok iken vücüuda getirilmiş ve her biri bir gaye için yaratılmıştır. Bu kainat, maddesiyle şekliyle sonradan var olmuştur. O halde, her yoktan varolan gibi, alemimizde bir yaratıcıya muhtaçtır. O yaratıcı ise, bu alem cinsinden olmayan, onun dışında, varlığı zâtının icabı (Vacibü-l-vücud) olan, mutlak kemal sahibi Allahu Teala'dır.
2) Kıdem (Varlığının başlangıcı olmamak)
3) Beka (Varlığının sonu olmamak),
4) Vahdaniyet (Bir olmak),
5) Muhalefetün-lil Havadis (Sonradan yaratılmışlara hiç benzememek),
6) Kıyam binefsihi (Varlığında hiçbir şeye muhtaç olmamak)
Allah'ın Sübüti Sıfatları
1) Hayat (Diri olmak),
2) ilim (Bilmek-Allah her şeyi bilir),
3) Semi (işitmek-Allah her şeyi işitir),
4) Basar (Görmek, Allah her şeyi görür),
5) irade (Dilemek-Kainatta her şey Allah'ın dilemesiyle olur),
6) Kudret (Her şeye gücü yetmek),
7) Kelam (Konuşmak. Cenab-ı Hak konuşur, fakat onun konuşması ses, dil ve harf yardımıyla değildir. Nasıl konuştuğunu ancak kendisi bilir. 104 kitabı bu sıfatla indirmişitr. Peygamberlerle de bu sıfatla konuşmuştur),
8) Tekvin (Yaratmak-Allah her şeyi yoktan var eder. Ondan başkası bir zerreyi dahi yaratamaz.)
"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYiN
islam dininde en büyük günah Allah'a baba demektir. Baba deyince birde ananın olması gerekir. Baba, karısı olup çocuğu doğurtan kimseye ve hayvana denir. Bu anlamda Allah'a baba demek en büyük günah ve küfürdür. Ülkemizde insanın babası olmayanlara da baba demesi alışkanlığı bulunmaktadır. Onlarda babadır, ama başkalarının babasıdır. Onların da karıları ve çocukları vardır. insanlar bir saygı ifadesi olarak onlara mecazi anlamda baba demektedir.
Hristiyanlar, Hz.isa'ya Allah'ın oğlu der. Hz.isa oğul olunca, Allah'a da baba demeye başladılar. Oğul, bulununca bir baba ve baba olunca bir oğul olması birbirini gerektirir. Meryem'e isa'nın anası derler. Öyleyse isa'nın anası Allah'ın karısı mıdır? Buna cevap vermeleri gerekir?
Bizim basın ve yayın organlarında, bazı insanların zaman zaman kullandığı "Allah baba" ifadesi tamamen Hristiyan kültüründen geçmedir.
Kur'an-ı Kerim, Allah'a baba demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatır.
"Pek merhametli olan Allah'ın oğlu olduğu kötü sözü söylemelerinden dolayı az kaldı gökler paramparça olacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar çökecekti. Oysa Allah'ın oğlu olmaz, göklerde ve yer yüzünde her şey onun mülkü ve herkes Onun kuludur."(Meryem Suresi 88 - 93)
"Allah, çocuk edinmemiş ve hükümranlığında ortağı yoktur." (isra Suresi :77)
"Şüphesiz Allah tektir çocuğu olmaktan münezzeh ve yücedir" (Nisa Suresi : 171)
"Gökleri ve yeri yaratan Allah'tır. Karısı olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi O yaratmıştır"(Enam Suresi :101)
"Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, karı da, çocuk da edinmemiştir." (Cin Suresi . 3)
"Allah bir tektir, doğurmadı ve doğmadı. Hiç bir şey O'na denk değildir." (ihlas Suresi: 1-4)
"Allah Göklerdedir" Demek Caiz mi?
Cenab-ı Allah mekan ve yönden münezzehtir. Mekan ve yön olmadan O vardı. Allah'a yön ve mekan tayin eden kimsenin kâfir olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Onun için bu ifadenin kullanılmamasını önemle tavsiye ederiz.
Allahın ipi ne demektir?
Allahın ipi, Kur'ân-ı Kerîm ise de, islâm âlimleri Allahın ipinden maksat, fukahanın yolu olduğunu bildirmişlerdir. Allahın ipine sarılmak dernek, hak mezheblerden birisine tâbi olmak demektir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın... " (Al-i imran :103)
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse delâlete düşer."
Allah razı olsun ne demektir?
Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin demektir.
Allah Her Yerde Demek Doğru mu?
Allah her yerdedir demek, Allaha mekan ittihaz etmek demektir ki asla câiz değildir. Allah mekandan münezzehtir, her yerde hazır ve nazırdır demelidir. Allah dünyayı nur gibi, ışık gibi kaplamıştır demekte yine mekan tayin etmek demektir ki asla caiz değildir.
Allahü teâlâ, kâinatla ne bitişiktir, ne içindedir, ne dışındadır. Ya nasıldır?
insan bir .hayâl kursa, hayâlinde çeşitli işler yapsa, insan kurduğu hayalin içindedir, dışındadır, bitişiktir, ayrıdır gibi bir şey söylenemez. Hayâl gerçekte yok ki böyle söylenebilsin.
Yine insan rüyâ görür. Rüya gören insan, rüyâ ne sağındadır, ne solundadır. Ne de bitişiktir. Rüyâ Allahü teâlânın kudreti ile devam etse, insan rüyâyı gerçek zannedebilir. Yer, içer, hatta rüyâsında rüya bile görür.
Bir ipin ucuna küçük bir demir parçası bağlayıp, öteki ucundan tutarak çeviririrsek, dönen demir karşıdan daire şeklinde görünür. Görünen demire nokta-i cevvale, görünen daireye de, daire-i mevhume denir. Dairenin bu nokta ile hiç ilgisi yoktur. Noktanın hiç bir cihetinde değildir. Daire hâsıl olunca bu nokta sınırlanmamıştır. Nokta, dairenin sağında, solunda, önünde, arkasında denilemez. Daire için böyle şeyler ancak onun gibi vehim mertebesinde bulunan varlıklar için söylenebilir. Görünen bu daire mecazdır. Fakat hakikat kaybolmuş, mecaz görünmüş, tanınmıştır.
Bir misâl daha verelim. Hindistanda meşhur bir hikâye vardır. Hokkabazlar padışâhın karşısında, oyun yaparken, göz boyamakla, aynada bahçe ve ağaçlar gosterirler. Hakikatte bulunmayan bu ağaçları, büyüyerek meyve verdiklerini gösterirler. Meyveleri koparıp sultana ve seyircilere verirler. Eğer oyun yaparken hokkabazlar öldürülürse, görünen oyunlar, Allahü teâlânın kudreti kudreti ile, o halde kalır, yok olmazlarmış. Sultan da bu hokkabazları, oyun esnasında öldürtüyor. Bu ağaçların uzun müddet kaldığı, meyvelerini herkesin yediği söylenmektedir. Bu hikaye, doğru veya yanlış olması bir yana, misâlimizi aydınlatması bakımından caziptir.
Işte dünya, yıldızlar, gezegenler, Cennet ve Cehennem ve her varlık, hayâl, vehim mertebesinde yaratılmıştır. Allahü teâlânın kudreti ile devam etmektedir; Allah ile kainatın yakınlığı, uzaklığı, insanın hayâl ve rüyâya olan alakasına benzemektedir. insan hayalin şurasında, rüyanm burasındadır, denemez. işte Allahü teâlâya da böyle mekan tâyin edilemez.
Allah Teala’ya Mekân isnadı
Ebubekir Sifil
Milli Gazete
07-08/01/2006
Soru: “Yukarıda Allah var” tarzı sözler halk arasında çok yaygın. Bu gibi sözler insanları küfre götürür mü? <>
Cevap: Allah Teala’ya mekân isnadı anlamına gelen bu türlü sözlerin itikadî bakımdan çok tehlikeli olduğunu bilmemiz gerekir. Evet belki mekân isnadı niyet ve iradesiyle söylenmiyor, belki sadece ağız alışkanlığı ve bu yönüyle mazur görülebilir bir “masumiyet” telakkisiyle karşılanabileceğini düşünenler çıkabilir. Ancak Allah Teala hakkında “tenzih akidesi”yle bağdaşmayan her türlü düşünce, tasavvur ve sözü dilimizden de kalbimizden de uzak tutmak zorundayız. Bu türlü sözlerin dilimizde yer etmesi demek, bir süre sonra tasavvurumuzu da etkilemesi demektir. Yani bu türlü sözleri söyleye söyleye bir süre sonra Allah Teala’nın “yukarıda” olduğu gibi bir telakkiye kapılmak mümkün olabilir. Allah Teala’ya bir yön ve mekân isnadı ise O’nun cisimlere mahsus özelliklerle tavsifi demektir. Oysa Allah Teala bundan yüce ve münezzehtir.
Bu soruyu vesile edinerek imam Ebû Hanîfe’nin hayli istismar edilen bir ifadesi üzerinde durmak istiyorum. imam, el-Fıkhu’l-Ebsat’ta şöyle diyor: “Rabbimin gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum diyen kimse kâfir olur. Aynı şekilde, “Allah Teala Arş’ın üzerindedir; Arş’ın gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum” diyenin durumu da böyledir.”
Bu sözlere sarılarak imam Ebû Hanîfe’nin, Allah Teala’nın –haşa– gökte olduğunu söylediğini ileri sürmek doğru değildir. Zira burada imam, Allah Teala’nın gökte veya yerde olduğunu söylemekle O’na bir mekân isnad edilmiş olacağını vurgulamaktadır. Buradaki tekfirin anlamı budur.
Nitekim imam Ebû C’afer et-Tahâvî’nin naklettiği “Akîde”de şöyle denmektedir: “Allah, varlığı için birtakım sınır ve son noktalar bulunmasından, erkân, aza ve edevattan yüce ve beridir. Mahlukatı ihata eden altı yön O’nu ihata edemez.”
Mezhebin üç büyük imamının itikadî çizgisini yansıtan el-Akîdetu’t-Tahâviyye’nin matbu şerhleri arasında ibn Ebi’l-izz’e ait olanı, bu ifadeyi şöyle açar: Allah Teala mahlukatından ayrı (1) bir varlığa sahiptir ve bu anlamda Allah Teala için bir sınır tayin etmemek O’nun varlığını nefyetmek olur.”(2) Hayli yaygın olmasına rağmen bu şerhin “aykırı” tarzı burada da kendisini göstermektedir.
Buna mukabil mesela Abdülganî el-Guneymî el-Meydânî’nin izahı şöyledir: “Allah Teala’yı altı yön ihata edemez. Zira Allah Teala o altı yönü yaratmadan önce de var idi ve O, önceden nasıl idiyse şimdi de öyledir. Diğer varlıklar ise böyle değildir…” (3)
Hasan Kâfî el-Akhisârî de şu izahı yapar: “Çünkü altı yön muhdestir ve altı yön tarafından ihata edilmiş olmak, muhdes alemin özelliklerindendir. Allah Teala ise kadimdir. O var iken ne mekân, ne zaman, ne üst, ne alt, ne de başka birşey vardı! Altı yönün sair mahlukatı ihata etmesi gibi herhangi bir şey O’nu içine alamaz, ihata edemez. Bilakis ilmi, kudreti, kahrı ve saltanatı ile O her şeyi ihata eder; gökte ve yerde O’nun ilminden zerre miktarı bir şey bile gizli kalmaz..”(4)
Boşlukta bir yer tutmak, belli bir yönde bulunmak, belli bir özgül ağırlığı, sınırları, uzuvları bulunmak … gibi mahlukata/cisimlere mahsus özelliklerin Allah Teala’ya izafesinden sakınılması gerektiği konusunda sadece imam Ebû Hanîfe değil, diğer büyük imamlar da hassas davranmışlardır. Bir önceki yazıda naklettiğim gibi, “Allah Teala mahlukatından ayrı bir varlığa sahiptir ve bu anlamda Allah Teala için bir sınır tayin etmemek O’nun varlığını nefyetmek olur” diyen ibn Ebi’l-izz ve aynı çizgideki “Selefîler”in aksine, dört mezhep imamından nakledeceğim ifadeler, bu meselede teşbih ve tecsimden şiddetle kaçınılması gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
imam Ebû Hanîfe’nin tavrını bir önceki yazıda kısmen yansıtmaya çalışmıştım. Allah Teala’nın Arş’a istivası meselesindeki tavrı da aynı paraleldedir: “Allah Teala, kendisi için bir ihtiyaç ve (Arş’ın üzerine) istikrar (yerleşme, mekân tutma) olmaksızın Arş’a istiva etmiştir. O, Arş’ı da diğer mahlukatı da korumaktadır. Eğer (Arş’a ve bir yerde yerleşip mekân tutmaya) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olamazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş’ı yaratmadan önce Allah Teala nerede idi? Yüce Allah bundan münezzehtir.” (5)
imam Mâlik de Allah Teala’nın varlığı için yukarıda zikredilen hususların söz konusu edilemeyeceğini belirtir ve “Sınır tayinine gitmeksizin ve teşbihe düşmeksizin” diyerek genel ilkeyi çizer.(6)
imam eş-Şâfi’î, kendisine nisbet edilen el-Fıkhu’l-Ekber isimli eserde (7) şöyle der: “Eğer “Allah Teala, “Rahman Arş’a istiva etmiştir” buyurmuştur” denirse şöyle cevap verilir:
“Bu (türlü) ayetler bunlara ve benzerlerine, ilimde derinleşmek arzusunda olmayan kimseleri cevap vermede şaşkınlığa sürükleyen müteşabihattandır. Yani bu kimseler bu türlü ayetleri olduğu gibi kabul edip, onlar araştırma yapmamalı ve bunlar üzerinde konuşmamalıdır. Çünkü kişi ilimde rüsuh (derin kavrayış) sahibi olmadığı zaman şüpheye ve vartaya düşmemekten emin olamaz. Onun, Allah Teala’nın sıfatları hakkında, zikrettiğimiz gibi inanması gerekir. Allah Teala’yı hiçbir mekân ihata edemez. O’nun üzerinden zaman geçmez. O, hudut ve son noktalara sahip olmaktan münezzehtir; mekân ve yönlerden müstağnidir. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (42/eş-Şûrâ, 11)(8)
imam Ahmed b. Hanbel’in görüşü de diğerlerinden farklı değildir. El-Hallâl, onun şöyle dediğini nakletmiştir: “Allah Teala Arş’a, kendisi için bir sınır söz konusu olmaksızın, sıfatsız (keyfiyetsiz) olarak, vasfedilmeyecek bir tarzda, dilediği gibi ve dilediği şekilde istiva etmiştir.” (9)
Elbette konu hakkında imamlardan yapılabilecek nakiller bunlardan ibaret değildir. ilgili çalışmalarda detaylı bilgi mevcuttur.(10
1) Buradaki “ayrı” kelimesi “farklı” anlamında değil, “munfasıl, mahlukata bitişik olmayan” anlamındadır.
10) Örnek olarak bkz. Ebubekir Sifil, Çağdaş Dünyada islamî Duruş, 144 vd
Allah Gözle Görülecek mi?
Allahü teâlâyı mü'minler Cennette görecektir. Fakat, nasıl olduğu bilinmeyen bir görmekle göreceklerdir. Nasıl olduğu bilinmeyeni, anlaşılmıyanı görmek de, nasıl olduğu anlaşılmayan bir görmek olur.
Allah'ı göz ile görmek, aklen caiz naklen de sabittir. Mekan, cihet, karşılaşma, bitişme, mesafe tayini, ışık, benzetme, keyfiyyet, ve ihata olmaksızın Allah görülür. Allah Teala'nın kulları tarafından görülmesi ve tecelli etmesi bize göre birdir. Dünyada, tur-i sina'da Hz.musa'ya gözüktüğü gibi Ahirette'de muminlere görünecektir. Çünkü Cenab-ı Hak mevcuttur. Mevcudun görülmeside muhal değildir. (1)
inanan kimse, Cennettekilerin, zatının künh ü mahiyetini kavramaksızın ve herhangi bir şeye bemzetmeksizin Allah Teâla'yı görecektir. Müminler Rablarını, Cennette ayan-beyan görecekler. ay, ondördüncü gecesinde zorluk çekilmeden müşahede olunduğu gibi, inananlarda Rablerine zahmetsizce bakacaklar. Allah' baş gözüyle değil, kalp gözüyle görülür diyenler sapık ve bidatçıdır. (7)
Bu mevzudaki ayet-i celile şöyledir:
"Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir)." (Kıyamet Suresi:22-23)
Elmalı Tefsirinde bu ayet-i celiler şu şekilde açıklanmıştır.
"Nice yüzler o gün parlaktır. Başarılı olma neşesiyle sevinç içinde ışıl ışıl parıldar. Zira Rabbine bakıcıdır. Onun cemâline bakmaktadır. Ehl-i Sünnet bu bakışı "görme" mânâsında anlayarak ahirette müminlerin Allah'ın cemalini göreceğini isbat etmişlerdir. "Beni asla göremezsin."(A'râf:143) âyetine sarılan Mutezile de bu bakışı "bekleme" mânâsına yorumlamışlardır. Oysa gayesine ulaşmayan beklemenin neticesi neşe değil, hayal kırıklığı ile üzüntü olacağından burada sadece bekleme mânâsının doğru olamayacağını anlatır."
".... Beni asla göremezsin" (Araf 143) mealindeki ayet-i kerime, Allah'ın ahirette değil, dünyada görülmeyeceğini anlatmktadır. Dünyada Allah'ı görmeye engel hususlar ahirette kalkacaktır. Ahiretin bu alemle kıyaslanması doğru değildir.
Resulullah buyuruyor:
Şu ayı ondördüncü gecesinde itişi kalkışmaksızın nasıl görüyorsanız, Rabbinizi de üst üste yığılmaya lüzum kalmadan rahatça görebileceksiniz. (8)
Cennette Allah nezdinde en şerefliniz, sabah akşam O'nun yüzüne bakanınızdır. (9)
Allah'ın Zati Sıfatları
1) Vücüd : (Var olmak) Bu alemde görülen her şey, daha önce yok iken vücüuda getirilmiş ve her biri bir gaye için yaratılmıştır. Bu kainat, maddesiyle şekliyle sonradan var olmuştur. O halde, her yoktan varolan gibi, alemimizde bir yaratıcıya muhtaçtır. O yaratıcı ise, bu alem cinsinden olmayan, onun dışında, varlığı zâtının icabı (Vacibü-l-vücud) olan, mutlak kemal sahibi Allahu Teala'dır.
2) Kıdem (Varlığının başlangıcı olmamak)
3) Beka (Varlığının sonu olmamak),
4) Vahdaniyet (Bir olmak),
5) Muhalefetün-lil Havadis (Sonradan yaratılmışlara hiç benzememek),
6) Kıyam binefsihi (Varlığında hiçbir şeye muhtaç olmamak)
Allah'ın Sübüti Sıfatları
1) Hayat (Diri olmak),
2) ilim (Bilmek-Allah her şeyi bilir),
3) Semi (işitmek-Allah her şeyi işitir),
4) Basar (Görmek, Allah her şeyi görür),
5) irade (Dilemek-Kainatta her şey Allah'ın dilemesiyle olur),
6) Kudret (Her şeye gücü yetmek),
7) Kelam (Konuşmak. Cenab-ı Hak konuşur, fakat onun konuşması ses, dil ve harf yardımıyla değildir. Nasıl konuştuğunu ancak kendisi bilir. 104 kitabı bu sıfatla indirmişitr. Peygamberlerle de bu sıfatla konuşmuştur),
8) Tekvin (Yaratmak-Allah her şeyi yoktan var eder. Ondan başkası bir zerreyi dahi yaratamaz.)
"Allah Baba" Denilir mi? SAKIN ALLAH'A BABA DEMEYiN
islam dininde en büyük günah Allah'a baba demektir. Baba deyince birde ananın olması gerekir. Baba, karısı olup çocuğu doğurtan kimseye ve hayvana denir. Bu anlamda Allah'a baba demek en büyük günah ve küfürdür. Ülkemizde insanın babası olmayanlara da baba demesi alışkanlığı bulunmaktadır. Onlarda babadır, ama başkalarının babasıdır. Onların da karıları ve çocukları vardır. insanlar bir saygı ifadesi olarak onlara mecazi anlamda baba demektedir.
Hristiyanlar, Hz.isa'ya Allah'ın oğlu der. Hz.isa oğul olunca, Allah'a da baba demeye başladılar. Oğul, bulununca bir baba ve baba olunca bir oğul olması birbirini gerektirir. Meryem'e isa'nın anası derler. Öyleyse isa'nın anası Allah'ın karısı mıdır? Buna cevap vermeleri gerekir?
Bizim basın ve yayın organlarında, bazı insanların zaman zaman kullandığı "Allah baba" ifadesi tamamen Hristiyan kültüründen geçmedir.
Kur'an-ı Kerim, Allah'a baba demenin ne kadar büyük bir günah olduğunu anlatır.
"Pek merhametli olan Allah'ın oğlu olduğu kötü sözü söylemelerinden dolayı az kaldı gökler paramparça olacak, yeryüzü yarılacak ve dağlar çökecekti. Oysa Allah'ın oğlu olmaz, göklerde ve yer yüzünde her şey onun mülkü ve herkes Onun kuludur."(Meryem Suresi 88 - 93)
"Allah, çocuk edinmemiş ve hükümranlığında ortağı yoktur." (isra Suresi :77)
"Şüphesiz Allah tektir çocuğu olmaktan münezzeh ve yücedir" (Nisa Suresi : 171)
"Gökleri ve yeri yaratan Allah'tır. Karısı olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Her şeyi O yaratmıştır"(Enam Suresi :101)
"Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, karı da, çocuk da edinmemiştir." (Cin Suresi . 3)
"Allah bir tektir, doğurmadı ve doğmadı. Hiç bir şey O'na denk değildir." (ihlas Suresi: 1-4)
"Allah Göklerdedir" Demek Caiz mi?
Cenab-ı Allah mekan ve yönden münezzehtir. Mekan ve yön olmadan O vardı. Allah'a yön ve mekan tayin eden kimsenin kâfir olup olmadığı konusunda ihtilaf vardır. Onun için bu ifadenin kullanılmamasını önemle tavsiye ederiz.
Allahın ipi ne demektir?
Allahın ipi, Kur'ân-ı Kerîm ise de, islâm âlimleri Allahın ipinden maksat, fukahanın yolu olduğunu bildirmişlerdir. Allahın ipine sarılmak dernek, hak mezheblerden birisine tâbi olmak demektir.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın... " (Al-i imran :103)
Resulullah (s.a.v) buyuruyor: "Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse delâlete düşer."
Allah razı olsun ne demektir?
Allah razı olsun demek, bu halinden Allah razı olsun demek değildir. Allahü teâlâ, seni razı olacağı hale getirsin demektir.
ALLAHIN RAHMETi
insan, âmeline güvenerek afvolacağını ümit etmemelidir. Ancak, Allahü teâlâ'nın rahmetini, ihsanını düşünerek afvedilebileceğini ümit etmelidir. Çünkü Cenâb-ı Hak, şirkten başka günahları dilerse afvedeceğini, rahmetinden ümit kesilmemesini, bağışlama ve merhametinin çok olduğunu bildirmektedir. Allahü teâlâ, yüz rahmetten ancak bir tanesini, insanlara, cinlere ve hayvanlara indirdiğini, bu bir rahmet ile canlıların birbirlerine şefkat gösterdiklerini, rahmetinin doksandokuzu ile de kıyamet günü kullarına rahmet edeceğini, Peygamberimiz bildirmektedir.
Arşın altında (Ben rahmet edicilerin en merhametlisiyim, rahmetim gazabımı aştı) yazılı olduğu ve Cennet ehlinin iki misli kadar insanı Cehennemden çıkarıp afvedeceği bildirilmiştir.
Allahü teâlânın afv ve mağfiretini ümit eden mü'minleri ve kendisinden korkanları Cehennemden çıkaracağı, bir annenin çocuğuna olan şefkatinden çok daha merhametli olduğu hadîs-i şeriflerde bildirilmiştir.
Peygamberimizin şefaati, günahı sevabından çok olan mü' minler içindir. Kıyamet günü Arşın altında bir mü'nâdinin şöyle bağırdığı duyulur:
(Allahü teâlâ kendi hakkını bağışlamıştır. Ancak kul hakları kalmıştır. Siz de birbirinize haklarınızı bağışlayıp Allahın rahmetiyle Cennete girin!)
Kim Allahdan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın Allahın Resulü olduğuna imân ederse. Cehenneme girmeyeceği, falcılık, üfürükçülük yapmayan ve Allahü teâlâya tevekkül eden yetmiş bin kişinin hesapsız Cennete gireceği hadîs-i şerifle bildirilmektedir.
(Hiç kimse benim rahmetimden ümitsiz olmasın) âyet-i kerimesini düşünerek ümitsiz olmamalıdır.
Her ne kadar günah işlemek insanı imansız etmezse de, günahlar zamanla kalbi karartarak maazallah imansız gitmeğe sebep olur. Bu bakımdan Allahü teâlânın emirlerini yapıp, haramlardan kaçarak rahmetini ümit etmelidir.
Önce itikadı düzeltmelidir. itikâd düzgün olmayınca iyi zannedilen âmellerin kıymeti olmaz. Hem itikadı bozuk hem de kötü şeyler yapan kimsenin (Benim kalbim temizdir, Allah beni afveder) demesi asla doğru değildir. Çünkü hadîs-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahmak o kimseye denir ki, her istediğini yapar ve rahmete kavuşmasını ümit eder.)
Demek ki, önce itikadı düzeltip haramlardan kaçarak Allahü teâlânın emirlerini yapmağa çalıştıktan sonra neticeyi beklemek ümit olur.
Allahü teâlânın gazabından emin olmak öldürücü zehir olduğu gibi, rahmetinden ümitsiz olmak da öldürücü zehirdir. Mü'min daima korku ile ümit arasında yaşamalıdır. Korkunun fazla olması daha iyidir. Böylece kötülüklerden kaçıp iyilik etmeğe koşar. Ölürken ise ümidi korkusundan fazla olmalıdır.
Yâ Rabbi! Bizleri azabından korkan ve rahmetinden ümit eden kullarından eyle!
|