islami sohbet, islami chat, islamisohbet, dini sohbet, dini chat islami sohbet, islami chat, islamisohbet, dini sohbet, dini chat
Sunucu KuRaLLaRi
Hz.Muhammed
Peygamberler
Son Peygamber
Abdest & Gusül
Hadis-i & ŞerifLer
İSlamın Şartları
İmanın Şartları
KıYaMet GüNü
Dini BiLgiLer
Dini Hükümler
Dinimiz İsLam
Dini Tabirler
Dini Yasaklar
Bereat KanDiLi
MiRac KanDiLi
MevLid KanDiLi
KaDir Gecesi
ReGaib KanDiLi
Mahrem Konular
Meraklı Konular
iSLamda Evlilik
Dini Hikayeler
Dini Fikralar
Cennet & Cehennem
Vesvese ve Çareleri
Kurban Ve Bayram
Oruç Ve Ramazan
Hanım Sahabiler
İtikadi Konular
Kaza ve Kader
Kabir Hayatı
Ruya TabirLeri
Esma-ül Hüsna
GuzeL SozLer
Ruh Nedir
MeLekLer
Mektubat
Dualar
Hac
Ölüm Ve Ahiret
Namaz
Şeytan Nedir
Sihir Ve Büyü
Zekat
SiyeR
Sağlık
Tevhid
Tasavvuf
Tevekkul
Niyet
BayBurt
Kozmik Bilim
İSlamiYet
iSLamYoLuM
HaberLer
HemZiyaret HemTicaret
KatogoriLer
Mini Sözlük
 
iSLami Sohbet, iSLami Chat, Sohbet, Chat Sitesine Hoş Geldiniz.... iyı SohbetLer Dileriz
   Sohbet Girisi
Rumuz
Şifre
mirc
HaberLer Genel

İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin Zevacir isimli eseriyle, Hadika, Berika, Birgivi, Miftah-ül Cenne, Mektubat-ı Rabbani, Seadet-i Ebediyye, İbni Abidin’den aldığımız, küfre düşüren söz ve işlerden bazıları şunlardır. 

1- Allahü teâlâya layık olmayan şey söylemek. Mesela bir kimse bir işi yaptığı halde, zaruretsiz (Allah biliyor ki yapmadım) demek. Yahut, yapmadığı bir şey için, zaruretsiz (Allah biliyor ki yaptım) demek. Böyle söylemek Allahü teâlâyı hâşâ cahillikle suçlamak olur.

2- Allah akıllıdır, şuurludur, iyi düşünür demek, Onu yaratıklara benzetmek olur ki küfürdür.

3- Peygamberleri küçültücü şey söylemek, onunla alay etmek. Mesela Hazret-i Âdemi kastedip (İlk insan vahşi idi) demek. Veya bir evliyayı peygamberden üstün bilmek. Yahut peygamberin dediği doğru ise biz kurtulduk demek.

(Yalnız Kur’an), (Kur’andan başka kaynak tanımam), (Kur’andan başka kaynağa lüzum yok), (Peygamber postacıdır, vazifesi bitmiştir) gibi sözler de küfürdür.

4- Peygamber efendimizden sonra başka bir Peygamberin geleceğini söylemek. (İsa aleyhisselam gelecekse de, Peygamber olarak gelmeyecektir.)

5- Melekleri küçültücü şey söylemek. Mesela (Senin bakışın bana Azrail gibi geliyor) demek. Yahut (Cebrail bile söylese inanmam) demek. (Çocuklarınızı iyi yetiştirmezseniz, zebani olur) demek.

6- İslam âlimlerinin sözlerini, fıkıh kitaplarını ve fetvalarını tazim etmesi gerekirken tahkir etmek. Mesela (İmam-ı a’zamın kıyası hak değildir) demek. Fetvayı yere çarpmak. Hadis ve tefsir kitaplarını yere fırlatmak.

7- Ahirette olacak şeylerle alay etmek. Mesela (Ben Cenneti istemem, Cehennemi isterim. Çünkü bütün fahişeler oradadır) demek.

8- Allahü teâlânın emir ve yasaklarına yani Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde açık bildirilmiş ve İslam âlimlerinin kitapları ile her tarafa yayılmış, inanılması zaruri olan din bilgilerinden birine inanmamak, beğenmemek veya önem vermemek. Mesela (Ben görmediğim için cinlere, nazara inanmam) demek.

9- Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi yiyip içerken besmele çekmek. Mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür. Hırsızlık yapılarak alınan bir şeyi yerken besmele çekmek küfür olmaz. Çünkü burada yenilen şey değil, hırsızlık haramdır.

10- Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları ve kâfirlik alameti olan veya İslamiyet’i inkâr etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan şeyleri yapmak, kullanmak. Bunlardan meşhur olanlarını bilmeyerek veya şaka olarak veya herkesi güldürmek için yapmak da küfürdür. Mesela zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak. Bunları güldürmek için de kullanmak küfre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez. (Berika)

11- Yunan felsefecileri gibi, dünya ezeli ve ebedi demek.

12- İslamiyet’e, (İslam düşüncesi), (İslam nazariyesi) , (İslami görüş) demek. [Düşünce, bir iş için düşünülen çare veya kıyaslanan neticedir. Görüş de düşünce demektir. Nazariye de, akli, zihni esaslara dayanan görüş, teori demektir. İslam âlimleri, (İnsanın, akıl, şuur, hafıza ve düşünce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allah’a vermek küfürdür) buyuruyorlar.]

13- Allahü teâlânın bildirdiği hükümlere ilahi düşünce, ilahi görüş, ilahi nazariye, ilahi şuur demek. Kur’an-ı kerimdeki hükümlere “Kur’ani görüş” demek.

14- Kâfirlerin dini âyinlerini, bayramlarını beğenmek. Zaruretsiz Hıristiyanların Noelini tebrik etmek. Kiliseye gidip, âyinlere iştirak etmek.

15- (Yahudi ve Hıristiyanların Allah’a inananları Cennete gidecek) demek.

16- Mucizeyi veya kerameti inkâr etmek.

17- Meşhur bir harama helal, meşhur bir helale haram demek. Mesela domuz yağı helal, sirke haram demek.

18- Âyeti, besmeleyi, bir melek, bir peygamber ismi bulunan yazıyı, kasten helaya, necasete, [pisliğe] atmak. Müslümanın ağzına [def-i hacet lafzı ile] sövmek.

19- Kendisine kâfir diye hitap edilince, kabul ederek evet demek.

20- Bir dilim ekmek, din ilminden iyidir demek. Din ilmi küçümsendiği için küfürdür.

21- (Bir süre sonra Hıristiyan olacağım) diye düşünmek. Bir bayan, bir Hıristiyan’la evlenmeye karar verdiği andan itibaren kâfir olur. Bir erkek de bir ateist bayanla evlenmeye karar verdiği andan itibaren kâfir olur.

22- Ağır bir hastalığa düşüp de, (Allah’ım canımı al da, istersen kâfir olarak al) demek.

23- (Allah’ım çocuğumu aldın, başka elinden ne gelirse onu yap) demek.

24- Tırnağı uzun olana, (Tırnağı kesmek sünnettir) dense, o da, (olsun ne olacak) dese, kâfir olur. Tırnağını kesmediği için değil, sünnete önem vermediği için küfür olur.

25- İnşallah, maşallah demek karın doyurmaz. Maşallahla inşallahla iş olmaz veya namaz kılmak karın doyurmaz demek. Bunları söylemekle dinimizin emri beğenilmemiş ve alay edilmiş oluyor. İnşallah, Allah’ın izni ile demektir. Allah’ın izni olmadan hiçbir şey olmaz. Onun için, hayır ve şer Allah’tandır diye iman etmek gerekir. Hayır gibi şerrin de Allah’tan olduğuna inanmamak küfür olur. İsteyen kul ama yaratan Allahü teâlâdır.

26- Sevdiği birine, (Sen bana Allah’tan da, Peygamberden de sevgilisin) demek.

27- Küfre rıza küfürdür. Çocuklarının kâfir olmasına üzülmemek. Mesela kızlarının gayri müslimle evlenmesine rıza göstermek.

28- Müslüman olmak isteyene, sen hele bekle, elimdeki şu işi bitirip de geleyim diyerek, onun Müslüman olmasını geciktirmek.

29- Ecelin hoyrat eli demek. [Çünkü Ecel Allah’ın emri ile gelir, Allah’ın emrini veya Azrail aleyhisselamın vazifesini zulüm gibi göstermek küfürdür.]

30- Kâfire hürmet etmek, mesela hürmet gayesiyle papazın elini öpmek.

31- Eshab-ı kiramdan her hangi birine kâfir demek. [Çünkü Kur’an-ı kerimde hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmiştir. Birine kâfir denilince Kur’ana inanılmamış olur.]

32- (Mazlum kâfirler de Cennete girer) demek.

33- Haram paradan sevap ummak. Mesela bir bayan fuhuş parası ile kurban kesse, bundan sevap umsa, küfre girer. Sevap ummadan yaparsa küfre girmez.

34- Allahü teâlâyı mekanlı bilmek, mesela Hıristiyanlar gibi Allah gökte oturuyor demek. Allahü teâlâyı kastedip, (Göklerden bir ses geldi), (Allah, gökten bize bakıyor) demek. Böyle söylemek Allahü teâlâya mekan isnat etmek olur. Dünya, gezegenler, Cennet ve Cehennem ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır, mahlûktur. Yer ve gökler yok iken de Allahü teâlâ var idi. İslam âlimleri, (Allah her zaman ve her yerde ebedi olarak hazır ve nazırdır) demenin caiz olduğunu bildirmişlerdir. Ancak, Allahü teâlâ zamanlı ve mekanlı olmadığı için bu söz, görünüş üzere kalmaz, mecaz olur. Bu bakımdan (Allah, zamansız ve mekansızdır, hiçbir yerde olmayarak hazır ve nazırdır) demek caiz olur. Böyle olmazsa, Allahü teâlâyı zamanlı ve mekanlı bilmek olur ki bu ise küfürdür. Miftah-ül Cenne kitabında (Bir kimse, “Allah’tan hali [boş] yer yok” dese veya “Allah gökte benim şahidim” dese, kâfir olur. Çünkü Allahü teâlâya mekan isnat etmiş olur. Halbuki Allahü teâlâ mekandan beridir) buyuruluyor. (Küfür Bahsi)

35- (Namaz kılmam ama, sen kalbe bak, benim kalbim temiz) demek. [Çünkü burada namaza önem verilmiyor, namaza önem vermemek küfürdür. Namaz kılmayan hep haram işliyor demektir, haram işleyenin kalbi temiz olmaz.]

36- (Anan baban esmer, sen nasıl sarışın oldun?) diyene, (Ben imalat hatasıyım) demek. Böyle söylemekle hâşâ Yaratıcının yanlış iş yaptığı söylenmiş oluyor

37- İbadetleri müzikle yapmak, ilahileri müzikle söylemek. Çünkü ilahiler ibadettir, ibadete haram karıştırmak küfür olur. İçki içerken besmele çekmek de küfür olur.

38- Filan Müslüman benim gözümde Yahudi gibidir demek.

39- Bir Müslüman şaka olarak, muteber bir din kitabına hurafe dese veya alay ederek haram işleyene veya işletene “helal olsun” dese, mürted olur.

40- Kur’anı teganni ile okuyan hafıza, ne güzel okudun diyenin imanı gider. (Dürr-ül-münteka)

41- Bir şarkıcıyı dinleyen veya herhangi bir haram işi gören kimse bu harama, ne güzel dese, o anda imanı gider. (Müjdeci Mek. 266)

42- İnsan için, dil alışkanlığı gibi bir sebeple değil de, kasten yarattı, yaratıcı, yarattım, yaratıcıyım gibi sözler söylemek küfür olur. Allah’tan başkasına, yaratıcı denmez. Yaratıcı, yalnız Allahü teâlâdır. Mecaz anlamda yapmak, meydana getirmek manasında da söylememelidir. Bu manada veya kasıtsız söyleyenlere küfre girdi dememelidir.

43- Zaruri olan ve tevatür ile bildirilen din bilgilerine inanmayan kâfir olur. Küfür olan her söz, ister şaka olarak, isterse gönülden olmayarak olsun küfür olur. (Milel-nihal)

44- İslam bilgilerini ve ehli sünnet âlimlerini aşağılamak da, küfürdür.

45- Yabancı kadınlara bakana, haramdır denilince, güzele bakmak sevaptır demek küfür olur. Haramı kabul etmeyip, üstelik sanki ibadet gibi sevap diyor. Yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır ve kalbi karartır. Mubah olanı, güzeli sevmek, Allah’ın kudretini temaşa etmek sevap olur.

46- Çok inatçı bir Müslüman için Nuh diyor Peygamber demiyor demek küfür olur.

47- Bir Müslümanın dinine, imanına sövmek küfürdür.

Zordur Filistinde Kadın Olmak 

Ölüme ağıtla, doğana ninninin karıştığı; yaşlanarak ölmenin az kişiye nasip olduğu Filistin topraklarında doğumun da ölümün de acısını yaşayan kadınların hikayesi: Ayrılık. 13 Ekim’de TRT’de.

Geçen Haziran’da heyecanlı bir finalle sezon tatiline giren “AYRILIK”, yepyeni konusu ve yeni oyuncu kadrosu ile 13 Ekim Salı gününden itibaren her Salı saat: 20.00’de TRT1 ekranında izleyicisi ile buluşacak. “AYRILIK”, bu sezon Filistinli kadınların ve çocukların yürek acılarını, çırpınışlarını, barış, aşk, mutluluk için çabalarını gözler önüne serecek.Sıra dışı konsepti ve anlatımı ile “AYRILIK” dizisi izleyenleri, insanlığın derin sularına götürecek.

Yönetmenliğini Onur Tan’ın yaptığı dizinin başrollerinde Erdal Bilingen, Türkü Hazer, Emir Benderlioğlu, Tuvana Turkay, Taner Levent, Sema Aybars, Semir Sergen, Almeda Abazzı, Zafer Kayaokay, yer alıyor. Çağla Prodüksiyon’un yapımcılığında hayata geçirilen AYRILIK’ın genel proje danışmanlığını şair, yazar, yayıncı Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu, Bölge ve Ortadoğu danışmanlığını ise gazeteci, şair Hakan Albayrak yapıyor.

YEPYENİ KADROSU İLE “AYRILIK”IN 14. BÖLÜM ÖZETİ: 

Portakal ağaçları ülkesinde doğumla ölüm öyle iç içedir ki her ölüme yakılan ağıt aynı zamanda doğan çocuğunda ninnisi olur. Müjde veren güler yüzlü anlamındadır Beşir kulluk vazifesini yapmak için düşer Kabe yollarına. Yanında hayat arkadaşı İntizar’la belki de çektikleri bunca acıyı bir an olsun unutarak Yaradan’a son vazifesini yerine getirecektir. Mutluluk denilen ve unutulmuş olan duyguyu doğacak torunu için dileyecektir. Bilir ki Filistin ülkesinde yaşlanarak ölmek az sayıda insana nasip olur artık. Kapılar, gardiyanlar çoktur büyük Filistin hapishanesinde. Birinde tutulmazsanız, elbet bir diğerinde tutulursunuz…

Dünyaya gelecek çocuğunun telaşındadır Rıdvan. Diğer yandan yasaklanmış bir gazete kanla sulamak için toprakları yeterli bir bahane olacaktır cellada

Meryem’i yetiştirmek için çırpınır. Çırpınırda çaresizlik kadar insanın içini acıtan, laneti ta ciğerden okutan başka bir şey var mıdır? Zalim tutmuştur her köşe başını. Öldürmek ki onların çürümüş ruhlarını besler. Bundandır ki Meryem’de bütün Filistinli kadınlar gibi acıya gebedir. Acıya da dayanır insan, alışır da bir meleğin kalbinden sızan kan, damla damla gelir oturursa anasının yüreğine, işte o yürek, o ana iflah olmaz artık… İflah olmaz Meryem…

Hep beklediği mevkidedir artık Eytan. Artık silah onda tetik onda emir ondadır. İnsaf ve merhamet ise boşlukta savrulur gider. Acı artık nefes alıp vermeyle orantılıdır portakal ülkesinde… Eytan başlamıştır artık, durmayacaktır…

Anasına babasına sarılmak için koşar Kevser, tutsak edilmiş yurduna. Yeni doğan yeğenini koklamak için koşar. Ne var ki ölüm gelip baş koltuğa kurulmuştur evlerinde. Kevser bile ilaç olamaz bu yaraya… Artık bütün acılarını kalbine gömer Rıdvan. Gömer de çalar Filistin yurdunun, kahraman savaşçılarının kapısını. Çünkü artık intikam vaktidir.

Umuda Söylenen Türküdür “Ayrılık”

Kur’an Kurslarında yaş sınırı devam ediyor! 

Kur’an Kurslarında yaş sınırı devam ediyor!

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun Kur’an eğitimindeki yaş sınırı hakkında Anayasa Mahkemesi’ne başvurusu hakkın verilen kararın yanlış anlaşıldığı iddia edildi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, başka bir davaya bakarken, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a, 1999 yılında eklenen Ek Madde 3?ün birinci fıkrasının üçüncü tümcesi ile ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.Anayasa Mahkemesi, 08.10.2009 tarihinde, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanuna 28 Şubat sürecinde eklenen ve Kuran kurslarındaki yaş sınırını düzenleyen maddenin iptalini görüşmüş ve ilköğretim beşinci sınıf öğrencilerinin yaz Kur’an kurslarına gidebilmesine izin veren yasa maddesinin iptali istemini esastan görüşerek reddetmişti.

İptali istenen ek üçüncü maddenin birinci fıkrası üçüncü tümcesinde: “İlköğretimin 5. sınıfını bitirenler için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kuran kursları açılır” deniliyor.

Mazlumder Ankara Şube Başkanı Üstün Bol yaptığı açıklamada; “Anayasa mahkemesinin bu kararı üzerine kamuoyunda yaş sınırının kalktığı ve ilköğretim 5. sınıftan öncede öğrencilerinin yaz Kur’an kurslarına gidebileceği şeklinde yanlış anlamalar oluşmuştur” dedi.

Yaş sınırının kalktı şeklinde yapılan yayınların gerçeği yansıtmadığını dile getiren Bol; “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu İlkoğretim 5. sınıftan önce öğrencilerin yaz Kur’an Kursuna gidebilmesini laiklik ilkesine aykırı bulduğu için iptal isteminde bulunmuştur. Anayasa mahkemesinin bu talebi reddetmesi 5. sınıftan küçük çocukların yaz kur’an kurslarına gidebileceği anlamına gelmemektedir. Kur’an Kurslarında yaş sınırı yasağı 1999 yılındaki hali ile halen devam etmektedir. Anayasa mahkemesi verdiği red kararıyla sadece, yasağın 15 yaşa çıkarılmasını engellemiştir.

Anayasa mahkemesinin bu kararı sonrasında yasak dün olduğu gibi bugünde devam etmektedir. Bütün yurttaşlarımızı sağduyudan yoksun bu yasağın kaldırılması için Mazlumder Ankara Şubesinin başlattığı “Yaş Sınırı Kaldırılsın” kampanyasına katılmaya ve siyasi iktidarı da toplumsal talebe uygun olarak Kur’an Eğitiminde Yaş sınırı yasağını bir an önce kaldırmaya davet ediyoruz” dedi.

Peygamber efendimizin ilk hutbesi 

Peygamber efendimizin ilk hutbesi

Hz. Muhammed’in ırkçılığa karşı en güzel mesaj olan meşhur veda hutbesini duymayayınız yoktur. Peki ya O’nun ilk hutbesinde neler söylediğini biliyor musunuz? İşte ilk hutbe:

Bir cuma günü Medine yolundaBir çift güvercin ve örümcek ağı… Ölümle arasında bu ikisinden başka bir şey olmayan, düşmanlarıyla burun buruna geldiğinde arkadaşına “Korkma, Allah bizimle beraberdir”, diyerek moral veren Sevgili Peygamberimiz, çölün çile dolu yollarında Süraka’nın tehditlerine, yolun güçlüklerine boyun eğmeden 24 Eylül 622 tarihinde ashabının sevinç gösterileri altında Kuba kasabasına girdi.

Kuba kasabasında dört gün kalan Hz. Muhammed (sav) burada İslam’ın ilk mescidini, takva üzerine bina edilmiş olan Kuba Mescidi’ni inşa etti. Cuma günü olduğunda ise Medine’ye doğru yola çıktı.

Ashab-ı Kiram kılıçlarını kuşanmış Peygamberimizle birlikte ilerliyor, Medine’ye giden yolun sağında solunda toplanan insanlar Allah Celle’nin son Peygamberine selam veriyor, O’na olan sevgilerini göstermeye, hasretlerini gidermeye çabalıyorlardı. Ranuna vadisine geldiklerinde öğle vakti olmuştu. Yarım hurma ile dahi olsa…

Peygamber Efendimiz Aleyhisselam, Salim bin Avfoğullarının oturduğu bu vadide ilk Cuma namazını kıldırdı. Rasul-i Ekrem bu ilk Cuma namazının hutbesinde şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Sağlığınızda ahiret için hazırlık yapınız. Biliniz ki kıyamet gününde herkes yaptığından hesaba çekilecektir. Sizlerden her biri çobansız bırakacağı koyunundan sorumlu tutulacak. Sonra Rabbi ona tercümansız ve aracısız olarak şöyle diyecek:

‘Sana Resulüm gelip de emirlerimi tebliğ etmedi mi? Ben sana mal mülk verdim, pek çok iyiliklerde bulundum. Ya sen kendin için ahiret azığı olarak ne getirdin? Bu soruyla karşılaşan şahıs sağına soluna bakacak ancak hiçbir şey göremeyecek. Önüne baktığında ise cehennemi görecek. Öyleyse yarım hurma ile dahi olsa cehennemden korunmaya çalışınız, onu da bulamayan güzel bir sözle kendisini kurtarmaya baksın. Zira bir hayır için on katından yedi yüz katına kadar sevap verilir. Allahın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.’

Sözlerin en güzeli

Allah Resulü bu ilk hutbesini bitirdikten sonra yeniden kalktı ve ikinci hutbesini okudu:

“Allah’a hamd olsun. O’na hamd eder ve O’ndan yardım dilerim. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. Allah’ın doğru yolu gösterdiği, hidayet ettiği kişiyi kimse saptıramaz. Saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tekdir, O’nun eşi ve benzeri yoktur. Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabıdır. Allah Celle kimin kalbini Kur’an’la süslerse onu kâfir iken İslam’a sokar. O kimse de Kur’an’ı başka sözlerden üstün kılarsa kurtulur.

Allah’ı bütün kalbinizle seviniz

İyi bilin ki, Allah’ın kitabı sözlerin en güzeli ve en üstünüdür. Allah’ın sevdiğini seviniz! Allah’ı, bütün kalbinizle seviniz! Allah’ın kelamından ve onu okumaktan usanmayınız. Allah’ın kelamından kalbinize bir karartı gelmesin.

Çünkü Allah’ın kelamı, Allah’ın yarattığı her şeyin en üstününü ayırıp seçer, amellerin hayırlısını ve kullarının seçkini olan peygamberleri ve onların kıssalarını anlatır. Helali ve haramı bildirir. Siz sadece Allah’a ibadet ediniz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız. O’ndan hakkıyla sakınınız.

Sözleriniz, Allah’a yönelmiş güzel sözler olsun ve aranızda Allah’ın kelamı ile sevişiniz. İyi biliniz ki, Allah, ahdini bozanlara, sözünde durmayanlara gazap eder. Allah’ın selamı üzerinize olsun.”

Peygamebirimiz Hz. Muhammed, Cuma namazını kıldırdıktan sonra Hakk’ın hâkim olduğu yeni bir dünya kurmak amacıyla Medine’ye doğru hareket etti.

İrlandalıların imdadına Osmanlı yetişmiş 

İrlandalıların imdadına Osmanlı yetişmiş

Osmanlı Devleti’nin İrlanda’da 1845 yılında yaşanan ve halkın büyük bir bölümünü açlıkla yüz yüze getiren kıtlık nedeniyle bin altın yardımda bulunduğu ortaya çıktı.

1845?te kıtlık yaşanan İrlanda’ya Osmanlı Devletinin yaptığı maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdi.Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında yer alan ve Padişah Abdülmecid’e hitaben yazılan 1847 tarihli mektupta, şu ifadeler yer alıyor:

“Majesteleri Osmanlı Padişah’ı Sultan Abdülmecid Han’a, Tanrı majestelerinden razı olsun. Biz aşağıda imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.

Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı karşıya kaldığı çaresizlik Allah’ın hikmetiyle takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır.

Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz.”

Büyük patates kıtlığı 

İrlanda’da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğradı. O dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik Devletlerine göç etti. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında bulundur.

Muhtaca yardım 

Konuya ilişkin AA muhabirine bilgi veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanı Önder Bayır, Osmanlı parasıyla 1000 altın lira değerindeki yardımın, dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle kanalıyla İrlanda halkına iletildiğini aktardı.

19. yüzyılın ortalarında Avrupa’nın başka ülkelerinde de kıtlık yaşandığını belirten Bayır, Osmanlı’nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunduğunu kaydetti.

Bayır, şöyle konuştu: “Osmanlı İmparatorluğu’nun bir şiarı var; dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere yardımda bulunuyor. İlla ki bir yardım talebi gelmesini de beklemiyor. Koruyucu bir yapısı var. İmparatorluk olarak kendisini gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika topraklarından mesul addediyor. Yardım ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyor.

Bu yardımlar sadece maddi de olmuyor. Gerekirse askeri, gerekirse sözlü yardım ediyor. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl bize sığınıyor. Fransa Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’e esir düştüğünde İmparator’a ‘Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni yaparım’ şeklinde haber gönderiyor.”

Önder Bayır, İrlanda’ya yapılan yardım sonucunda teşekkür mektubunun gönderilmesinin yanı sıra, bu yardımın anısına İrlanda’nın başkenti Dublin yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da bir teşekkür plaketi asıldığını sözlerine ekledi.

Allah Yalanın Her Türünü Haram Kılmıştır 

Allah Yalanın Her Türünü Haram Kılmıştır

Yalan söylemek, Yüce Allah’ın Kuran’da yasakladığı bir davranıştır. İman eden, Allah’ın her şeyi bilip gördügüne ve hesap gününde tüm yaptıklaının ortaya çıkacağına inanan bir insanın böyle bir tavır göstermesi Allah’ın izniyle mümkün değildir.

Yalanın çok çeşitli türleri vardır. Çoğu zaman insanlar, “yalan söylemek” denildiğinde, sadece açıkça ve doğrudan söylenen yalanı dikkate alırlar. Örneğin herhangi bir konuda kendilerine, “bunu sen mi yaptın?” denildiğinde, gerçekte yaptıkları halde, “hayır, ben yapmadım” demenin yalan olacağını hemen her insan bilir. Ve “ben yalan söylemem” dediklerinde de, bu tür bir dürüstlük anlayışından bahsederler.

Bunun dışındaki yalan türlerini ise daha masum ve önemsiz görürler. Bu nedenle de, ‘yalan’ adını vermedikleri yalanları söylemekte bir mahsur görmezler. Halbuki samimiyetsizlikle yapılan bir tavrın masum bir yönünün olması mümkün değildir. Bir insan gerçeği çarpıtmak amacıyla hangi yöntemi kullanırsa kullansın, bu yalandır.

Yalan Nefsin Zorlandığı Anlarda Ortaya Çıkar

Aklı başında bir insan yalan söylemenin kötü bir özellik olduğunu bilir. Böyle bir tavır bozukluğuna başvurmanın yanlışlığının farkındadır. Ancak nefsinin zorlandığı veya kendini temize çıkarması gerektiğine inandığı anlarda hemen yalanın masum olduğuna inandığı türlerine başvurabilir. Örneğin büyüklük gururu, enaniyet gibi nefse uymaktan kaynaklanan kötülükler, kişiyi kendini savunma, gururu kurtarma, küçük düşmeme, nefsi temize çıkarma gibi amaçlarla yalana sürükleyebilir. Bu nedenle insanın kendisini değerlendirirken, nefsine karşı çok dürüst ve samimi yaklaşması; samimiyetsiz tavırlarını hiçbir kılıf ile örtüp masum göstermeye çalışmaması gerekir.

Nefsin zorlandığı anlarda, insanın nefsindeki bu kötü özelliklere karşı koyabilecek bir akla, imana ve vicdana sahip olması gerekir. Aksi takdirde, insanın nefsindeki bu kötülüklere karşı bir irade göstermesi mümkün olmaz. Nefsini koruma adına her türlü yalan, samimiyetsizlik ve sahtekarlığa başvurabilecek bir ahlak bozukluğu gösterebilir. Ancak imanlı bir insan, yalanın her türüne karşı koyar. Güçlü Allah korkusuna sahip samimi bir mümin, Allah’ın ahirette verebileceği karşılığı düşünerek enaniyetini yenebilir. Maddi manevi ne kadar zarara uğrarsa uğrasın, dürüstlükte kararlılık gösterir.

Allah’a kesin olarak inanan ve korkan bir müminin bu dürüst bakış açısını elde edebilmesi ise son derece kolaydır. Bunun için düşünmesi gereken, “Allah’ın yalanı haram kılmış ve Kuran’da bu hükmünü çok açık bir şekilde bildirmiş olması”dır. Bir ayette Allah yalan konusunda şöyle buyurmaktadır:

“Yalanı, yalnızca Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte yalancıların asıl kendileri onlardır.” (Nahl Suresi, 105)

Samimi bir mümin, bu ayetin konumuna girmekten şiddetle korkup sakınır. Allah’a iman etmeyen, Allah’tan korkmayan ve ahirete inanmayan insanların rahatlıkla gösterebileceği bu tavrın aynısını göstermekten Allah’a sığınır. Yalancılık Şeytanın Bir Özelliğidir

Yalan söylemek yani yanıltıcı bilgi vermek şeytanın en önemli özelliklerindendir. Şeytan bu özelliği ile insanları aldatıp doğru yoldan saptırır. Kendi taraftarlarını, etkisi altına aldığı insanları da böyle davranmaya sevk eder. Yalan söyleyen bir insan, o anda şeytanın telkinlerine uyuyor demektir. Kuran’da şeytanın yalancı karakterinin bildirildiği ayetlerden biri şu şekildedir:

“İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: “Doğrusu, Allah, size gerçek olan va’di va’detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim…” (İbrahim Suresi, 22)

Üstü Kapalı Bir Yalan, Zincirleme Başka Yalanlara Kapı Açar

Yalanı çirkin gördüğünü söyleyen ve yalan söyleyenleri şiddetle kınayan ancak “üstü kapalı yalanı” alışkanlık haline getirmiş bazı insanlar vardır. Bu tür yalanların en önemli özelliği ise, “ispat edilemez ya da ispat edilmesi çok zor olması”dır. Bu tür yalanlarda, kişi belki açıkça var olan bir şeyi reddetmez. Ya da ortada hiç olmayan bir konu uydurup hayali bir söz söylemez. Ama var olan bir konuyu karmaşık, dolambaçlı ve samimiyetsiz yöntemlerle çarpıtarak değiştirir. Kuran’da bu şekilde gerçeği çarpıtarak “ters yüz ederek yalan söyleyen” kimselerin ahlakı şöyle bildirilmiştir:

“Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber vereyim mi? Onlar, ‘gerçeği ters yüz eden,’ günaha düşkün olan her yalancıya inerler.” (Şuara Suresi, 221-222)

Yüce Allah Kuran’da, bu kimselerin şeytanın etkisi altında hareket ettiklerini de bildirmiştir. Bu kişiler kendilerine sorulduğunda hiçbir şekilde yalan söylemediklerini iddia ederler. Halbuki bu yaptıklarının da, açıkça söylenen yalandan hiçbir farkı yoktur. Birinde kişi gerçeği açıkça reddederken, diğerinde bunu çeşitli bahaneler ve mazeretler uydurarak reddetmektedir. Örneğin bir kişi, söylediği sözü geri almak istediğinde, açıkça “ben yanlış bir şey söyledim” demek yerine, “ben o sözümle başka bir şey kastetmiştim” diyerek gerçeği çarpıtmaya çalışır. Bu samimiyetsiz bir yöntemdir. Bu yöntemin yalanın bir türü olduğu hatırlatıldığında kişi bu samimiyesizliğini yine bir başka samimiyetsizlikle örtmeye çalışır. Bu şekilde yalan söylemediğini ispatlamaya çalışırken, ardı ardınca pek çok yalan söyleyerek haklı çıkmaya çalışır. Samimiyetsizlik, beraberinde mutlaka karmaşa getireceği için, yalan üzerine kurulu bu çaba sonucunda kişi işin içinden bir türlü çıkamaz. Bir dakika önce söylediği bir sözü, bir dakika sonra anımsamaz. Yeni bir mantık ortaya atar. Konuşmaları dürüstlük üzerine kurulu olmadığı için bu yeni mantık, bir önceki ile çelişir. Bu çelişkileri makul hale getirebilmek için yeni bir yalan daha söylemek zorunda kalır. Bu karmaşa içerisinde kendi söylediği sözleri tamamen unutur. Kendisine hatırlatıldığında yine kendini savunmak için içinden çıkamadığı bu çarpık mantıkları bu sefer tümden reddeder. Sonuçta sözde “sadece ben öyle demek istemedim” ya da “ben onu o amaçla değil, şu amaçla yaptım” gibi, masum zannettiği samimiyetsiz yöntemlerle gerçeği çarpıtmaya kalkışması beraberinde zincirleme pek çok yalanı daha getirir.

Oysa ki açıkça bir olayı gizlemek, aksini söylemek nasıl yalan ise, bu tarz samimiyetsiz, dolambaçlı yöntemlerle gerçeği çarpıtmaya çalışmak da aynı şekilde apaçık yalandır. En önemlisi de Allah herşeyin en doğrusunu, kişinin bir söz söylerkenki niyetini, samimiyetini, bununla neyi hedeflediğini, hepsini bilendir. Kuran’da bu gerçek insanlara şöyle bildirilmektedir:

“Onlar, insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler…” (Nisa Suresi, 108)

“(Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir.” (Mümin Suresi, 19)

“… Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 135)

Peygamberimiz (sav) İnsanlara Doğru Söz Söylemelerini Tavsiye Eder

“Siz doğruluğa devam ediniz, çünkü doğruluk muhakkak sahibini hayırlara eriştirir. İyilikler de cennete hidayet eder, götürür. Doğruluğa devam ettikçe ve doğruyu aradıkça Allah Teala’nın indinde sıddık olarak yazılır. Yalandan sakınınız, muhakkak yalan insanı fücura götürür, fücur ise ateşe yani cehenneme götürür, kul yalana devam ettikçe ve yalanı aradıkça Allah Katında yalancı yazılır.” (Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, s.279; Buhari ve Müslim’den)

“Eğer siz Allah ve Resulü’nün sizi sevmesini istiyorsanız, size verilen emaneti yerine veriniz. Söylediğiniz vakit doğru söyleyiniz, komşularınız ile güzel komşuluk yapınız.” (Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, s.278; Taberani’den)

Sonuç: Yalan Söyleme Hastalığından Kurtulmanın Çözümü Samimi İmandır

İnsanın söylediği sözleri unutacağı ve sürekli çelişkili konuşarak bir yalandan bir diğerine geçeceği kadar aklını, hafızasını kapatacak bir vicdan karmaşası yaşaması, Allah’tan gereği gibi korkup sakınmamasından kaynaklanmaktadır. Şeytan kişiyi, sözde kendine zarar gelmesin diye yalana teşvik eder. Halbuki insan böylelikle, dünyada da ahirette de kendisini küçük düşürecek, hüsrana uğratacak bir samimiyetsizliğin içine girmiş olur. Sözde insanların güvenini, hoşnutluğunu, yakınlığını kazanacağını umarken hem güvenilmez bir insan haline gelir, hem de en önemlisi Yüce Allah’ın rızasından uzaklaşmış olur.

Bunun çözümü, her ne olursa olsun, dünyadaki en büyük maddi ve manevi zarara dahi uğrayacak olsa, insanın dürüstlükten, samimiyetten taviz vermemesidir. Yüce Allah’ın rızasına uygun olan ahlak budur. Bir insan Allah’tan korktuğu için bu dürüstlükte kararlılık gösterirse, inşaAllah Allah dünyada da ahirette de bu kişinin dürüstlüğünün sonunu mutlaka hayırla neticelendirecektir. Dürüst olan insan hiçbir zaman mağdur olmaz. Çünkü Yüce Allah dürüst ve adil olan kullarını sevendir. Sonsuz rahmet sahibi olan Allah dürüstlerin ve samimi müminlerin karşılaşacağı güzel sonucu Kuran’da şöyle bildirmiştir:

“Allah dedi ki: “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.”” (Maide Suresi, 119)

Yalan söylemenin doğru bir davranış olmadığı konusunda herkes hemfikirdir. Ancak bu genellikle sadece sözde kalmakta çünkü insanların büyük bir çoğunluğu bu çirkin davranışı çekinmeden yapabilmektedir. Bunun önemli bir sebebi, yalanı makul hale getirmek için “beyaz yalan”, “küçük yalan” gibi kılıflarla masum ve meşru bir davranış olarak gösterilmesidir. Oysa yalanın iyisi-kötüsü, büyüğü-küçüğü olmaz. İnsan Allah Katında yaptıklarından sorumlu olacağını unutmamalı ve her ne durumda olursa olsun mutlaka doğruyu söylemelidir. Kuran ahlakına uygun olan doğru davranış budur.

iLahi Dinle, iSlami Sohbet, iSlami Chat, Dini Sohbet, Dini chat, iSlamiSohbet, iSlamiChat, iSlam 

iSLamYoLum.Com © 2009  - Bay KuRSuN   iSlami Sohbet | iSlami Chat | Dini Sohbet | Dini Chat | iSlamiSohbet | Chat | Sohbet | iSlam | Sitemap